Okuma Süresi: 4 dakika

2 Haziran’da Katar’ın Al-Araby Al-Jadeed haber sitesinin İran, Suudi Arabistan, BAE ve Umman’ın Basra Körfezi’nde deniz güvenliğini artırmak üzere Çin’le koordinasyon içinde ortak bir deniz gücü kurulması hususunda görüşmeler yapıldığını duyuran haberi Ortadoğu’da ABD hakimiyetine dayalı düzenin hızla sarsılmaya başladığının ciddi göstergelerinden birisi olarak görüldü.

3 Haziran’da İran Ordusu Donanma Komutanı Şahram İrani’nin Katar, Bahreyn, Irak, Pakistan ve Hindistan gibi bazı bölge ülkelerinin de yeni kurulacak ortak deniz gücüne katılmaya istekli olduğunu duyurması ABD’yi bekleyen tehlikenin büyüklüğünü gösteriyordu.

Bölgede ortak bir deniz gücü kurulmasına ilişkin haberler çıkmadan az önce 31 Mayıs’ta BAE Dışişleri Bakanlığı “İki ay önce (Mart ayı) tüm ortaklarla etkili güvenlik işbirliğine ilişkin devam eden değerlendirmemizin bir sonucu olarak BAE, Birleşik Deniz Kuvvetleri’ne (Combined Maritime Forces-CMF)katılımını geri çekti” açıklamasını yapmış ve Bahreyn’deki ABD donanma üssünde bulunan Birleşik Deniz Kuvvetleri’nden çekildiklerini ilan etmişti. Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nden on gemi, CMF’nin dört operasyonel görev gücünden biri olan Birleşik Görev Gücü (CTF) 152 altında faaliyet göstermekteydi ve BAE bu görev gücünden çekilmişti.

Nisan sonu ve Mayıs başında kendisine ait tankerleri İran’ın ele geçirmesine ABD’nin bir cevap vermemesi BAE’yi hayal kırıklığına uğratmış ve ABD’nin Körfez’de güvenlik garantörü olarak güvenilemeyeceği kanaatine varmalarına sebep olmuştu. Bu kanaate varan sadece BAE değildi, Suudi Arabistan başta olmak üzere bütün Körfez ülkeleri artık benzer düşünceyi paylaşıyordu. KİK üyesi ülkeler kendilerine göre haksız da sayılmazlardı. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Hint-Pasifik’e askeri olarak odaklanan ABD için Ortadoğu eski önemini yitirmiş, Afganistan’dan İsrail’e kadar Orta Doğu’nun büyük bölümünü kapsayan ABD Merkez Komutanlığı (CENTOM) operasyon alanındaki ABD birliklerinin sayısı 2008 yılına göre yüzde 85 oranında azaltılmıştı.

Bu genel strateji değişikliğinin yanı sıra, İran Haziran 2019’da bir ABD Global Hawk gözetleme insansız hava aracını düşürdüğünde, aynı yıl Eylül ayında Suudi petrol altyapısının Husiler tarafından İran dronları ve seyir füzeleri ile vurulduğunda da ABD İran’a herhangi bir askeri karşılık vermemişti. Bunun da ötesinde, İran destekli gruplar Ocak 2021’den 2023 Mart ayına kadar Suriye ve Irak’taki ABD mevzilerini 83 kez vurduğu halde ABD yalnızca dört defa karşılık vermişti. Kendi üslerini dahi korumakta çekingen davranan ABD’nin Körfez devletlerinin güvenliğini sağlamayacağı ortaya çıkmıştı.

ABD’nin, Yemen’de İran destekli Husilere karşı 2015’ten beri savaşan Suudi liderliğindeki koalisyona desteğini çekmesi, silah satışlarına kısıtlama getirmesi, Amerikan silahlarına güvenilir ve hızlı erişim isteyen Körfez ülkelerini ABD silahlarına alternatif arayışlara yöneltmişti.

Güven bunalımı yaşayan KİK üyesi devletler, ABD patronajında ve onun menfaatlerini korumayı önceleyen politikalar yerine ulusal ve bölgesel çıkarlara dayalı çok taraflı bölgesel ilişkiler kurmaya, bölgesel güvenlik mimarisi inşasına yöneldiler. Bir yandan Çin ve Rusya gibi ABD’nin rakibi büyük güçlerle ticari, teknoloji, enerji ve güvenlik alanlarında hızla işbirliğine girerken diğer taraftan Çin’in arabuluculuğu ile en büyük jeopolitik tehdit olarak kabul edilen Şii İran ile diplomatik ilişki kurdular.

İran ile hızla gelişen normalleşmenin ulaştığı seviyeyi Al-Jadeed haber sitesi 6 Haziran’da yaptığı bir başka haberinde, stratejik önemdeki deniz ticareti yolunda seyrüsefer güvenliğini güçlendirmeye yönelik olarak Tahran, Riyad, Abu Dabi arasındaki müzakerelere Çin’in arabuluculuk yapmaya çoktan başladığını yazmıştı. [1]

6 Haziran’da Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin düzenlediği basın toplantısında, Orta Doğu’nun, Basra Körfezi bölgesinde barış ve istikrarın korunmasının, bölgedeki ülkelerin ve halkların refahı için çok önemli olduğunu ve küresel barışta, küresel ekonomik büyümenin ilerlemesinde ve sürdürülebilir bir enerji arzının sağlanmasında hayati bir rol oynadığını belirterek Çin’in bölgede barış ve istikrarı teşvik etmede olumlu ve yapıcı bir rol oynamaya olan bağlılığını vurguladı. Bu açıklama ile Çin; İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer bölge ülkeleri arasında ortak bir deniz gücü oluşturulması fikrini desteklediğini ilan etmiş oluyordu.

ABD “gafil avlandı”

ABD 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisinde ÇHC, “hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyeti hem de bunu yapacak ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik gücü giderek artan tek rakip” olarak görülüyordu. Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisinde de “ABD ulusal güvenliğine yönelik en kapsamlı ve ciddi meydan okuma, ÇHC’nin Hint-Pasifik bölgesini ve uluslararası sistemi kendi çıkarlarına ve otoriter tercihlerine uyacak şekilde yeniden biçimlendirmeye yönelik zorlayıcı ve giderek daha saldırganlaşan çabasıdır” deniliyordu.

Ne var ki, Çin’i çevreleme stratejisi uygulamak isteyen ABD, boşalttığı Basra Körfezi’ndeki güç boşluğunu en büyük rakibinin doldurmakta olduğunu fark etti.

10 Mart’ta Çin’in ev sahipliğinde yapılan görüşmelerde Suudi Arabistan Krallığı ile İran İslam Cumhuriyeti arasında, aralarındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması ve iki ayı aşmayan bir süre içinde büyükelçiliklerinin ve misyonlarının yeniden açılması için anlaşmaya varıldığına dair Çin, İran ve Suudi Arabistan üçlü bir açıklama yaptılar.[2]

15-25 Mart arasında Ürdün, Mısır, Libya, Tunus ve Lübnan’ı kapsayan bölge turu yapan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Barbara Leaf “Normalleşmeyi desteklemiyoruz” sözleriyle ABD’nin anlaşmaya olan tepkisini dile getirdi. Bölgede İran tehdidi üzerinden ABD’nin kurguladığı savunma mimarisinin hızla çökmekte olduğu görülüyordu.

ABD tepkisine rağmen 29 Mart’ta Suudi Arabistan’ın Çin ve Rusya’nın liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) diyalog ortağı olma kararı Kral Selman tarafından onaylandı.

6 Nisan 2023 günü iki ülkenin dışişleri bakanları Pekin’de ilk kez bir araya gelerek Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran’ın diplomatik bağlarının resmen yeniden kurulması konusunda anlaştılar.

Uzun süredir tecrit etmeye çalıştığı İran ve Suriye’nin Suudi Arabistan ile yakınlaşmasından rahatsız olan ABD, Nisan ayı başında Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns’u apar topar Riyad’a gönderdi. Burns burada yaptığı görüşmelerde söz konusu yakınlaşmadan duydukları hoşnutsuzluğu ve hayal kırıklığını dile getirdi, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’a, Riyad’ın İran ve Suriye ile yakınlaşması karşısında ABD’nin kendisini “gafil avlanmış” hissettiğini söyledi.

1983’ten itibaren bölge güvenliği kendisinden sorulan ABD, KİK üyesi devletlerin İran ile diplomatik ilişkiler kurmasını, ilişkilerinin normalleşmesini kabul edilemez buluyor. 14 günden daha kısa sürede nükleer silah yapacak kapasitesi bulunan, orta ve kısa menzilli balistik füzelere, gelişmiş İHA envanterine sahip olan bu ülkenin gelişmiş silah teknolojisinin yayılmasını sağlayacağını, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan’daki vekil güçleri eliyle istikrarsızlaştırıcı eylemleri yönetmeye devam edeceğini dolayısıyla hem İsrail hem de sünni Araplar için tehdit oluşturmaya devam ettiğini ileri sürerek Körfez’de ABD’nin oluşturmaya çalıştığı Arap ve İsrail ordularının bölgesel ittifakına dayalı bir savunma sistemine entegre olmalarını istiyor. CENTCOM kendisini bir “güvenlik entegratörü” olarak yeniden konumlandırmak üzere çabalıyor.

Abraham Anlaşmaları ile İsrail’i Arap devletleri ile kaynaştırma hesabı yapan ABD’nin çok kısa süre içerisinde meydana gelen gelişmeler karşısında şaşkınlık içerisine düştüğü açıkça görülüyor.

Körfez devletlerinin ABD’nin mutlak kontrolünden çıkmasında, 2019 yılından itibaren Türkiye ile BAE, Suudi Arabistan arasındaki kırgınlıkların giderilerek dostluklarının yeniden kurulmasının etkisi ve bağımsız davranmaları konusunda cesaretlendirmesi de gözden uzak tutulmamalıdır.

Bir sonraki yazıda, Körfez’de ABD aleyhine değişen statükonun sadece Çin hamlesine bağlamanın yeterli olup olmadığını değerlendireceğiz.

Dipnotlar

[1] İran, Suudi Arabistan ve BAE’den Çin’in himayesinde Körfez’de ortak deniz gücü https://sputniknews.com.tr/20230606/iran-suudi-arabistan-ve-baeden-cinin-himayesinde-ortak-deniz-gucu-1072096593.html
[2] Suudi Arabistan Krallığı, İran İslam Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Üçlü Açıklaması https://sp.spa.gov.sa/viewfullstory.php?lang=en&newsid=2433231#2433231

*Bu yazı, 21 Haziran 2023 tarihinde SDE web sitesinde yayınlanmıştır.

https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/abd-gafil-avlandi-korfezde-yeni-ortak-deniz-gucu-olusumu-kose-yazisi-33379

Kategoriler: Yazılar