Okuma Süresi: 4 dakika

14 Mayıs seçimleri yaklaşırken Millet İttifakının bileşenlerinin yapısı, bileşenlerin halkın bir kısmına karşı kitlesel kanlı hesaplaşma tehditleri savurması, 100 yıllık sistemi değiştireceklerine dair söylemleri, terör suçundan tutukluların 15 Mayıs sabahı salınacaklarına inandırılmaları, seçmenleri ciddi biçimde endişe ve korkuya sevk etmektedir.

Eli kanlı terör örgütleri PKK, FETÖ, DHKP/C’den tutun Marksist, mezhepçi ne kadar silahlı grup varsa ittifakın içine dahil olmuş durumda. İttifakın siyasi liderlerinin daha demokratik bir toplum kurmak için toplumun her kesimini bir çatı altında topladıkları iddiası, bileşenlerin kimliğine bakınca, hiç de bu iddiayı doğrulamıyor. Halkın endişesi yabana atılacak bir endişe değil.

Millet İttifakının içerisine bunca eli silahlı kanlı örgütün boca edilmesi, bunları kimin ne maksatla bir araya getirdiği sorusunu sorduruyor, ister istemez başka senaryoların varlığını da düşündürüyor.

Bu seçimde ABD ve AB’nin bütün imkanlarını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tekrar cumhurbaşkanı seçtirmemek üzere seferber ettiği, bunun için de mümkün olduğunca bütün muhalif unsurları Millet İttifakı’nda toplamak için önemli rol oynadıkları biliniyor.

Nitekim, 16 Aralık 2019’da Amerika televizyon kanalı FX’te konuşan ABD Başkanı John Biden, Erdoğan’ın ABD hava sahasına erişimi engelleyen politikalarından endişe duyduğunu, müttefikleri ile bir araya gelerek bölgedeki faaliyetlerini tecrit etmek için çaba göstereceklerini, Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetlerinin canlarını sıktığını, yaptıklarının bedelinin Erdoğan’a ödetilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Biden bedel ödetme planını şöyle açıklıyordu “Yani çok endişeliyim. Ama geçmişte yaptığım gibi, onlarla (muhalefet) doğrudan temasa geçip, hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onları Erdoğan’ı mağlup etmeleri için cesaretlendirebiliriz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.”

“Bence yapmamız gereken ona (Erdoğan’a) karşı farklı bir yaklaşım izlemek. Muhalefetin liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Açıkça pozisyonumuzun parlamentoda da yer edinmek isteyen Kürt nüfusun entegrasyonunu sağlamak olduğunu söylemeliyiz.”

PKK/HDP’nin sıklıkla dile getirdiği, destekleri karşılığında Millet İttifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendilerine genel af, özerklik sözü verdiği açıklamaları, Biden’ın talebi doğrultusunda muhalefete dikte edilen taahhütler olduğu anlaşılıyor.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Şunu söylemeliyim, şüphesiz birçok kişi, birçok devlet, uluslararası güçler, bazen doğrudan ve açık bir şekilde, bazen farklı şekillerde yönetimimize haber gönderdiler, selamlar gönderdiler; ‘eğer bir gün eylemsizlik, ateşkes kararı alırsanız biz üzerimize düşen rolü oynayacağız’ dediler” açıklaması seçim sath-ı mailinde ABD ve müttefiklerinin devrede olduğunu, Kandil ve HDP’ye özerklik sözü verildiğini gösteriyor.

ABD Seçimde Kazanmakla Yetinir Mi?

Biden’ın Erdoğan’ı “Darbe ile değil, seçim süreci ile” mağlup edeceğiz açıklaması oldukça manidar. Akıllarında hem darbe hem de seçim olmak üzere iki seçeneğin bulunduğu gayet açık. Bu sefer, Erdoğan yönetimini devirmek için seçim sürecini tercih edeceklerini ifade ediyorlar. Nitekim, darbe seçeneğini FETÖ eliyle 15 Temmuz 2016’da denemiş, ancak başarısız olmuşlardı. ABD’nin İktidarı değiştirmek için 14 Mayıs’ta seçim sürecini tercih etmesi darbe seçeneğinden vazgeçtiği anlamına gelmemektedir.

ABD ve Batı için diğer ülkelerdeki askeri ya da siyasi darbeler çıkarlarına hizmet ettiği sürece meşrudur, diktatörlüğü problem etmezler. “Kurallara dayalı küresel düzenin korunması” olarak ifade ettikleri çıkarlarını korumak için herkesle çalışırlar. Bu düzen, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ABD küresel hakimiyetinin devam ettirilmesi ve ittifaka mensup diğer batılı ülkelerin ABD gölgesinde varlıklarını devam ettirmesine dayalı düzenidir.

Siyasi partiler ile terör gruplarının Millet İttifakı çatısı altında bir araya toplatılmasının amacı normal bir iktidar değişimi olamaz. O halde bu birliktelikten amaçlananlar farklı olmalıdır.

Bir şekilde Millet İttifakı’nın 14 Mayıs’ta seçim ile iktidara gelmesi, Batılıların ifadesiyle iktidarın “Demokratik Halk İhtilali ”ne evrilmeyeceği anlamına gelmez. İttifakın bileşenleri arasında yer alan komünist TİP başkanının seçim sonuçları belli olur olmaz taraftarlarını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resimlerini indirmek bahanesiyle kamu binalarını basmaya davet edeceğini ilan etmesi, henüz devir teslim, yasal düzenleme yapılmadan yüzbinlerce tutuklunun özgürleştirileceğine dair örgütlerin yaptıkları açıklamalar bunun işaretleridir. 14 Mayıs gecesi, Millet İttifakı’na dahil edilen terörist gruplar eliyle, Fransa’da 1789’da devrimcilerin Bastille Hapishanesin basarak mahkumları serbest bırakmalarına benzer bir projenin planlandığını akla getirmektedir.

İntikam hissi ile doldurulmuş, sokağa salınacak binlerce PKK, FETÖ ve komünist militanla ne yapacaklarına dair, sokağa salanların bir planları mutlaka vardır.

Tahmin ettiğimiz bu tür bir senaryo elbette Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer parti liderlerinin aklının ucundan geçmeyebilir. Ancak bunun önemi yoktur. Türkiye’yi bir daha ABD hegemonyasını tehdit edemeyecek hale getirmek için milli güçlerin kolunu kanadını kırmak isteyen ABD, bu ittifakı nasıl oluşturduysa, seçim sonrasını da kanlı bir hesaplaşma yaşatmak üzere sevk ve idare edecektir. Kuşkunuz olmasın. Siyasi partiler böyle bir şiddet girdabında sadece yaprak gibi sürüklenirler.

Millet İttifakı İktidarı Türkiye’yi Savaşa Sokar Mı?

Millet İttifakı’na dahil partilerden en çok seçmen desteğine sahip olan iki parti, CHP ve İP’nin genel başkanlarının açıklamalarından dış politikada tartışmasız şekilde Batı yanlısı oldukları, NATO ittifakına sadık oldukları, Avrasya ile iş birliği ve yakınlaşmayı “küresel dünyada yalnızlaşmak” olarak algıladıkları bilinmektedir. Bu ittifakın yönü tartışmasız Batı olup Asya’ya ve yeni küresel düzen arayışlarına sırtları dönüktür.

İttifak’ın masada oturmayan ortağı PKK terör örgütünün siyasi uzantısı HDP ise ABD’nin dış politikaya dair isteklerini kendi şartı olarak ileri sürmektedir. Türk askerinin Suriye ve Irak’ın kuzeyinden çekilmesi ve askeri operasyonların durdurulması taahhüdü karşılığında seçimde Millet İttifakı’na destek vereceği açıklamasını sıklıkla yapıyorlar. Bölgede kendi kontrolünde bir Kürt devleti kurarak Türkiye, Irak, İran ve Suriye’yi, Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutmak için çabalayan ABD için oyun bozan Türk askerinin Suriye’den çıkması çok önemli. HDP’lilerin yaptığı açıklamalarda arka kapılar arkasında yapılan görüşmelerde CHP ile bu konuda anlaşıldığı iddia ediliyor.

Özellikle CHP, NATO’ya kayıtsız şartsız bir teslimiyeti temsil ediyor. Teröre destek veren İsveç’in hasmane politikasını değiştirmediği sürece NATO üyeliğini veto edecek olan Türkiye’nin tavrını yanlış buluyor, bunun NATO’yu zayıflattığını düşünüyor. Batı dünyasına bağlılık ve güven vermeye çalışıyor.

Millet İttifakı, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda taraf olmamızdan yana. 2022 Ekim ayında Washington’da John Hopkins Üniversitesi’nde konuşma yapan Kılıçdaroğlu, “Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın yanında yer almamız gerektiğini düşünüyoruz. Nükleer silaha sahip olan bir ülkenin, nükleer silaha sahip olmayan bir ülkenin topraklarını işgal etmesi, savaş başlatması doğru değil” açıklamasını yapmış, benzer şekilde, İP genel başkanı Meral Akşener de Türkiye’nin çekimser oy kullanmasını kınayarak Rusya karşıtı yaptırımlara dahil olmasını ve Ukrayna’dan yana taraf tutulmasını istemişti.

NATO, uzun süreceği anlaşılan Ukrayna-Rusya savaşına fiilen müdahale etmek için muhtemelen Türkiye seçimlerini beklemektedir. 14 Mayıs seçimleri sonrası olası bir Millet İttifakı iktidarının Rusya’ya karşı Türkiye’yi NATO çatısı altında savaşa sokması çok büyük ihtimaldir. Geçmişte, NATO’ya girme beklentisi ile Türk askerini Kore Savaşı’na sokan anlayışın bu sefer Ali Babacan’ın ifadesi ile Atlantik ötesinden “Aferin” almak, “medeni milletler topluluğunun bir üyesi” olduğunu ispatlamak için savaşa dahil olması muhtemeldir. Kurallara dayalı küresel düzenin istikrarına katkı sağlama söylemiyle böyle bir iktidar kolaylıkla savaşta taraf olacaktır.

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1677’den başlayıp 1918 yılına kadar devam eden tarihi dönemin tam 57 yılı fiilen savaş ile geçmiştir. Yapılan 12 savaşın 7’sinde Osmanlı Devleti yenilmiş, savaşlar sonunda büyük toprak kayıplarına ve ağır insani, maddi kayıplara uğramıştır. Türklerin ve Rusların savaşarak birbirlerini tükettikleri sırada İngiliz Krallığı zorlanmadan “güneş batmayan imparatorluk” haline gelmeyi başarmıştır. Benzer hataya düşme ihtimali maalesef yine söz konusu olacak görünmektedir.

Şu ana kadar savaşın dışında kalmayı başaran ve iyi bir denge tutturan Türkiye’yi NATO yanlıların iktidarında ciddi bir savaş tehlikesi beklemektedir.

*Bu yazı, 11 Nisan 2023 tarihinde SDE web sitesinde yayınlanmıştır.

https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/millet-ittifaki-turkiyeyi-savasa-sokar-mi-kose-yazisi-31012

Kategoriler: Yazılar