“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinmektedir. Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan sözleşme, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 121. toplantısında kabul edildi ve imzaya açıldı. Sözleşme bugüne kadar 47 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı.

12 bölüm 81 maddeden oluşan İstanbul Sözleşmesi’nin amacı; kadınları her türlü şiddetten korumak ve kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak (m. 1/a); kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirerek gerçek kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek (m. 1/b); kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı çerçeve, politikalar ve önlemler geliştirmek (m. 1/c); kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini geliştirmek (m. 1/d); kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini sağlamaya yönelik kuruluşlar ve yasa koyuculara destek ve yardım sunmak (m. 1/e) olarak ifade edilmiştir.

20 Mart 2021 tarihi itibariyle Türkiye’nin çekildiği İstanbul Sözleşmesi, toplumumuzun bir kesimi tarafından “Bu sözleşme olmadan kadınların korunamayacağı/yaşatılamayacağı” sloganı ile topluma kutsal bir metinmiş gibi takdim edilmektedir.

İstanbul Sözleşmesi imzacı ülkeler tarafından tartışmasız kabul edilen bir metin olmamıştır

Halbuki, İstanbul Sözleşmesinin görüşmelerine katılan bazı ülkelerin bu sözleşmeye başından beri taraf olmadıkları, Sözleşmeyi imzalayan ülkelerin çok büyük bir kısmının bazı maddelere çekince ya da şerh koyarak parlamentolarında onayladıkları, bir kısım ülkelerin henüz parlamentolarının onayına sunmadıkları, bir kısmının parlamentolarında ise Sözleşmenin onaylanmasının reddedildiği bilinmelidir.

İmza sahibi 47 ülkenin 34’ünde sözleşme parlamentoları tarafından onaylanmıştır. Türkiye ile birlikte 10 ülke (Arnavutluk, Belçika, Bosna-Hersek, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Karadağ, Portekiz ve San Marino) Sözleşme’yi çekincesiz imzalayarak yürürlüğe koyarken, 22 ülke (Almanya, Andora, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Güney Kıbrıs, Gürcistan, İrlanda, Letonya, Malta, Monako, Kuzey Makedonya, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, İsveç, İsviçre ve Yunanistan) Sözleşme’nin muhtelif maddelerine çekince koydular. Hırvatistan, İspanya, Letonya, Litvanya, Letonya ve Polonya ise Sözleşme’yi şerh koyarak imzaladılar.

Sözleşme görüşmelerine katılan Rusya ve Azerbaycan ile sözleşmeye gözlemci ülke statüsünde katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi imzalamadılar.

İmzacı ülkelerden Slovakya 26 Şubat 2020’de, Macaristan 5 Mayıs 2020’de sözleşmeyi onaylamayı reddetti. Polonya, Temmuz 2020’de sözleşmeden çekilmek için yasal süreci başlattı.

Türkiye yönünden Sözleşme

İstanbul Sözleşmesi’ne Türkiye yönünden bakıldığında; 11 Mayıs 2011’de Sözleşme’yi hiçbir çekince olmaksızın ilk imzalayan ve 24 Kasım 2011’de parlamentosunda ilk onaylayan ülke Türkiye’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 247 vekilden 246’sının kabul oyu, 1 vekilin çekimser oyu ile onaylanmıştır.

Sözleşme’nin imzalanmasının ardından, 8 Mart 2012 tarihli 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarıldı. Sözleşme, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayının ardından 1 Ağustos 2014’te resmen yürürlüğü girdi. 81 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) kuruldu. Sözleşmeyle ilgili çalışmaların etkin yürütülmesi için ise TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na bağlı İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Konulu Alt Komisyon kuruldu.

Avrupa Konseyi bünyesinde, İstanbul Sözleşmesinin taraflarca uygulanmasını izlemekten sorumlu bağımsız uzman organı olarak GREVIO (Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu) kuruldu. GREVIO’da Türkiye’yi temsil etme hakkını elde etmek üzere İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu, çoğu feminist 81 kadın örgütü ve LGBTİ+ örgütleri tarafından oluşturuldu. Platformun desteklediği Feride Acar Türkiye’nin GREVIO üyesi olmakla kalmadı, 2015’te GREVIO’ya başkan olarak da seçildi. Yani, işin başından itibaren feminist kadın örgütleri ve LGBTİ+ İstanbul Sözleşmesi’nin vesayet organı gibi hareket etmeye başladı.

İstanbul Sözleşmesi üzerindeki feminist kadın örgütler ve LGBTİ+ nin vesayet kurma çabaları dikkat çekti ve ciddi rahatsızlıklara sebep olmaya başladı.

GREVIO başkanı Feride Acar’ın bir röportajda ifade ettiği “Bu yereldekilerin, İstanbul Sözleşmesi’ni ve GREVIO’nun denetim sürecini kullanarak ulusal yapılarda değişimi zorlamaları imkânını getiriyor.” sözleri, İstanbul Sözleşmesi’nin “kadına yönelik şiddet”i, “aile içi şiddet”i önleme amacının aslında milli yapıları yani din, gelenek ve kültürleri değiştirme, tasfiye etme hedefini gerçekleştirmek üzere bir perde fonksiyonu ifa ettiğini göstermektedir.

Nitekim, Sözleşme’de ifade edilen din, gelenek, kültür ve örf gibi bütün unsurların Sözleşme kapsamında tasfiyesi (m. 12/1), kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi (m. 12/1), cinsiyet rollerinin yeniden tanımlanması, aileden başlayarak bütün bir toplumsal yapıyı dizayn etmek amacıyla öğretim materyallerine, resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine Sözleşme’nin yaklaşımlarının eklenmesi (m. 14/1) kadına şiddeti önlemeyi aşan hedeflerdir.

Sözleşme’de, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” gibi kavramlar aracılığıyla LGBT’ler normalite kapsamına dâhil etmektedir (m. 4/3). Böylece geleneksel toplum değerleri içinde önemli yer tutan cinsiyet ve cinsellik algılarının değiştirilmesi, toplumların yeniden yaratılması amaçlanmaktadır. Yine Sözleşme, cinsel yönelim (m. 4) ve partnerlerle yaşamayı (m. 36/3, 46/a, 59/1-2) da düzenlemekte ve meşrulaştırmaktadır.

Bütün bunlar, kadına şiddeti ve aile içi şiddeti önlemeyi aşan, kadını, erkeği, insanı, kültürleri, toplumları ve nihayet bütün insanlığı cinsiyetsizlik temelinde dönüştürmeyi amaçlayan bir misyonu göstermektedir.

Bahsettiğimiz eleştiriler ve yaşanan gerilimler Şubat 2020’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sözleşme’nin gözden geçirileceği açıklamasına neden oldu. Erdoğan Temmuz 2020’de “Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur” açıklamasını yaptı. Nihayet 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Sözleşme’nin Türkiye bakımından feshedilmesine karar verildi.

Sonuç

Pek çok ülkede, toplumsal cinsiyet (gender) ve toplumsal cinsiyet eşitliği (gender equality) kavramları ile halkların yerleşik kültürleri, toplum ilişkileri, değerleri ve cinsiyet algılarının alt-üst edildiğinin ortaya çıkması, cinsiyet farklılıkları üzerinden yeni bir toplum inşa etme çabaları tepkileri de beraberinde getirmiştir. Özellikle Avrupa’da, toplumsal cinsiyet karşıtı (anti-gender) hareketler ortaya çıkmıştır. Türkiye’de de bu tür tepkilerin ortaya çıkması ve toplumsal bir destek kazanarak siyasi iradeyi etkileyecek noktaya ulaşması beklenen bir sonuçtu.

Devletler tarafından onaylanan İstanbul Sözleşmesi ile, cinsiyet üzerinden yeni toplum inşasına dair küresel proje devletlerin politikası haline getirilmek istenmekte eğitim, müfredat ve mevzuat değişiklikleri ile ve devlet aygıtıyla halklara benimsetilmesi amaçlanmaktadır.

Kadına karşı uygulanan şiddet ve aile içi şiddetin devlet tarafından hassasiyetle ele alınması ve bu problemin giderilmesine ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması ve uygulamanın dikkatle takip edilmesi elzemdir. Bu problemin, küresel politikaları meşrulaştırıcı bir araca dönüşmesine izin verilmemelidir.

Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması Türk aile yapısı ve millet karakterinin muhafazası bakımından isabetli olmuştur. Bu projeye hizmet eden mevzuat, müfredat değişiklikleri ve uygulamaların da ayıklanarak yürürlükten kaldırılması icap etmektedir.

İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan pek çok ülke bu fesihten etkilenerek muhtemelen aynı yolu izleyecektir.

*Bu yazı 22 Mart 2021 tarihinde SDE.org sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar