Okuma Süresi: 17 dakika

Bir önceki bölümde, Hristiyanlar arasındaki ayrışma ve bölünmenin itikadi boyutundan ve kiliseler arasında üstünlük kurma ve yönetme anlayışından kaynaklanan ayrılıklardan bahsetmiştik. Bu bölümde, dil ve alfabe farklılaşmasından kaynaklanan ayrışma ve nihayet dünyevî – siyasî sebeplerden kaynaklanan ayrılıklardan bahsedeceğiz.

Netice olarak, bütün bu ayrılık ve bölünmüşlükten sonra Hristiyanların birliğinin mümkün olup olmadığını değerlendireceğiz.

3-KİLİSE DİLLERİNİN FARKLILAŞMASI

Roma’nın ikiye bölünüp ayrışmasından sonra coğrafyanın tesiriyle, devletlerin ve kiliselerin dili de farklılaşmıştı. Batı Kiliselerinde Latince konuşma ve yazı dili olarak kullanılmaya devam edilirken, Doğu Kiliselerinde Grekçe konuşma ve yazı dili olarak kullanılmaya başlandı.

Dil farklılığı, iki kilise arasında anlaşmayı ve ortak ibadet imkanını büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Zamanla kiliseler ve mensuplarının ayrılıklarını derinleştiren önemli bir faktör oldu.

4-KİLİSELER ARASINDA SİYASİ AYRILIKLAR

330’da Roma İmparatorluğu’nun başşehrini Roma’dan İstanbul (Konstantinopolis)’a taşıması, 395’te Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı Roma olmak üzere iki devlete bölünmesi, bu devletlerde faaliyet gösteren Batı ve Doğu kiliselerinin birbiri ile rakip hatta düşman olacağı bir sürecin yolunu açtı.

381 tarihli 1.İstanbul Konsili ve 451 yılında toplanan Kadıköy Konsili’ne Doğu Kilisesinin Roma’daki Batı kilisesinden özerkleşme mücadelesi damgasını vurdu.

Germen kökenli kavimlerin saldırısına maruz kalan Batı Roma İmparatorluğu’nun 476’da yıkılmasından sonra Avrupa’da feodal devletler türedi. Devletsiz kalan Batı kilisesi var olma mücadelesi vermeye başladı. Devleti yıkılmasına rağmen Kilise teşkilatı İtalya’da ayakta kalmayı başarmıştı. Bu dönemde Doğu kilisesi ise, Doğu Roma devletinin himayesinde korunaklı bir yapı sürdürüyordu.

1.yüzyılın başlarında papalar Roma çevresinde, Aziz Petrus’un mirası olarak adlandırdıkları topraklarda önemli mülkler edinmişlerdi. Papalık barbar kavimleri Hristiyanlaştırarak kendini muhafaza ettirmeye yöneldi. Barbar Germen kavimlerinden Frankların Kralı Clovis, 508 Noel Günü’nde Katolik olarak vaftiz edildi, halkı da Katolik Hristiyanlığı kabul etti.

İskandinavya’dan gelen Germen Lombardlar, 565 yılından itibaren İtalya ve Papalık topraklarını işgal etmişlerdi. Papalığın tahtını kutsadığı Karolenj Hanedanı’na mensup Frank kralı Kısa Pepin Lombardlarla savaşarak kazandığı toprakları 756’da Papa’ya bağışladı. Roma ve Ravenna arasındaki topraklarda ilk Papalık Devleti kuruldu, Papalık, fiilen Doğu Roma İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti. Franklar Papalığın hamisi haline geldi.

Papalık Devleti
Kaynak: https://www.kingscollege.net/gbrodie/Italy%20800%20showing%20papal%20states.jpg

Pepin’in oğlu Charlemagne, Lombardları kılıçtan geçirip İtalya’yı Hristiyanlığın kalesi durumuna getirdi. Hizmetleri karşılığında Papa III. Leo, Charlemagne’a 800 yılının Noel gününde taç giydirdi ve onu “Roma’nın varisi ve Kutsal Roma İmparatoru” ilan etti. Papa-İmparator dayanışması 888 yılında Karolenj Hanedanlığının ortadan kalkmasına kadar sürdü.

Doğu Roma İmparatorluğu ve Ortodoks kilisesi, Katolik kilisesinin barbar Germenlerden yeni bir Roma İmparatorluğu icat edip, ona kutsiyet vermesini affedilmeyecek ihanet olarak gördü.

Frank Krallığı döneminde Papa, kralların üzerindeki nüfuzunu daha da arttırdı. Artık Papa’nın onayı olmadan kralların taç giyemeyeceği bir gelenek oluştu.

Frank krallığının ortadan kalkmasından sonra Fransa, Almanya ve İtalya’da yeni krallıklar doğdu. 9. ve 10. yüzyıllarda papalık, yerel Roma soylularının kontrolü ve himayesi altına girdi.

Papalığın Dünyevi İktidar Savaşı

Kendi devletini kurmayı başaran Papalık, Ortaçağ boyunca dünyevi iktidar iddiasını, Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma İmparatoru olan I. Konstantin’in İstanbul’da yeni bir Roma kurunca (Nova Roma) eski Roma toprakları olan Batı Roma topraklarını Papaya bağışladığı yolundaki vasiyetine dayandırıyordu. 1439’da bu vasiyetin asılsız olduğu ortaya çıktı.

962 yılında, I. Otto ilk Alman İmparator olarak Papanın elinden imparatorluk tacını giydi. Papalık, Franklardan sonra şimdi de Almanlara kendisini himaye ettirmeyi tercih etmişti.

Papalık, krallar üzerinde hakimiyet ve üstünlük kurmaya çalışırken krallar da kilise üzerinde nüfuz elde etmeye çalışıyordu. Avrupa’da iktidar mücadelesinde, Papalık seçimleri Avrupalı hükümdarların karıştığı, kendi adaylarını seçtirmek için seçimlere müdahale ettiği bir alana dönüştü. 955-1057 yılları arasında görev yapan yirmi beş papanın on ikisi imparator ve Roma aristokrasinin iradesi ile göreve geldi, seçilen beş papa ise imparatorların müdahalesi ile azledildi.

Papa II. Nicholas 1059’da aristokratların ve Roma-Cermen imparatorlarının Papa seçimine yaptıkları müdahalelere son vermek maksadıyla Papa seçme görevini “Kardinal” adı verilen üst düzey din adamlarından oluşan kurula verdi.

Papalığın Krallar Üzerinde “Aforoz” Yetkisini Kullanması

972’den başlayıp 1840’lara kadar Katolik Kilisesi, gücünü krallara göstermek ve boyun eğdirmek için çokça enterdi (dinden çıkarma) ve aforoz (toplumun dışına çıkarma) yaptırımlarını kullandı.

Aşağıdaki aforoz listesi, Papaların imparator ve krallar üzerindeki yaptırım gücünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

-Kutsal Roma İmparatoru Heinrich IV (1050-1106), Kutsal Roma İmparatoru V. Heinrich (1086-1125), Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich (1122-1190), Kutsal Roma İmparatoru IV. Otto (1175-1218), Kutsal Roma İmparatoru II. Friedrich (1194-1250).

-Fransa Kralı II. Robert (972-1031), Polonya Kralı II. Bolesław (1058–1076), Sicilya Kralı Roger (1095-1154), İngiliz Kralı Yurtsuz John (1166-1216), Macaristan Kralı II. András (1177-1235), Kralı II. Afonso (1185-1223), Aragonlu Pere III (1239-1285), Macaristan Kralı László IV (1262-1290), Aragon Kralı II. Jaume (1267-1327), Fransa Kralı I. Philippe (1268-1314), İskoçya Kralı I. Robert (1274-1329), Kastilyalı I. Pedro (1320-1367), Napoli’li Jeanne I (1325-1382), İskoçya Kralı IV. James (1473-1513), İngiltere Kralı VIII.Henry (1491-1547), İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth (1533-1603), Fransa Kralı IV. Henri (1553-1610), Danimarka Kralı VI. Erik (1768-1839).

Papalık ile imparator ve kralların güç mücadelesi, Avrupa tarihi boyunca kanlı savaşların ve ayrışmaların sebebi oldu.

Haçlı Seferleriyle Papalığın Güç Merkezi Haline Gelmesi

Papa II. Urbanus tarafından 1095 yılında düzenlenen Clermont Konsili’nde alınan kararları hayata geçiren Papalık, Haçlı seferlerini başlatarak dünyevî ve siyasî rolünü artırmaya başladı.

Papalık, Türkleri Anadolu’dan atmak, Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak için 1096-1291 yılları arasında yaklaşık iki yüzyıl boyunca doğuya dokuz Haçlı Seferi organize etti.

Haçlı seferleri

İlk Haçlı Seferi sonunda Haçlıların Antakya, Urfa, Kudüs ve Trablus’ta Haçlı kontluğu kurmaları, Papalığın Hristiyanlığın tek temsilcisi olduğunun ispatı olarak itibarını ve gücünü artırdı. Bu arada ele geçirilen yerlerde Ortodoks kiliselerine Katolik rahipler atanması Ortodoksların tepkisine yol açtı.

Papa III. Innocente döneminde (1198-1216) Papa’nın Petrus’un halefi, Îsâ’nın vekili unvanı bütün Avrupa krallarınca da tanındı.

Daha sonraki Haçlı seferleri hedefine ulaşamasa ve mağlubiyetle sonuçlansa da Papalığın Hristiyan halk ve yöneticilerini harekete geçirme gücüne sahip olduğunu göstermesi bakımından Haçlı seferleri önem taşıyordu.

Papalığın Güç Kaybetmesi (Avignon Papalığı Dönemi)

1305-1417 yılları arasında Katolik kilisesi “krala esir olan papalık” (Avignon Papalığı) olarak adlandırılan ağır bir kriz dönemi yaşadı.

Fransa Kralı IV. Philippe (1268-1314), Fransa Kilisesi’nin gelirlerinin Papa’nın hazinesine yollanmasını kabul etmediği gibi 1296 yılında din adamlarına vergi uygulamasını da yürürlüğe koymuştu. Buna tepki olarak Papa VIII. Boniface, 1302 yılında Fransa Kralı Philippe’i aforoz ettiğini duyurdu. Kral Philippe, Papa Boniface’ı kaçırtıp, tutuklattı. Papa Boniface’ın halefi seçilen Papa XI. Benedict de aniden ve şüpheli biçimde öldü. İki papayı peş peşe kaybeden Vatikan Kilisesi, Kral Philippe’in çocukluk arkadaşı olan Bordeaux Piskoposu Bertrand de Goth’u, “V. Clement” adıyla Papa seçmek zorunda kaldı.

Papa Clement 1308 yılında Papalığı Roma’dan Fransız Kralı kontrolündeki Avignon kentine taşıdı. Avignon Papalık dönemi siyasetin dini kontrol altına aldığı bir dönem oldu, Katolik Hristiyanlığı iki ve daha sonra üç papalı kriz dönemlerini yaşadı. Görev yapan yedi papanın da Fransız olmasının yanında kardinallerin büyük bir kısmının Fransız olması Papalığın Fransa krallarının oyuncağı haline geldiğini gösteriyordu. Yeni seçilen Papa V.Martin’in 1417 yılında tekrar Roma’ya dönmesi ile bu kriz dönemi sona ermiş oldu.

1417’den Trent Konsili’nin tamamlandığı 1563’e kadar olan dönem Rönesans Papalığı dönemi olarak adlandırılır. Ruhbanların dünyevileştiği, kilisede yolsuzluk, yozlaşma, adam kayırmacılık ve israfın başını alıp gittiği bu dönemde yıllarca süren aşırı harcamalardan dolayı Kutsal Roma Kilisesi iflasın eşiğine geldi. Hristiyanlar nezdinde kilise ciddi itibar kaybına uğradı.

Bütün bunlara rağmen,1453’te İstanbul’un fethinin arkasından Osmanlı devletinin Avrupa topraklarına kadar ilerlemesi Hristiyanların ruhani lideri olarak Papalığa tekrar devletler nezdinde önem kazandırdı. Papalık 1494 Tordesillas Antlaşması’yla dünyayı İspanyol ve Portekiz krallıkları arasında paylaştıracak güce ulaştı. Krallar arasında hakemlik yaptı.

Protestan-Katolik Savaşları

Luther ve taraftarlarının 1521 yılında Papalık tarafından aforoz edilmesinden sonra, Luther yanlıları ile Katolikler İsviçre topraklarında 1529-1555 yılları arasında 26 yıl boyunca savaştılar, savaşı Protestanlar kaybetti. Taraflar arasında 1555 yılında imzalanan “Augsburg Anlaşması” ile Protestanlığın Katolik mezhebinden ayrılması karara bağlandı. Bu antlaşma, “hükümdarın dini neyse, ülkesinin dini de odur ilkesi” kapsamında her krala kendi topraklarında inancı belirleme yetkisi verdi.

Bu anlaşma ile, Papa ve Katolik Kilisesi’nin Avrupa üzerindeki siyasi nüfuzu sona erdi ve siyasi bölünmeler başladı. Anlaşma hükümleri gereğince, sayıları 100’ün üzerinde olan Alman prenslikleri Katoliklik ve Lutercilik arasında serbest bir seçim yapabileceklerdi. Ancak taraflar anlaşma hükümlerine uymadılar.

1560-1606 yılları arasında, Fransa ve Hollanda’da bulunan Katoliklerle Kalvenistler arasında 46 yıl devam eden ikinci bir savaş yaşandı.

1618 yılına gelindiğinde, Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğuna bağlı prensliklerin Katolik-Protestan olarak karşı karşıya gelmeleri ile bu defa 1648 yılına kadar devam eden “30 Yıl Savaşları” başladı. Binlerce kişinin öldüğü savaşı Protestanlar kazandı. Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu birçok küçük prensliğe ayrıldı.

30 yıl savaşları

Savaşı bitiren 1648 “Westphalia Barışı” görüşmelerinde Papalık temsilcisi dinlenmediği gibi yapılan anlaşma Papa’ya da imzalattırılmadı.

30 Yıl Savaşları Avrupa’daki güç dengelerini değiştirdi. Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun gücünü yitirmesiyle Fransa, Kıta Avrupası’nda en güçlü devlet haline geldi.

1648’den 1789’a kadar olan dönemde Papalığın prestiji hızla düşmeye devam etti. Artık uluslararası anlaşmazlıklarda papalar hakem olmadıkları gibi büyük uluslararası konferansların da dışında tutuldular.

Reform Döneminde Fransa ve Katolik Kilisesi

Devrimin gerçekleştiği 1789’da Fransa’da aşağı yukarı 100.000 civarında Katolik din adamı vardı. Fransız topraklarının %5’i ila %10’u arasındaki bir kısmını elinde bulunduran kilise en büyük toprak sahibiydi. Yüksek rahipler tamamen soylular arasından seçimle belirleniyordu.

Henüz kralın varlığını koruduğu 1789 Fransız ihtilalinden sonra Kurucular Meclisi’nin kararıyla kilise mülklerine el konuldu. 1790 tarihli “Rahipler Medeni Yasası” ilan edilerek tüm din adamlarının anayasaya ve hükümete sadakat yemini etmeleri istenildi, ruhbanlar devletten maaşa bağlandı, Papalığın rahip tayini ve yargılama yetkisi kaldırıldı.

10 Mart 1791’de Papa, Kurucular Meclisi’nin din hakkındaki kararlarını lanetledi.

1793’te kralla kraliçenin idam edilmelerinin ardından Fransa’nın Hristiyan geçmişini silmek için dini kıyafetlerin giyilmesi ve kamu ibadeti yasaklandı, Hristiyanlığın tüm görünür işaretleri kaldırıldı, kilise çanları sökülüp eritildi, kiliseler ve mezarlıklardaki haçlar ​​ve heykeller kırıldı, yıkıldı. Kiliseler, depo, imalat işleri ve ahırlara dönüştürülmek üzere kapatıldı. Meydan ve sokaklardan azizlerin ismi kaldırıldı. Laik rejim altında yaşamak istemeyen kilise üyeleri yurtdışına kaçtı.

Birçok faktörle birlikte devrimin tutarsız din politikalarının toplumsal kargaşayı körüklediği bir ortamda, 1799 yılı sonunda gerçekleşen bir hükümet darbesiyle General Napolyon Bonapart iktidara el koydu.

Napolyon, 1801 yılında papalıkla bir konkordato imzaladı. Amacı, ülkedeki düzeni sağlamak ve ileride papanın elinden taç giyerek batı imparatorluğunu diriltmekti.

Konkordato gereğince; Katolik kilisesi devrimden önce olduğu gibi papalığa bağlandı. Ruhanî eyaletler yeniden düzenlendi. Piskoposlar, kendi bölgelerindeki papazları kendileri atayacaklar, Piskoposlar ve papazlar bağlılık andı içeceklerdi. Papalık, devrimde millîleştirilen kilise mülkünden feragat edecek ancak salt dinî amaca hizmet eden binalar kiliseye geri verilecekti. Papa ve Konsül karşılıklı olarak birbirlerine elçi göndereceklerdi.

Viyana Kongresi ve Papalığın Yeniden İtibar Kazanması

Viyana Kongresi’nin ardından başlayan restorasyon döneminde (1815-1848) bütün Avrupa’da hüküm süren Fransız üstünlüğü sona erdiğinde Vatikan tekrar 1797 sınırları içine çekildi ve papa Roma’ya döndü. 1814’te Cizvitler yeniden faaliyete geçti, kilise eski teşkilâtlarını tekrar yapılandırdı. 1850’de İngiltere’de ve 1853’te Hollanda’da Katolik hiyerarşisi tekrar oluşturuldu, pek çok yeni piskoposluk kuruldu.

Vatikan’ın Tekrar Devlet Olması

İtalya Hükümeti ile Papalık arasında 11 Şubat 1929’da imzalanan “Lateran Antlaşması” ile 44 dönümlük bir arazi üzerinde bağımsız bir “devlet” kuruldu. Bu devlette Papa, Katolik kilisesinin ruhani lideri olmakla birlikte, aynı zamanda devlet başkanı konumuna sahip oldu.

Rus Ortodoks Kilisesi ile Papalık Mücadelesi

Papalık, zaman içerisinde İstanbul Patrikliği ile barış ve birleşme görüşmeleri yapmasına rağmen Rus Ortodoks kilisesi Hristiyanlığı kabul ettiği tarihten bu yana Katolik kilisesine hep uzak durmuş, birleşme taleplerini kabul etmemiştir.

1242 yılında başlayan Moğol-Tatar istilası sırasında Vatikan, Katolikliğe geçmeleri karşılığında Kiev Rus Derebeyliği’ni destekleyeceğini bildirmesine rağmen dönemin Rus Derebeyi Aleksander Nevsky Ortodoksluktan Katolikliğe geçmeyi kabul etmedi.

Papa X. Leo, 1518 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı haçlı seferi ilan ettiğinde Rusya’nın da desteğini almak için Çar III. Vasili İvanovich’e elçi göndererek Floransa Anlaşması’nı kabul etmesi ve Osmanlı karşıtı ittifakta yer alması teklifinde bulundu. Çar III. Vasili, ittifaka olumlu baktığını ancak inanç konusunda Ortodoks geleneğine bağlı kalacağını ve Papa’nın üstünlüğünü kabul etmeyeceğini bildirdi.

1581 yılında Moskova’ya gönderilen papalık elçisi, Osmanlıya karşı oluşturulması muhtemel haçlı ittifakının içerisine Rusların da dâhil olmasını, papanın öncülüğünü kabul etmesi halinde Çar’a sadece Kiev değil İstanbul tahtının da verileceğini taahhüt etti ancak Vatikan istediği sonucu alamadı.

Papalık, XVI. yüzyıldan itibaren, başarısızlıkla sonuçlanan Rus yöneticileri kendisine bağlama politikasından vazgeçerek doğrudan Rus Ortodoks tebaaya yönelik misyonerlik faaliyetlerini yoğunlaştırdı.

Katolik Polonya’nın desteği ile Düzmece Dimitri’nin 1605’te Rus Çarlık tahtına oturtulması ve Dimitri’nin Katolikliği benimsemesi Papalığı cesaretlendirdi. Ancak lanetli Katolik inancını yaymayı amaçladığını düşünerek ayaklanan Ortodoks halk, Dimitri’yi tahttan indirdi ve idam etti.

Kilise zamanla toprak mülkiyeti bakımından Rusya içinde en zengin yapı haline geldi. Rus Ortodoks Kilisesi diğer din ve inançlar karşısında üstünlük sahibi kılındı.

Rus Ortodoks Kilisesi, Papa’yı sadece Roma’nın patriği olarak kabul etti, Roma patrikliğinin diğer patriklikler üzerinde yargılama veya yönetme değil şeref önceliği bulunduğunu ileri sürmeye devam etti.

Rus devleti, Ortodoks Kilisesi/din ile münasebetlerini devlet politikalarının temeline yerleştirdi, Kilise Rus devlet politikalarının ayrılmaz bir parçası olarak hareket etti.

Rus Ortodoks Kilisesi, 1700’de patrik Adrian’ın ölümüne kadar patriklik sistemiyle yönetildi. Bu dönemde önemli ölçüde güç kazanan Moskova Patrikleri, halkın nazarında ikinci hükümdar, hatta halk nezdinde Mesih’in yeryüzündeki gölgesi olarak çardan daha üstün kabul edildiler.

1.Petro dönemindeki Batılılaşma sırasında Papalığın Rusya’ya yönelik misyonerlik faaliyetlerinde bir artış söz konusu oldu, ancak Katolik ve Cizvit misyonerlerin Rusya içinde uzun süre kalmalarına ve kilise açmalarına müsaade edilmedi. 1689 yılında alınan bir kararla Katolik ve Cizvit misyonerler sınır dışı edilirken, Protestan ve reformist Hristiyanlara dokunulmadı.

1772 yılında Polonya topraklarının bir bölümünün Rusya’nın kontrolüne geçmesiyle birlikte bir buçuk milyon civarında Katolik tebaa Ortodoks Rusya’nın yönetimi altına girdi.

Rusya, 1774 yılında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti hâkimiyetinde bulunan Balkanlarda Hristiyan tebaanın hamisi olma konumunu elde etti. Bu hak, Ortodoks ahaliyi Osmanlı devletine karşı ayaklandırma ve Osmanlı devletinden ayrılmalarını sağlama yönünde tepe tepe kullanıldı.

Rusya, 1783 yılında Gürcistan’la bir anlaşma yaparak Hristiyan Gürcü halkını Çarlığın koruması altına aldı.

1795 yılında Polonya topraklarının yeniden paylaşılması sonucu üç yeni Katolik bölge daha Rusya’nın kontrolüne geçti.

Papalık, durmadan genişleyen, bütün Ortodoks Hristiyanların hamisi rolüne soyunan, buna karşılık Cizvit ve Katoliklere karşı olumsuz politika izleyen Rusya’ya karşı politikalarını sertleştirdi. Hatta 1877 de patlak veren Türk-Rus savaşı sırasında Türk ordusunu kutsayan papalık, Rusya karşıtı bir politika izledi. Papalık, kendi otoritesinin tekliğini kabul etmeyen Rusya karşıtı politikaların daimi destekçisi oldu.

Sovyet Birliği Döneminde Kilise

Rus Ortodoks Kilisesi, Ekim 1917 Bolşevik ihtilali öncesi Çarlıktan yana tavır koymuştu. Hakimiyet mücadelesini komünistlerin kazanmasından sonra, SSCB döneminde Kilise ve genel olarak din itibarsızlaştırıldı.

Sovyetler Birliği dönemi boyunca Batı Dünyası Vatikan üzerinden Rusya ile mücadele etmeye devam etti. Vatikan; Polonya, Letonya, Litvanya, Romanya ile imzaladığı konkordatolar ile bir tür “Katolik Blok”u oluşturdu.

2’inci Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’ye dahil edilen Ukrayna’nın Güney ve Batı bölgelerinde faaliyet gösteren birçok yerel Grek Katolik Kilisesi Stalin döneminde Moskova Patrikliği bünyesine katıldı. Patrik I. Aleksi, Grek Katolik Kilise mensuplarının sapkın Vatikan Kilisesi’nin etkisinden kurtularak ana bünyeye dönmeleri çağrısında bulundu ve bunun için dua ettiğini açıkladı. Papa’nın otoritesini kabul eden Grek Katolik Kilisesi daha sonra, Ukrayna milliyetçiliğinin de besleyici unsuru oldu.

SSCB’nin yıkılmasından sonra Moskova Patrikliği hızla itibarını yeniden kazanmaya başladı. Çarlık dönemine özlem duyan Putin tarafından, o dönemlerdeki gibi, kilise-devlet ilişkisi üst seviyeye çıkarılarak Rus Patrikhanesi devlet desteğiyle nüfuz alanını diğer Ortodoks halklar üzerinde genişletmeye başladı.

Bazı Ortodoks Kiliselerinin ABD-Vatikan Kontrolüne Girmeleri

1. Dünya savaşından sonra başlayan Soğuk savaş dönemi, aynı zamanda kiliselerinde Batı ve Doğu blokları arasında yeniden ayrıştığı bir dönem oldu. Bu dönemde SSCB coğrafyası dışındaki Katolik ve Protestan kiliseler, anti komünist faaliyetlerin yürütüldüğü en önemli mekanlar haline geldi.

Bu dönemde, ABD’nin komünizmle mücadele için dini ve kiliseleri kullanmaya başlamasına karşı mücadele etmek üzere 1945’ten itibaren Rus Ortodoks Kilisesine SSCB dış politikasında aktif bir rol verilmeye başlandı. II. Dünya Savaşında SSCB’nin Baltık Devletlerini, Balkanları Nazi işgalinden kurtarması, Rus kilisesinin hem Balkanlar hem de Ortadoğu’da nüfuzunu artırmasına yol açmıştı.

Kilise Konseyi’nin 1943’te aldığı kararla Kutsal Sinod Patriğin denetimine verildi. Moskova Patrikliği, İstanbul Patrikliğini ikinci plana iterek, konumunu evrensellik statüsüne yükseltmeye girişti.

ABD, Rus Kilisesinin Fener’i ele geçirme, Ortodoks kiliselerde söz sahibi olma projesini engellemek için Fener Patrikhanesi eliyle SSCB’yi zayıflatmaya yöneldi, Doğu Bloku coğrafyası dışında kalmış Ortodoksları Fener-Rum Patrikhanesi otoritesi altında birleştirmeye destek verdi.

ABD önce, solcu eğilimleri olduğu ve Rus Ortodoks Kilisesi ile sıkı ilişkiler içinde bulunduğu gerekçeleriyle Fener Rum Patriği Maksimos’u 1948’de istifa ettirdi. Yerine, Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu Athenagoras’ı önce düzmece şekilde Türk vatandaşı yaptırdıktan sonra Fener Rum Patrik’i seçtirerek işe başladı. ABD Başkanı Truman’ın özel uçağı ile Tür­kiye’ye gönderilen Athenagoras daha sonra New York Herald Tribüne gazetesine verdiği röportajda “Ben Truman doktrininin dini bölümünü teşkil etmekte idim.” sözleriyle bu atamanın bir ABD operasyonu olduğunu itiraf etmişti.

ABD Başkanı Harry Truman ve Athenagoras

1948’de Rus Kilisesi’nin bağımsızlığının 500. yılını kutlamak üzere Moskova’da toplanan Ortodoks liderler, Batı’ya karşı sert bir tutum takınarak yaptıkları açıklamada hem Vatikan’ı hem de Dünya Kiliseler Konseyi’ni Amerikan emperyalizmiyle iş birliği gerekçesiyle mahkûm ettiler.

Stalin’in ölümünden sonra (1953) Kruşcev döneminde Moskova Patrikhanesi’nin etkisinin iyice azalmasından faydalanan Fener Patrikhanesi, daha önceleri Moskova Ortodoks Patrikhane’sinin güdümünde hareket eden Batı ve Orta Avrupa’daki Ortodoks kiliselerini, Amerika ve Asya-Avustralya eksenindeki diğer Ortodoks kiliseleri kontrolü altına almayı yöneldi.

Aynı dönemde, ABD vatandaşı olan Karekin Haçaduryan da Arjantin’deki görevinden ayrılıp Washington tarafından İstanbul’a gönderilerek 1950’de İstanbul Ermeni Patriği seçtirildi.

Papa XXIII. Jean tarafından1959’da kararlaştırılan ve 1962-196 yılları arasında toplanan II. Vatikan Konsili, komünizmle mücadelenin birinci planda olduğu soğuk savaş dönemi ortamında Katolik Vatikan ve Protestan ABD’nin iş birliği ile gerçekleştirildi. Konsile sinen Protestan ruhun arkasında II. Dünya Savaşında Avrupa’yı Nazilerden kurtaran ABD’nin hegemonik yapısı vardı. Papalık ve ABD, Sovyetler ve Rus Kilisesi’ne karşı birlikte mücadele ederken İstanbul Patrikhanesini yanlarına alma politikasını hayata geçirdiler.

Sovyet Sonrası Dönemde Fener ve Moskova Patrikliği Arasında Güç Mücadelesi

Gorbaçov döneminde, 1988 yılından itibaren, Moskova Patrikliği devlet ve toplum nezdinde tekrar itibar kazandı. 1991’de SSCB’nin dağılmasından sonra Putin döneminde, Kilise tekrar Çarlık dönemindeki gibi devlet politikasının ayrılmaz bir parçası olma rolüne döndürüldü.

Fener Rum Patrikhanesi ve Moskova Patrikliği 1996’da yayınladıkları ortak deklarasyonla iki kilisenin birbirlerinin iç işlerine karışmaması kararı aldılar.

Moskova ve Fener Rum Patrikhanesi arasındaki en büyük anlaşmazlık, kiliselere otosefallik (bağımsızlık) verilmesi konusundadır. Ortodoks dünyasında “eşitler arası birinci” (primus inter pares) kabul edilen Fener Rum Patrikhanesi, diğer patrik ve başpiskoposların yetkili olduğu coğrafya sınırlarının dışında kalan yerlerde Ortodoks Kilisesi kurmak görevinin, egemenliğinin ve yetkisinin kendisinde bulunduğunu iddia ediyor. Moskova ise, Fener Rum Patrikhanesi’nin yetkilerini aştığını, otosefallik kararının kiliselerin kendi içinde alınması gerektiğini savunuyor.

2008 yılındaki Rusya-Gürcistan savaşından itibaren yükselen Rusya-ABD/AB mücadelesi, sahaya bir yandan da Ortodokslar arası güç rekabeti şeklinde yansıdı.

Nitekim, Fener Rum Patrikliği 1686 yılında Ukrayna’yı Moskova Patrikhanesi’nin yetkisi altına veren kararını iptal ederek 16 Aralık 2018’de Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne “otosefallik” (bağımsızlık) kazandıran “tomos” adlı kararnameyi imzaladı ve böylece Ukrayna Ortodoks Kilisesi Moskova Patrikhanesi’nden ayrılmış oldu. 40 milyona yakın Ukrayna Ortodoks cemaatinin Moskova Patrikliğinden kopmasının Rusya için büyük zafiyet doğuracağı açıktı. Kiev, bu kararı Moskova’ya karşı kazanılmış bir zafer olarak gördü. Fener Patrikliğinin bu hamlesine tepki olarak Moskova Patrikhanesi Sen Sinodu, 14 Eylül 2018’deki olağanüstü oturumunda “İstanbul Patriği’ni artık eşitler arasında birinci olarak anmayacağız” kararını aldı.

Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne verilen otosefallik, 2019 yılında İskenderiye Patrikhanesi ve Yunanistan Ortodoks Kilisesi, 2020 yılında Kıbrıs Ortodoks Kilisesi tarafından tanındı. Ortodoks dünyasının geri kalanı şimdiye kadar bu kararı tanımadı.

İskenderiye ve Tüm Afrika Patriği II. Theodoros’un Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlığını tanıması üzerine, 29 Aralık 2021’de Rus Ortodoks Kilisesi’nin Kutsal Sinod’u, Kuzey Afrika ve Güney Afrika piskoposluğundan oluşan Afrika Eksarhlığı’nın kurulduğunu duyurdu.

KİLİSELER ARASI BARIŞMA VE BİRLEŞMEYE YÖNELİK DİYALOGLAR

Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliseleri arasında yüzyıllardır yaşanan itikadi, idari ve siyasi kavgaları sonlandırmak ve aralarında barış tesis etmek, birleşmek üzere zaman zaman görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeleri, II. Vatikan Konsili’nden önceki ve sonraki birleşme teşebbüsleri olmak üzere sınıflandırmak mümkündür.

1. Vatikan Konsili’nden Önceki Birleşme Teşebbüsleri

1274 yılında, Bizans İmparatoru VIII. Mihail’in Ortodoks Kilisesi’ni Batı Kilisesi ile yeniden birleştirme isteği üzerine Papa X. Gregory tarafından 2’inci Lyon Konsili toplanmıştı. Doğu Ortodoks Kilisesi’nin “filioque” ekini ve Papalık otoritesini Roma’nın istediği şekilde kabul etmesiyle birlik anlaşması yapıldı. Ancak anlaşma Doğu piskoposları tarafından kesin olarak reddedildi ve birleşme gerçekleşmedi.

Osmanlı Devleti’nin Doğu Roma topraklarına doğru genişlemesine karşı Doğu Kilisesi’nin talebi üzerine bu defa 1439’da toplanan Floransa Konsili’nde Papalık ve İstanbul Patrikliği birleşme kararı aldı. Ancak karar, Rus Ortodoks Kilise piskoposlar konseyince reddedildi. Hatta, Rus Kilisesi İstanbul’dan atanan Rum metropilitin yerine bir Rus’u metropolit atayarak İstanbul Patriği’nin otoritesine bağlılığının kalmadığını gösterdi. Batı’dan beklenen yardımın gelmemesi üzerine tepki olarak bu defa 1448’de İstanbul’da toplanan bir konsil Florence Konsili’nde alınan kararları iptal etti.

Papalığın konjonktürden istifade ile Ortodoks Kilisesini kontrol altına alma girişimi iki kez başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

1.Vatikan Konsili’nden Sonraki Birleşme Teşebbüsleri

1.Vatikan Konsilinden sonra, Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasında birleşme çabaları ziyaretlerle hızlandı. 1967’de Papa 6. Paul, 1979’da 2. Jean Paul Türkiye’ye gelerek Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret ettiler. 1995’te de Papa 2. Jean Paul ve Patrik Bartholomeos birlikte bir komünyon ayinine katıldılar.

2005’te eski Papa 2. Jean Paul’ün cenazesine katılan Bartholomeos, 2006’da Papa 16. Benediktus’u İstanbul’da ağırladı.

11 Ekim 2011’de II. Vatikan Konsili’nin 50’nci yılı, Papa 16. Benediktus’un yönettiği büyük bir ayinle kutlandı. Ayinde konuşan Patrik Bartholomeos, Doğu Kilisesi ve Batı Kilisesi’nin birleşmesinin önündeki engelin kalkmasını umduklarını, kiliselerin diyaloğu yönünde ciddi mesafeler alındığını belirtti.

13 Mart 2013’te Papa seçilen Franciscus’nun 19 Mart’taki göreve başlama törenine Patrik Bartholomeos da katıldı. Katolik Kilisesi ile Ortodoks Kilisesi’nin 1054’te ayrılmasının ardından bir Ortodoks patriği ilk defa bir Papa’nın göreve başlama törenine katılıyordu.

2014 Kasım ayında Papa’nın Patrikhane’yi ziyaret etmesi ve dini ayine Patrik’le beraber katılmasından sonra ortak bir deklarasyon yayınladılar. “Bizler, Papa Franciscus ve Ekümenik Patrik Bartholomeos …” diye başlayan deklarasyonda, “… Tüm Hristiyanların ve her şeyden önce de Katolikler ve Ortodoksların birliğini öne çıkarmak ve ilerletmek konusunda samimi ve istikrarlı kararlılığımızı ifade etmek isteriz” ifadeleri yer aldı.

Patrik Bartholomeos-Papa Franciscus görüşmesinden bir yıl sonra 12 Şubat 2016’da Moskova Patriği Kirill ile Papa, Küba’nın başkenti Havana’da bir araya geldiler ve görüşme sonrası 10 sayfalık ortak bir bildiriye imza attılar. Bildiride, insan zayıflığı ve günahkârlık sonucu meydana gelen Hristiyan kilisesinin birliğinin kaybından dolayı iki liderin üzüntü içinde olduklarını, Hristiyan inancında kardeşler olarak buluşmaktan dolayı mutlu olduklarını belirttiler.

Haziran 2016’da Büyük Pan Ortodoks Konseyi Fener Rum Patriği Bartholomeos’un başkanlığında Yunanistan’ın Girit Adası’nda toplandı. Toplantıya 14 Ortodoks Patrikhanesinin ve Otosefal’in liderlerinin ve din adamlarının katılımı bekleniyordu ancak Rusya, Gürcistan, Bulgaristan ve Antakya kiliseleri toplantıya katılmayı reddettiler. Moskova ve tüm Rusya Patriği Patrik Kirill, bir kilisenin dahi katılmamasıyla toplantının meşru sayılmayacağını söyledi.

Kasım 2017’de de Makedonya Ortodoks Kilisesi, Bulgar Ortodoks Kilisesi’nden kendisini “Ana Kilisesi” olmasını ve otosefallik vermesini talep etti. Bulgar Patrikliği buna sıcak bakmasına rağmen Fener Rum Patriği Bartholomeos, “Tüm Balkan uluslarının Ana Kilisesi Konstantinopolis’tir (İstanbul)” açıklaması ile izin vermedi. Fener, Makedonya ismine ve devletin karşı olan Yunanistan’ın devlet politikasının yanında yer almayı tercih etmişti. Ukrayna Ortodoks Kilisesi otosefalliği için tam tersini yapması patrikliğin siyasallaştığının açık göstergesi idi.

Papa Franciscus riyasetinde, Katolik Kilisesi’ne bağlı Sant’Egidio Topluluğu tarafından 6-7 Ekim 2021 tarihlerinde düzenlenen “İnsanlar kardeşler olarak, yerkürenin geleceği: Dinler ve kültürler diyalog içersinde” toplantılarına Tüm Dünya Ermenileri Patriği Katolikos II. Karekin, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, Patrik Bartholomeos da katıldı. Ermeni Patrikleri II. Karekin ve Maşalyan Papa ile ayrıca görüştüler.

İznik Konsili’nin 1700’üncü yıldönümü olan 2025’te İznik’te Papa Franciscus ile Ekümenik Patrik Bartholomeos’un katılacağı ekümenik bir toplantı yapılacağına ilişkin rivayetler bulunmaktadır.

Protestan Kiliselerin de Dahil Edildiği Birleşme Çabaları

Hristiyanların birliğini amaçlayan II.Vatikan Konsili dışında başka Hristiyan birlik hareketleri de oldu. Bunlardan en önemlisi, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra 1948’de kurulan Dünya Kiliseler Konseyi (World Council of Churches /WCC)’dir. Avrupa ve Kuzey Amerika’dan çoğu Protestan olan147 kilisenin katılımıyla bu birlik kuruldu.

Merkezi Cenevre’de olan bu örgütün günümüzde110’dan fazla ülkeden 500 milyon Hristiyan’ı temsil eden Ortodoks, Anglikan, Birleşik ve diğer kiliselerden 345 üyesi bulunmaktadır. WCC, dünyadaki değişik Hristiyan grupları arasındaki ekümenik bağları kuvvetlendirmek amacıyla kuruldu. Hristiyan birliğinin teşvik edilmesi, misyonerlik yaparak Hristiyanlığın yayılması, Hristiyanlığın ilkelerinin savunulması esas amaçlarıydı.

Tek gerçek Kilise’nin Roma Katolik mezhebi olduğunu savunan Papalık, ilk başlarda Katolik Kilisesi’nin Dünya Kiliseler Konseyi’ne katılımı fikrini reddetti ve kilisenin tüm üyelerine WCC konferanslarına katılımı yasakladı. Halen Vatikan’daki Roma Katolik Kilisesi WCC üyesi değildir ancak II. Vatikan Konsili fikrinin babası Papa XXIII John, Dünya Kiliseler Konseyi’ne Roma Katolik kilisesinin gözlemci olarak katılmasına izin vermiştir.

Bağımsız Pentekostal kiliselerde her üç yılda bir düzenlenen “Pentekostal Dünya Konferansları”nda bir araya gelmektedirler. Pentekostalist kiliseler, son dönemlerde Roma Katolik Kilisesi, Dünya Kiliseler Konseyi, Reform Kiliseleri Dünya Toplumu, Lutheran Dünya Federasyonu ile resmi ökümenik müzakerelere katılmaya başladılar.

24 Mayıs 2017’de Dünya Evanjelik Birliği (WEA), Dünya Kiliseler Konseyi (WCC), Vatikan ve Doğu Ortodoks Kiliseleri yetkilileri ile Pentekostal Dünya Federasyonu’nun katılımı ile ‘Mesih’te daha büyük birliğe’ doğru hareketleri kolaylaştırmak için iki günlük Küresel Hristiyan Forumu düzenlenerek Hristiyanları küresel manada birleştirme çabalarına girişildi. Bu forum Katolik, Protestan, Ortodoks, Evanjelik, Pentekostalist bütün Hristiyanları bir araya getirmeyi hedefliyordu.

KİLİSELERİN BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

2017 yılında yayınlanan PEW araştırma raporuna göre, 2015 yılında dünyanın 7,3 milyar nüfusunun yaklaşık üçte birini (%31) 2.276.250.000 nüfusla Hristiyanlar oluşturuyor.[1] Hristiyanların %50’sinin (1.138.125.000) Katolik, %37’sinin (842.212.500) Protestan, %12’sinin (273.150.000) Ortodoks ve %1’inin (22.762.500) diğer Hristiyanlar olduğu tahmin ediliyor.

Protestan Kiliselerinin, ortaya çıktıkları tarihten itibaren Vatikan’ın üstünlüğünü ve otoritesini reddettikleri, Katoliklerle derin itikadi ayrılıkları içinde oldukları bilindiğinden, Papa’nın liderliği altında birlik çağrısının esas muhatabı olmadıkları kabul edilebilir. Diğer taraftan, Protestanlar içerisinde sınıflandırılan Evanjelikler, Pentekostalistler itikad, ibadet ve siyasi duruş bakımından hem genel Protestan çizgiden hem de diğer Hristiyanlardan oldukça farklı yerde durmaktadırlar. Anglosakson (ABD/Britanya Krallığı) siyasetinde oldukça etkili olan Evanjelistler, küresel siyasetteki hedefleri itibariyle diğer kiliseler ve müntesiplerinin devletleriyle rekabet halindedir. Katolik kilisesi, kendi mensuplarını devşirdiği ve gücünü erozyona uğrattığı için Pentekostalistlere karşı öfke duymaktadır.

Dolayısıyla, Papa’nın birleşme çağrısının muhatabı Ortodoks kiliseleridir.

Günümüzde Ortodoks kiliseleri, Fener Patrikliği ve Moskova Patrikliğinin patronajı altında ikiye bölünmüş durumdadır. Aralarındaki ayrılık asıl olarak itikadi değil siyasidir.

Soğuk savaş döneminde, ABD ve Vatikan’ın müşterek politikaları ile iki Ortodoks kilise Doğu-Batı bloku arasında bölünmüştür. Fener patrikliği ve kontrolündeki kiliseler Batı blokunda yer alırken Moskova ve kontrolündeki kiliseler Doğu blokunda hizalanmıştır.

Soğuk savaştan itibaren ABD dış politikasının izlediği çizgi göz önünde bulundurulduğunda, hem Ortodoks Fener patrikhanesi ve kontrol ettiği kiliselerin hem de Vatikan’ın ABD tarafından yönlendirildiği, Katolik kilisenin yeniden biçimlendirildiği görülmektedir. II. Vatikan Konsili’nin belgelerine ve politikalarına yansıyan ruh Protestan ruhtur.

1948’de Kuzey-Güney Amerika patriği Athenogras’ı Fener’e patrik olarak seçtiren ABD, 1950’li yılların sonunda Vatikan’ı da yaklaşık 2000 yıllık kimliğini ve kurallarını terk etmeye zorlamış, toplanan II. Vatikan Konsili’nde Papalık ile Fener Patrikliğini barıştırmış ve Rusya’ya karşı birleşmeye sevk etmiştir.

Batı tarafından desteklenen Fener Patrikliği, Moskova’nın karşısına daha çok siyasi bir pozisyonda çıkarılmış, Rusya-Batı çatışmasında Rusya’yı zayıflatan bir aparat haline getirilmiştir. ABD, Rus Patrikhanesi’nden ayrılan Baltık ülkeleri kiliseleri ile Ukrayna kiliselerini Fener üzerinden Rusya’ya karşı siyaseten kullanmaya çalışmaktadır.

Gerek Fener gerekse Moskova Patrikliği, Ortodoksların tamamına liderlik etmekten uzaktırlar ve birleşmeleri de mümkün görünmemektedir.

Haziran 2016’da Fener Rum Patriği Bartholomeos’un başkanlığında Yunanistan’ın Girit Adası’nda toplanan Büyük Pan Ortodoks Konseyi’ne Rusya, Gürcistan, Bulgaristan ve Antakya kiliselerinin katılmayı reddetmeleri, yine 16 Aralık 2018’de Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne verdiği otosefalliği sadece İskenderiye Patrikhanesi ile Atina ve Kıbrıs Başpiskoposluklarının tanıması, bunlar dışında kalan diğer Ortodoks kiliselerinin (Antakya Patrikliği, Kudüs Patrikliği, Rusya Patrikliği, Belgrat Patrikliği, Romanya Patrikliği, Bulgar Patrikliği, Tiflis Patrikliği, Polonya Metropolitliği, Arnavutluk Başpiskoposluğu, Çekoslovakya Başpiskoposluğu) tanımaması, Ortodoks kiliseleri arasındaki derin uçurumların varlığını göstermektedir.

Latin Amerika kökenli Papa’nın ilişkilerine ve izlediği siyasete bakınca; ABD ve AB’nin hızla güçten düşmeye başladığı ve küresel güç olma konumlarını kaybettiklerini Vatikan’ın değerlendirdiği, doğacak güç boşluğunu doldurmak üzere bütün Hristiyanların hamisi kimliği ile Ortaçağ’daki rolüne dönmek istediği düşünülebilir.

Diğer taraftan, bu birleşme çabalarını yönlendiren en önemli saik hiç şüphesiz dünyanın ikinci en yaygın dini olan İslam’ın hızla büyümekte olmasıdır. PEW araştırmalarına göre, Müslümanların 1,8 milyar olan nüfusunun 2060 yılına kadar %70 oranında artarak 3 milyara ulaşması, 2075 yılında Hristiyan nüfusu geçmesi beklenmektedir.

Ne var ki;

Hristiyan dünyanın dini liderleri bir araya geldiklerinde birlikten bahsetseler de, gerek Katolik, Ortodoks ve Protestanlar arasındaki itikadi farklılıklar gerek geride kalan bin küsur yıllık kanlı tarih gerekse Rusya-ABD/AB arasında halen devam eden savaşta Moskova ve Fener patrikhanelerinin siyasi sebeplerle düşman eksenlerde yer alması, Papanın davet ettiği bir birleşmenin umudunu vermemektedir.

Öte yandan Hristiyan nüfus içerisinde önemli sayıda, sömürgecileri tarafından zorla Hristiyanlaştırılmış Afrika ve Latin Amerika halkları mevcuttur. Bunların pek çoğu, Katolik kilisesinin sömürgeleştirmedeki rolü sebebiyle Katolik kilisesine öfke duymakta ve Pentekostalizme geçmektedir.

Aralarındaki itikadi, siyasi farklılıklar ve tarih boyu dökülen kanlar sebebiyle, yaşanılanların yok sayılarak, Kutsal Rûh’un birleştiriciliğinde Hristiyanların birliğinin sağlanması çok mümkün görünmemektedir.

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız.
https://sinantavukcu.com/2023/01/26/papanin-hristiyan-birligi-kurma-cagrisi-uzerine-bu-mumkun-mu-1/


Yararlanılan Kaynaklar

Ali İsra GÜNGÖR, Papa’nın Yanılmazlığı Konusundaki Tartışmalar ve Katoliklerin Yaklaşımları.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/52062

Ahmet Faruk Kılıç, Fransız Devrimi ve Din
http://Îsâmveri.org/pdfdrg/D02637/2007_11/2007_11_KILICAF.pdf

Arif Hikmet EROĞLU, Doğu ve Batı Kiliselerinin Ayrılış Sebebi.
http://ktp.Îsâm.org.tr/pdfdrg/D01949/1999_5/1999_5_EROGLUAH.pdf

Bilal BAŞ, Monoteist bir Hıristiyanlık yorumu: Aryüsçülük Mezhebi
https://www.divandergisi.com/pdf/80.pdf

Emine Meydan, Hıristiyan Kilise Otoritesinde Aforoz (Doktora Tezi)
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/15129/3/Emine%20Meydan.pdf

Gözde Kılıç Yaşın, Yeni Makedon kimliğinin inşası için Makedonya Kilisesi formülü
https://millidusunce.com/misak/yeni-makedon-kimliginin-insasi-icin-makedonya-kilisesi-formulu/

Mazlum Şahin Demir-Rüstem Çurku, Doğu-Batı Kiliselerinin Ayrılış Noktası: Kalkedon Konsili.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1178508

Orkhan GAFAROV, Rus Dış Politikasında Kimlik Arayışı: ‘‘Batı’’dan Kopuşun Tarihsel Analizi (Doktora Tezi).
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/72896/625295.pdf?sequence=1&Îsâllowed=y

Özlem BENLİ, Haçlı Seferleri’nde Kilise ve Papalığın Rolü (1074-1204)-YLT
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001692.pdf

Özlem TOPCAN, Pentekostal Hıristiyanlığın Kiliseler Arasında Konumu
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1151227

Ramazan ADIBELLİ, Doğu Hıristiyanlarının Bugünkü Durumuna Genel Bir Bakış.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227438

Sadi Somuncuoğlu, Devletlerüstü bir güç: Patrikhane
https://millidusunce.com/misak/devletlerustu-bir-guc-patrikhane/

Sayime Durmaz, Yüksek Ortaçağ’da Papa‐İmparator Çatışması: Kılıç ile Âsâ’nın Savaşı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2540

Sedat ALTUNKANAT, Hırisityanlıkta Monofizit ve Diyofizit Kristolojinin Konsiller Açısından Değerlendirilmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1448804

Şir Muhammed DUALI, Dinin Siyasete Etkisi Bakımından Vatikan Moskova İlişkileri: Çarlık Rusyası Örneği.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/227414

Şir Muhammed DUALI, “XX. Yüzyıl Rusya’sı Sosyo-Politik Yapısında Rus Ortodoks Kilisesi’nin Rolü” (Doktora Tezi).
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49220.pdf

Şir Muhammed DUALI, Rus Ortodoks Kilisesi’nin Siyasi Tarihi.
http://Îsâmveri.org/pdfdrg/D03200/2013_2/2013_2_DUALISM.pdf

TDV İslam Ansiklopedisi, PAPALIK maddesi
https://islamansiklopedisi.org.tr/papalik

TDV İslam Ansiklopedisi ORTODOKSLUK maddesi
https://islamansiklopedisi.org.tr/ortodoksluk

TDV İslam Ansiklopedisi VATİKANKONSİLİ maddesi
https://islamansiklopedisi.org.tr/vatikan-konsili

PEW, Değişen Küresel Dini Manzara
https://www.pewresearch.org/religion/2017/04/05/the-changing-global-religious-landscape/

I.Vatikan’dan sonra II. Vatikan’ın önemi ve faaliyetleri
https://tigerdoor.ru/tr/dom/posle-ii-vatikanskogo-sobora-znachenie-i-deyatelnost-ii-vatikanskogo/

Yörük Işık, Putin’in Kilisesi
https://medyascope.tv/2022/01/08/yoruk-isik-yazdi-putinin-kilisesi/

Yakub AHBAB, Balkanlarda Kiliseler Sorunu Örneği Olarak: Fermiliyan Meselesi (1897-1902)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/176834

Dipnot

[1]The Changing Global Religious Landscape
https://www.pewresearch.org/religion/2017/04/05/the-changing-global-religious-landscape/

*Bu yazı, 26 Ocak 2023 tarihinde SDE web sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar