Emekli Vali Rafet Üçtelli “Çorak Toprak, Kırmızı Halı” adıyla, 2011 yılının Nisan ayında yayımladığı hatıralarında, o sırada vali olarak görev yapmakta olduğu Çorum’da, 29 Mayıs 1980 günü başlayan ve “Çorum Olayları” olarak bilinen hadiselerin arka planını anlatmaktadır. 12 Eylül askeri darbesini hazırlayan olayların tekrar gündeme gelmesi sebebiyle, dönemin valisinin hatırlarında yer alan bilgiler hayli önem taşımaktadır.

Vali Rafet Üçtelli olayların başlamasını hatıralarında şöyle anlatmaktadır:

“Çorum olayları Gün Sazak’ın teröristler tarafından öldürülmesi üzerine, Türkiye genelinde olduğu gibi Çorum’da da beliren son derece gergin hava içinde, alınan önlemlere rağmen medya gelmiştir.

Olaylar 29.5.1980 Perşembe günü saat 20.00 civarında Çorum merkez saat kulesi yanında bazı dükkanların, bazı kişiler tarafından, bir anda taşlanması şeklinde aniden başlamıştır. Bu taşlama sonunda sadece dükkanların camı kırılmış, başkaca herhangi bir tahribat ve yağmalama olayı olmamıştır. Bu hadiseye, o anda yanımda bulunan Emniyet Müdürüne anında müdahale emri verilmiştir. Ancak bu durum zaten gergin olan havayı daha da gerginleştirmiş, şehirde bazı topluluklar belirmiş, bu arada bir silahlı çatışma olmuştur. Bu çatışmada 45 yaşlarında olaylarla ilgisi olmayan bir köylü vatandaşımız ölmüş, Sadık Nasuhoğlu, Vedat Eliaçık, Hüseyin Şimşek, Sefer Eker, Sezai Diran adlı kişilerde tabancayla muhtelif yerlerinden yaralanmış ve hastanede tedavi görmüşlerdir.

 Milönü semtinde (Burası alevi vatandaşlarımızın kesif olarak oturdukları bir semttir.) taşlama hadisesinin sol görüşlü tanınan bazı vatandaşlarımızın dükkanlarına şuurlu bir şekilde tevcih edildiği tarzında bir haber haline getirilerek yayılmış olması, esasen hassas bir yer olan bu bölge insanının harekete geçmesine ve çarşıya doğru oldukça büyük bir kalabalık halinde yürüyüşe başlamalarına yetmiştir. Bu grup olayı zamanında haber alan zabıta kuvvetleri tarafından kendi mahallelerinde durdurulmuştur. Can güvenliklerinin bulunmadığını ve tahribatın genişletileceği yolunda haber aldıklarını ileri sürerek dağılmamışlardır.”(shf.332-333)

Vali benzer olayların aynı gün Merzifon’da da meydana geldiğine dikkat çeker.

“Aynı gün Merzifon’da da benzer eyleme girmeleri, aynı görüntüyü vermeleri, bunun dıştan yönetildiğini yolundaki görüşleri teyid etmektedir. Zira böyle tesadüf olamaz. Aynı gün, iki ayrı yerde, aynı saatlerde benzer kışkırtmaların ortaya çıkmasının başka izahı da yoktur. Nitekim hemen Türkiye’nin her yerinde “Yaşasın Çorum Direnişimiz” yazılarının yazıldığı öğrenilmiştir.” (shf.333-334)

Vali olayların yayılma tehdidi karşısında askeri göreve çağırır. Garnizon komutanı binbaşının başında bulunduğu birlik, Milönü semtinde yerlerini alır. Ancak, sabaha kadar kurulan barikatları kaldırmaya güçleri yetmez. Ertesi gün daha feci olaylara gebedir.

“30 Mayıs Cuma günü sabahı Milönü semtinde alevi vatandaşlarımızın oturdukları yerde, onların mahallelerinde komşu olan ve izinli oldukları için olaylardan habersiz, günü evlerinde geçiren 2 polis memurunun şehit edildikleri ve bir polis memurunun da ağır yaralandığı haberinin alınmış olması, Çorum’da havayı bir anda daha da elektriklendirmiştir. Mahalline sevk edilen askeri birliklerle güvenlik tedbirleri artırılırken, bir taraftan da Jandarma komutanının sorumluluğu altında barikatların kaldırılması, yaralı polislerin hastaneye sevki, şehit polislerin nakli, Milönü semtinde oturan diğer polis ailelerinin, çocuklarının o bölgeden çıkarılması faaliyetleri de sürdürülmüştür.” (shf.335)

Yapılan bu saldırının polisi tahrik amacıyla yapıldığı açıktır.

“…Bu arada arkadaşlarının böyle haince öldürülmesi poliste büyük bir infial yaratmıştır. Büyük üzüntüye kapılmışlardır. O yetmemiştir, bu hal bölgede oturan diğer arkadaşları ve aileleri açısından haklı bir endişe sebebi olmuştur. Oradaki tutumları itibariyle ve yeni müessif başka olayların doğmasını önlemek amacıyla, V.Jandarma K. Ve Garnizon Komutanının telsizdeki ayrı ayrı tekliflerine uyarak, bu bölge o gün için askeri birliklerin faaliyetlerine bırakılmıştır.” (shf.335)

Çorum’daki askeri birliğin sayı itibariyle bir veya iki bölük, yani azami 80-150 kişilik bir kuvvetle olaylara müdahale edebileceği dikkate alınarak, Amasya Tugay Komutanından askeri yardım istenir. Amasya Tugay Komutanı asker göndermeyi kabul eder. Yardım istenilen Merzifon Hava Tugay Komutanı ise, Merzifon’da da olayların çıktığını ve olayların gelişmekte olduğunu ifade ederek, yardım gönderemeyeceğini bildirir.

Olayların başladığının ikinci günü olan Cuma günü Amasya Tugay Komutanı Çorum’a gelerek Garnizon Komutanlığı vazifesini üstlenir. Bu arada ana yol aleviler tarafından barikatlarla trafiğe kapatılmıştır. Üçüncü gün, 31 Mayıs 1980’de, anayoldaki barikatların kaldırılması başarılır. Aynı gün, şehit polis cenazelerine katılmak ve vaziyeti denetlemek üzere İçişleri Bakanı ile Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun şehre gelirler, akşamüzeri şehirden ayrılırlar. Gece silah sesleri gelmeye devam eder. Operasyonlar yapılır ve bazı şahıslar silahları ile birlikte gözaltına alınırlar.

Olayların dördüncü günü, henüz asayişin temin edilemediği bir ortamda, Amasya Tugay Komutanı askerleri ile birlikte geri döneceğini Valiye bildirir. Bu duruma şaşıran Vali Rafet Üçtelli, hatıralarında bu hadiseyi aşağıdaki gibi anlatır.

“Olayların söndürülemediği bu noktada, Tugay komutanı 1.6.1980 Pazar günü öğleden sonra Amasya’ya döneceğini ve dönerken de beraberinde getirdiği asayiş bölüğünü çekeceğini bildirmiştir. Bir gün sonra da diğer bölüğünü Amasya’ya götüreceğini bildirmesi ve esasen yetersiz sayıda olan askeri birliklerin daha da yetersiz kalacağının anlaşılması üzerine durum sayın İçişleri Bakanı’na telefon ile bildirilmiş, telsiz ile teyid edilerek Amasya dışından kuvvet sevki istenmiştir. Bu telsizde Yozgat’tan gelen Jandarma sayısının 60 civarında olduğu, sayı yönünden çok yetersiz kaldığı, görev ifasında Jandarmaya büyük işler düştüğü belirtilerek yeniden başka jandarma birlikleri gönderilmesi istenilmiştir. Aynı telsizde polisin yorgun düştüğü, sayısının ve rütbelerinin kafi gelmediği, toplum zabıtası ile takviye edilmesi lüzumuna değinilmiş, acilen 2 emniyet müdür muavini istenilmiştir.

Bu telsizde duruma hakim olunmakla birlikte, gelişen olayların ciddiyetini muhafaza etmekte bulunduğuna da temas olunmuştur. Görevi devrettiğimiz Pazar gecesi cereyan eden olaylar da bu talebimizin haklılığını ortaya koymuştur.”(shf.341-342)

Vali Rafet Üçtelli, aynı gün saat 16.00 civarında Ankara’dan gönderilen telsiz emriyle, emniyet müdürü ile birlikte görevden alınır. 18.30’da helikopter ile şehre gelen yeni vali vekili görevi teslim alır.

Valiye göre, olaylar gergin bir hava içinde, birden ve büyük boyutlu olarak patlamış ve süratle yayılmıştır. Dışarıdan sızan militanlarca istismar edilmiş ve saptırılmış, Alevi-Sünni çatışması haline dönüştürülmüştür. Zaten bölgedeki sosyal yapı, böyle bir çatışmaya son derece müsaittir.

“Sunniler Alevilerin işyerlerini tahrip ediyorlar” gerekçesiyle başlayan Çorum olaylarının birinci perdesinden sonra, bu defa 4 Temmuz Cuma günü Cuma namazı esnasında, “Aleviler Alaaddin Camii’ni ateşe verdiler” dezenformasyonu ile ikinci perde açılacak, olayların son erdiği 10 Temmuz günü itibariyle 57 kişinin katledilmesi ile bu acı olaylar sona erecekti.

Vali Rafet Üçtelli’nin hatıralarında bahsettiği gibi, olayların henüz kontrol altına alınamadığı bir dönemde, üstelik Çorum’un güvenlik zafiyetini bildiği halde, Amasya Tugay Komutanı’nın askerlerini alarak Çorum’u terk etmesi hafızalarda soru işareti olarak kalmaya devam edecekti.

 

*Bu yazı 9 Temmuz 2011 tarihinde Haber10 sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar