Emin Sazak 1882 yılında Eskişehir’in Sazak Köyü’nde doğmuştur.  12 yaşındayken gittiği İstanbul’da, Fatih Medreselerinde 3 yıl kadar eğitim görmüş, eğitimini yarım bırakarak köyüne geri dönmüştür. 1920 yılında TBMM ‘nin ilk dönem toplantısına Eskişehir mebusu olarak iştirak etmiş, 2. dönem seçimleri sırasında, fikir anlaşmazlığı sebebiyle Atatürk tarafından Müdafaa-i Hukuk Gurubundan çıkarılmıştır. Ancak, 2. dönemde ilk bağımsız mebus olarak seçilmeyi başarmış, daha sonra tekrar Halk Fırka’sına alınmıştır. Bu tarihten sonra yapılan bütün seçimlerde Eskişehir mebusu olarak Meclis’e giren Emin Bey, 1946 yılında, C.H.P.’ den ayrılarak Demokrat Parti’ ye girmiş, 1946 seçimlerinde, bu partiden milletvekili seçilmiştir.

 

Ancak, partinin merkez teşkilatı ile anlaşmazlığa düşünce, 1948 de Demokrat Parti’ den çıkarılmıştır. Emin Sazak, 1950’ ye doğru siyasi hayattan çekilmiştir. Milli Mücadele’ deki hizmetlerinden dolayı, Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası sahibi olan Emin Bey, 1960 yılında ölmüş ve doğduğu Sazak Köyü’ne gömülmüştür.

 

Toklun Yayınları tarafından 2007 tarihinde yayımlanan hatıratın girişinde, kitabı hazırlayan Himmet Kayhan’ın anlattığı gibi; Emin Bey otuz yıl boyunca, bazen günden güne, bazen çok uzun aralıklarla yazmış, bazen tek satır yazarken, bazen sayfalarca içini dökmüştür. 19. Yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, Orta Anadolu’daki köy ve kasaba hayatını, halk, memur, eşraf ilişkilerini, eğitim yapısını, olanca canlılığı ile anlatmıştır. Hatıratta, imparatorluğun çöküşü, Anadolu’nun düşman tarafından istilası, ölüm-kalım savaşı, yeni Türkiye’nin kuruluşu ve Cumhuriyetin ilk çeyrek yıllarına ait bir neslin hikayesi, ticaret hayatına atılan bir toprak adamı ve mebus gözüyle anlatılmıştır.

 

İttihat ve Terakki’yle ilgili olarak genellikle, merkez teşkilatına mensup olanların hatıratı ve ilişkileri bilinmektedir. İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin Anadolu yapılanması, Taşra teşkilatı mensuplarının siyasi pozisyonları, halkla ilişkileri, ticaretin Türkleştirilmesi, Ermeni tehciri sırasındaki rolleri, Milli Mücadele’deki misyonları pek bilinmez.  1.Dünya savaşı yenilgisinden sonra, Ermeni sürgünü yüzünden kovalanan ve idamla yargılanan bir ittihadcı, Milli Mücadele’de Kuvva-yı Milliyeci, İlk meclisin mebusu, Sakarya Savaşı sırasında çiftliği ve evi Yunanlılar tarafından yakılan göçmen bir ailenin reisi sıfatıyla, Emin Bey’in hatıratında, bu bilinmezlere ulaşmak mümkündür.

 

Günlük şeklinde tutulan defterlerindeki ilk tarih, 20 Ocak 1918, son tarihse 22 Şubat 1948’ dir. Günlük olması sebebiyle, yazdıkları çok değerlidir. Sonradan yazılan ve kendini savunma maksatlı hatıratlardaki sunilik, bu kitapta yoktur. Okuyucuyu olayların içine çeken canlı bir anlatımı vardır.

 

Hatıratın Birinci bölümünde; Ailesi, Çocukluğu, Gençliği , Mihalıçcık ve Çevresi,

İkinci bölümünde; Meşrutiyet, Dünya Savaşı Yılları, Yenilgiden sonrası,

Üçüncü bölümünde; Milli Mücadele,

Dördüncü bölümünde: Cumhuriyet Dönemi günlükleri yer almaktadır.

 

Bu yazımızda, Emin Bey’in milletvekili, aynı zamanda iş adamı sıfatı ile Cumhuriyet’in ilk çeyrek dönemine ilişkin günlüklerini naklederken, bu dönemin bir canlı şahidinin umutlarını, kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını öğrenme imkanına kavuşacağız.

 

Ali Fuat Paşa’nın 14 Eylül 1919 tarihli davetiyle, Emin Bey ve arkadaşları, Sivas Milli Kongresi’ne bağlanırlar. Bu grup, milletin kurtuluşunu, Hareket-i Milliye’de görmüşlerdir. Emin Bey, daha sonra Kurucu Meclis’te Eskişehir’i temsil etmek üzere seçilir ve 23 Nisan 1920 Cuma günü, Büyük Millet Meclisi adını alan Kurucu Meclis’in açılışına iştirak eder. Mecliste kendisini, Yunan İşgali, içerdeki ayaklanmalar, Bolşeviklik tartışmaları, Mudanya Mütarekesi, Saltanatın kaldırılması ve Hilafet tartışmalarının içerisinde bulacaktır. En şiddetli tartışmalardan birisi, Mudanya Konferansı’nın ardından Sadrazam Tevfik Paşa’nın Londra’da yapılacak sulh konferansına Bab-ı Ali’nin de katılacağını Ankara’ya bildirmesiyle başlar. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa ve etrafındaki gurup, Hilafeti bütünüyle kaldırmak suretiyle buna karşılık vermek ister. Ancak, Emin Bey’in de aralarında bulunduğu Meclis çoğunluğu Hilafetin tamamiyle kaldırmasını reddeder.

 

Emin Bey, 6-7 Kasım 1922 tarihli günlüğünde, bu tartışmaları ve kendi düşüncesini aşağıdaki şekilde açıklar:

 

“Ben şahsen, cumhuriyetin aleyhinde değilim ve cumhuriyetçi olmak isterim. Fakat önerge dini açıdan incelenmeli, toplumun hazmedeceği makul şekli bularak hareket edilmeli. Tekrar İngilizlerin eline silah verilmemeli. Benim endişem bundan kaynaklanıyor.

 

Önerge sahipleri Mecliste tehditkar bir vaziyet almışlardı. İşin uygun şekilde veya aşırıların arzusuna göre çıkıp çıkmayacağını pek kestiremiyordum. Mustafa Kemal Paşa’nın muhalif tanınanlara söz vermemesi, tehditkar vaziyet alması, beni de sinirlendirdi. Oylamaya katılmayacağımı açıkça söyledim.

 

Sonunda, Mustafa Kemal Paşa da kabul ederek, ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Gurubunu ikna etti.”

 

Daha sonra, önerge değişiklikler yapılarak kabul edilir. Sultan Vahdettin’in memleketi terk etmesinden sonra, Meclis Abdülmecid Efendiyi Halife seçer. Ancak, Halife’nin yetkileri tartışılmaya devam etmektedir. Bu konuda, 12 Şubat 1923 tarihli günlüğünde görüşleri şöyledir.

 

“Son durumumuz, Meclis’te muhalif gurupla olan anlaşmazlık, özellikle Halife’ye verilecek yetkiler konusunda… Halife’nin yetkileri konusu çok önemlidir. Allah korusun, iyi idare edilmezse kötü şeyler doğmasına uygundur. Ben Halife’ye yetki verilmesine taraftar değilim. Fakat bunun İslami hükümlere uygun olduğu, bir bilim kurulunca incelenerek, toplumun benimseyip kabul edeceği bir şekil bulunması gereklidir.

 

Öyle, Yunus Nadi ve Celal Nuri Beyler gibi, İslami duyguları yaralayacak şekilde yayınlarla bu işin halledilmesine taraftar olamam. Aklı başında tavırla bir neticeye varılabileceğine inanıyorum.

 

Oysa bu konuda Mustafa Kemal Paşa’nın hareket tarzını da çok hatalı buluyorum: Güya, toplumun fikren aydınlanması için, Yunus Nadi ve Celal Nuri Beylerin yaptığı yayınlar uygun bulunmuş. Allah yardımcımız olsun! Allah’ım korusa da, idari hatalar yüzünden zavallı memleketimiz zarar görmese…”

 

Bu arada Lozan görüşmeleri kesintiye uğramakla birlikte devam etmektedir. 1923 yılının Mart ayında en önemli olay, Mebus Ali Şükrü Bey’in Topal Osman tarafından katledilmesidir. 6 Mayıs 1923 tarihli günlüğünde, Emin Bey yaşananlardan hiç hoşnut olmadığını anlatmaktadır.

 

“Duruma bakacak olursak, Mustafa Kemal Paşa’nın ilgisi olmaması gerekir. Ama kamuoyu ilgili görmekte, hatta İçişleri Bakanı Fethi Bey’in desteği ile olduğuna inanıyor.

 

Ben kendimce, Paşa’yı ne şüpheden kurtarabiliyorum, ne de mahkum edebiliyorum. Aşağı yukarı bilgisi olduğu akla geliyor. Günahı kendi üzerine…

 

Merhum Ali Şükrü bey’in muhalefeti, yıkıcı tarzda, vatana ihanet tarzında değildi.

 

Şimdiki durumda, bu işin ileriye varılmayıp, Paşa’nın bir daha bu işlere cüret etmemesi düşüncesiyle gereken gösteri, Meclis’te ve halk tarafından cenazede yapıldı. Memleket yararını, işin daha ileri götürülmemesinde görüyorum…”

 

Meclis, 01 Nisan 1923’te oybirliği ile seçimleri yenilemeye karar verir. Emin Bey’in Meclisle ilgili görüşleri şöyledir.

 

“… Meclis’in son zamanlarda ahengi bozulmuştu. Ali Şükrü Bey merhumun bu şekilde katledilmesi, düşmanlara büsbütün ümit verecek derecede bir olaydı.

 

…Gerçi Meclis, kamu yararıyla ilgili konularda birliği bırakmamış ise de, Reis Paşa’nın dikkatsiz hareketleri, milletin duygularını dikkate almaması, etrafına yanlış adamlar alması ve (muhalif gurubun) kendisine muhalefeti dolayısıyla Hilafet’i alet etmek istemeleri… tehlike sebebi oldu. Durum düşmana ümit verecek hale geldi.”

 

10 Temmuz 1923 tarihli günlüğünde Emin Bey, İkinci Meclis seçimlerinde memleketin her yerinde, Paşanın gösterdiği adayların seçildiğini anlatır. Emin Bey bu şekilde seçilen mebus adaylarından hareketle, oluşacak meclisle ilgili kanaatlerini aşağıdaki gibi açıklar.

 

“Bu Meclis’i bir çok açıdan yetersiz bulmaktayım: Tüketici, memur ve askerden meydana gelen bu Meclis’in yapacağı iş bizi milli iflasa götürmektir. Aynı zamanda, aç gözlü insanların sayısı epeyce çok. Mustafa Kemal Paşa bunlara çok sayıda bakanlık kurmak mecburiyetindedir.”

 

Paşa, Emin Bey’in milletvekili olmasını istememektedir. Ancak, gösterdiği adayların bir kısmı Eskişehirli bile değildir. Seçim sırasında Emin Bey’i Müdafaa-i Hukuk adaylığından ihraç eder. Mihalıçcık’ta yapılan seçimlerde, müntehab-ı sanilerin oy birliği ile Emin Bey bağımsız aday olarak seçilir. O, Meclisin seçilen ilk bağımsız milletvekilidir. Ancak Gazi bundan hoşlanmaz.

 

“Bütün memlekette her istediğini körü körüne yaptıran Paşa, bunu hazmedemedi: Liva’ya gönderdiği bir telgrafla, bütün halka tebliğ edilmek üzere, Partiden ihraç ettiğini ilan eyledi. Aynı zaman da gazetelerle de duyurdu…Baştan ayağa kadar Paşa haksızdır. Kendisi için de iyi yapmamıştır.”

 

24 Temmuz 1923 günü Lozan’da barış imzalanır. Anlaşma Meclis’te onaylanır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir, Mustafa Kemal Paşa oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçilir. 29 Şubat -1 Mart 1924 tarihli günlüğünde, hanedanın yurt dışına çıkarılması, Şer’iye Vekaletinin kaldırılması, mahkeme ve eğitimin birleştirilmesi tartışmalarına yer verir. Günlüğünde, harp oyunları için İzmir’e giden Paşa’nın dönüşünden sonraki olayları şöyle anlatır.

 

“Gazi Kemal Paşa Ankara’ya geldi. O gelir gelmez, ilkesiz, meşrepsizler; Hilafet hanedanın ülke sınırları dışına çıkarılmasından, Şer’iye Vekaletinin kaldırılmasından, mahkemelerin ve eğitimin birleştirilmesinden bahsettiler. Bunlar üzerinde, bütçe görüşmeleri münasebetiyle iki gün evvel nutuklar söylendi. Bu nutuklar, bu adamların kendi düşüncesi değil, dalkavuklardır. İnsan, inanılarak söylenen her türlü düşünceye saygı gösterir. Paşa’nın bu dostları fikirsiz, inançsız adamlardır.

 

Yarın sabah (1 Mart) Paşa’nın nutkunda bu meselelere dair işaretler olacak ve uygulanacaktır.

 

Kendi düşüncem: Bu inkılap, memleketi düzlüğe çıkarmaktan daha çok, şahsi emel ve amaçlardan kaynaklanmaktadır. Gelecekte, Mustafa Kemal Paşa’nın yakınındaki adamlar yüzünden memleketin kötülük göreceğini düşünüyorum. İnşallah aldanmış olurum. Bu zat, baskıcı bir yönetim kurmak isteyecek ve güzel idare etmeyecek gibi geliyor. Anayasa ile daha yüksek haklar alması, cüretini artıracak, fena olacaktır.”

 

Emin Bey, demiryolu müteahhidi olarak, bazı hatların inşası ile iki yüze yakın köprünün yapımı işini alır. Bundan sonra, Mustafa Kemal Paşa ve çevresine olan şiddetli eleştirilerinin azaldığı görülmeye başlar. Bu dönem 1924 yılı sonlarıdır.

 

Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Ref’et Paşa, Rauf Bey, Adnan bey gibi zatlar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adında bir parti kurarlar. Davet edilmesine rağmen, Emin Bey bu partiye girmez. İsmet Paşa’nın istifası üzerine üç-dört ay sürecek Fethi Bey kabinesi kurulur. Bu arada, Şeyh Said isyanı patlak verir. İsyandan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası sorumlu tutulur, parti irticayla suçlanır. 1 Mart 1925 tarihli değerlendirmesinden bir kısmı aşağıdaki gibidir.

 

“ Kamuoyu Gazi’yi sevmez olmuştur. Duygular fazlasıyla incitilmiştir. Gazi Paşa’nın çevresi, çapulcu ve halk nazarında iyi olarak tanınmayan insanlardır.

 

Şahsen Gazi Paşa ve İsmet Paşa’ya şimdiye kadar bağlıydım ve genel gidişlerini, halk yararına uygun görüyordum. Bazı eksiklikleri de görmezden geliyordum. Bu defa hareketlerini bir türlü içime sindiremiyorum. Mesele sırf şahsi endişe üzerinedir.

 

Yeni Partinin irtica yapacağını ve alet olduğunu bilsem, zerre kadar acımayacağım. Fakat tanıdığım insanlar, Ali Fuat Paşa ve emsalinin, kendi çıkarları için böyle cinayet işlemeyeceği kanaatindeyim.”

 

“…Bu zat, tarafsız kalabilseydi yahut da toplumun şikayetçi olduğu “çevresi”ni temizleyerek, yaptığı inkılaba sadık olan eski arkadaşlarını da alarak, beş sene için bir “vatan partisi” meydana getirip, birlik andı ile bağlayabilseydi, irticaya meydan vermezdi. Herhalde vatan düşüncesi galip gelseydi iyi çareler bulunurdu. Gazi paşa’nın bu hareketlerinden iyilik beklemiyorum. Memleket çok aşırı düşüncelere duyarsız kalamaz. Allah yardımcımız olsun. İyi olsun.”

 

3-4 Mart 1925 tarihli günlüğünde, Mustafa Kemal Paşa’yı takdir eden ifadeler yer almaya başlar.

 

“Şimdiye kadar gelip geçen Türk Hükümetleri, adeta dünyayı hiç görmemişler, sadece yağmacılıkla hayat sürdürmeyi seçmişler. Özellikle son ilerlemeleri zerre kadar fark etmemişler. O “büyük adam” denilen insanların memlekette hiçbir eserini görmediğim için, Mustafa Kemal Paşa ayarında adam gelmediğine inanıyorum.”

 

Şeyh Said isyanının Fethi Bey Kabinesinin başaracağı iş olmadığına inanan Emin Bey “Şu halde, Gazi Paşa ve İsmet Paşa haklıymışlar. Diğer Parti, yani Terakkiperver Parti, bilmeyerek kötülük yapmıştır.” görüşüne ulaşmıştır.

 

Bu arada, 26 Ekim 1925 tarihli günlüğünde yazdığına göre, yirmi yıl süreli “Türkiye Cumhuriyeti İnşaat Türk Anonim Şirketi” ünvanıyla, 500 bin lira sermayeli bir şirket kurmuştur. İşler iyiye gitmektedir.

 

“Gazi Paşa, bu memlekette on yıl, mutlak iktidar mevkiinde bulunmalıdır. İsmet Paşa asla ihmal edilemez.”

 

“…Gazi Paşa ve İsmet Paşa, memleket lehine eskisi gibi başarıyla çalıştıkları takdirde, sürekli iktidarda kalırlar. Aksi davranışlarını millet hoş görmez. Memleketi on sene idare etmelerine ben de taraftarım. Çünkü, asayiş ve çalışma tam yerinde. Memleket ve millet, buna susamıştır. Neydi o, yeni parti faaliyetleri ortaya çıktığı sırada, dıştaki ve içteki huzursuzluk? .. Korkmaya başlamıştım. Yabancılar da ümide kapılmışlardı. Cenab-ı Hak yardımcımız olsun.”

 

1925 yılından beri defter bir şeyler yazma vakti bulamayan Emin Bey, 30 Kasım 1927 tarihli günlüğünde aşağıdaki hususları yazar.

 

“Halife’nin ve Osmanlı hanedanının Türkiye dışına çıkarılması, tekkelerin kapatılması, vakıfların maliye hazinesine dönüştürülmesi ve şapka gibi, her biri asırlarca mücadeleyi gerektiren değişmeler, Gazi’nin gücü ve ataklığı sayesinde, kısa bir zamanda halledildi. Bu yüzden pek büyük bir anlaşmazlık karşısında da kalınmadı.

 

Memleketin ekonomik gelişmesi ve asayişin sağlanması, ümit ettiğimden daha iyi.

 

Askeri ve siyasi başarılar; mesela Şeyh Said isyanına karşı şiddet gösterilmesinde isabet, herkesin gönlünde Gazi’nin etkisini yükseltti.

 

Tabii, şahsi siyaset gibi görünen hareketlerin, Gazi’nin kendisine zararlı olacağı ve milletin gözündeki yerini düşüreceği görüldü.”

 

Emin Bey, Gazi Paşa’nın inkılaplarındaki başarıyı şu cümlelerle açıklar.

 

“Toplumun anlayışına bu kadar zıt hareketlerle kendisini tehlikeye atmak, kimsenin haddi değildir. Kendisinin yaptığını, hiçbir arkadaşı yapamazdı. Bu kadar tehlikeli işlere atıldı ve başardı.”

 

İkinci seçimin son döneminde, 1926 Haziranında, Gazi’ye İzmir seyahati sırasında suikast yapılacağı ihbar edilir. Pek çok kişi, bu arada bir takım mebuslar tutuklanır, İstiklal Mahkemeleri faaliyete geçirilir.

 

“Gazi, olağanüstü geniş kapsamlı bir hareket sandığı için, pek değer vermesi gereken Meclis’in yasama dokunulmazlığına bakılmadan ve suçüstü gibi işlem yapılarak, muhalifler de dahil olmak üzere, şüphe ettikleri bütün milletvekillerini tutuklamışlardı.

 

Sonuçta, bunların büyük çoğunluğu beraat etmiştir. Bu şekilde hareket benim de hoşuma gitmedi ve bugün de buradaki hikmeti anlayabilmiş değilim.”

 

Meclise yönelik bu hareketi anlamaya çalışan Emin Bey bunda bir hikmet ve zaruret bulunup, bulunmadığını kestirmeye çalışır. Yapılanları makul karşılamaya sevk eden sebepleri vardır.

 

“Suikast başarılsa, vatanın genel durumu bir yana, şahsen benim de mahvolduğum gündü. Gazi’nin başına bir şey gelseydi, benim de intihar etmem gerekirdi. Devlette bir çok alacağım var. İşe girişmişim, borçlanmışım. Benim gibi, ülkedeki ekonomik durumla ilgili olan herkesin böyle olması gerekir.”

 

Hükümetin şiddetli hareketi karşısında, Meclis suskunluğa bürünür.

 

Hatıratında, Emin Beyin, yavaş yavaş yine muhalefet etmeye başladığı görülür. Zira, Türk Demiryolları İşletmesi yabancılarla anlaşmalar yapmıştır. Demiryolları müteahhidi Emin Bey’i bu durum çok üzmektedir. Onu üzen diğer bir konu “Kabotaj Kanunu” değişikliği teklifidir. Bunları kapütülasyonlara dönüş olarak değerlendirmektedir.

 

“Hükümet, suikast sonrası dönemde yaptığı işlerde çok hatalar işledi. Yaptıklarının içinde iyi ve aklı başında olanı pek azdır.”

 

“Ankara’da adeta bir Yahudi hakimiyeti dönemi başlıyordu. Bir Yahudi’nin Meclis’te kendi çıkarına göre kanun yaptırdığı görülüyordu.

 

Önde gelen kişi sayılmak isteyenler, Gazi’ye yakınlık iddia edenler; vatan aleyhine de olsa, alabildiğine zengin olmak emel ve hevesine düştüler. Yapılan ihalelerden bir milyon, iki milyon komisyon alanlar, adeta bu paralar önemli bir şey değilmiş gibi konuşmaya başladılar.”

 

“… Tek ümidim Gazi’nin silkinmesi ! Yaygın şüpheler, zanlar o kadar ilerledi ki, her yanlışın teşvikçisi olarak Gazi görülmeye başlandı. Gazi’den ümidimi kesmedim. Er geç silkinir, meydana getirdiği bu eseri mahvetmeye razı olmaz, diyordum. Fakat bir belirti göremiyorum.”

 

Üçüncü devre seçimleri yapılır, yine adaylar Mustafa Kemal Paşa tarafından belirlenir. Bu defa Gazi tarafından aday gösterilen Emin Bey, yine Eskişehir milletvekili olur. Gazi, meşhur Nutkunu irad eder.

 

“Gazi bu sene Meclis’in açılışından önce, Halk Partisi Kongresi’nde, altı gün nutuk verdi. Bir çok gerçekleri öğrendik, özellikle tenkid ettiğimiz bazı konularda kendisini hoş gördüm.

 

Ref’et Paşa, ilk günden beri muhalif tutumda. Gazi’nin güç sahibi olması durumunda, Rauf Bey ve bazılarının; Hanedan hakkında duydukları kaygılar tamamen haklıymış. Doğruyu tamamen itiraf ederim, işin iç yüzünü hiç görmemişim.

 

Çok şeylerde Gazi’yi hırslı görmüştüm, ama haklıymış. Hatamı kabul eder, özür dilerim.”

 

“…İsmet Paşa ayarında da –ne yazık ki- bir başkası yok. Ancak, son bir yıldaki davranışları, İsmet Paşa’nın görüşlerinde zayıflık olduğuna hükmetmeye mecbur ediyordu. Bu sene daha faal, daha uzak görüşlü olur da, kendisine dualar, minnetler ederiz.”

 

30 Ekim 1928 tarihli günlüğünde Emin Bey, bir siyasi durum değerlendirmesi yapar. Yapılan inkılapların meyvelerinin görülmeye başladığını yazar. Ancak, Gazi’nin seçmiş olduğu Meclis’le ilgili eleştirileri aşağıdaki gibi anlatır ve kendine göre bu seçimi mazur görür.

 

“Şimdi de tenkid edilecek yönleri; pek işe yaramayacak ulema güruhunu Meclis’te topladığı, hükümete yetersiz adamlar getirdiği, Meclis’i hafife aldığı … gibi konulardır. Bu değişimlerin, bunu gerektirdiğine hak verilebilir. Ümit ediyorum ki, bundan sonra memleketle daha ilgili adamlar getirilir ve biraz da halkın arzusuna göre seçim yapılır.

 

Ancak, serbest seçimle gelen adamlarla bu inkılapların yapılamayacağını kabul etmek gereği vardır.”

 

Hiç tenkid görmeyen hükümetin, tenkide tahammül edemez hale geldiğini, kendisinin yaptığı tenkidler karşısında hükümetin darıldığını ifade etmektedir.

 

Bu arada, Emin Bey her fırsatta, arazi sulama ve hayvancılığın geliştirilmesi için tedbir alınmasını dile getirmektedir. Memlekette kuraklık vardır.

 

Emin Bey 26 Ocak 1929’da 56 gün sürecek bir Avrupa seyahatine çıkar. İntibalarını 07.05.1929 tarihli günlüğünde yazar. “Avrupa’ya geziye çıkmadan önce, çok yükselmiş bir çevreyi görünce, kendime üzüntü ve ümitsizlik gelecek sanıyordum. Tam aksine. Çok kuvvetli ümitlerle döndüm.” (Shf. 245) diyerek, geleceğe olan inanç ve güvenini ortaya koyar,

 

Emin Bey, 07.05.1929 tarihli günlüğünde, kuraklığa karşı tedbir alınmamasına isyan etmektedir.

 

“Üç dört senedir devam eden kuraklığa karşı, az para ile çok üretim yapılabilecek işleri görmesi gereken, ancak hiçbir şeyi göremeyen bir İktisat Vekaleti teşkilatı var.

 

Devletin can damarı olan bu bakanlığın ihmal edilmesi ve dört-beş senedir pek aciz ve pek zavallı insanların eline bırakılması, çok pahalıya mal olmuştur.”

 

“Memlekette açlık o kadar feci bir manzara arz ediyor ki; halk yemeye ot bulamıyor. Tabiat bunu da esirgemiştir.”

 

Emin Bey, artırılan vergilerden yakınmakta, Anadolu yayla halkının tek ihracat malı olan tiftik davarından alınan verginin artırılmasına karşı çıkmaktadır.

 

“Bu sırada, memurların refaha kavuşmasını sağlamak, sonuç olarak vergilerin artırılmasına gitmek, memur sınıfını tutup, halkı ezmek; halktan destek istemeye yüzümüzün kalmaması demektir.

 

İsmet Paşa, parti başkanı sıfatıyla “olacaktır!” dedi. Vergilere zammın olağanüstü kötü etkileri olacağına, halk nazarında hükümete sempati kalmayacağına ve ekonomik açıdan yanlış yapıldığına inanıyorum.

 

Memleketle ve vergiyle ilgisi olmayan memur sınıfından, maaş erbabı insanlardan oluşan bir Meclis’ten beklenecek şey suskunluktur… Hükümeti uyarmaya bile cesaret edemiyorlar. Sonuç olarak, hükümet hataya düşüyor. Memleket kötü etkileniyor.”

 

Emin Bey’ in karamsarlığı devam etmekte, hükümeti yetersiz bulmaktadır. 1930 Şubatında yazdığı günlüklerde, hükümeti ve meclisi çok ağır tenkide tabi tutmaktadır.

 

“Geçmişin miskinliği ve ruhlarımızdaki yılgınlık, olgun bir şekilde, bir hükümeti icraatından sorumlu tutarak ve denetleyerek, kendi selametini arayacak bir ruh halinde olmamızı engelliyor. Bu, daha iyi bir hükümetin gelmesi ve milletin daha çok birlik göstermesi ihtimalini ortadan kaldırıyor.”

 

Gazi ve İsmet Paşa’ nın yerlerini dolduracak başka adamlar olmadığını, bunlardan daha dürüst ve daha iyi yönetecek şahıslar olmadığını ifade eden Emin Bey, bir türlü düzelmeyen işlerden milleti ve milletvekillerini mes’ul tutmaktadır.

 

“ Bundan, doğrudan doğruya millet de mesuldür; ancak, en büyük sorumluluk milletvekillerine düşüyor. Milletvekillerini tahlil edersek, bu şekilde seçip toplayan Gazi mesul oluyor.”

 

“… İnsan Üçüncü Meclis’e bakınca milletvekili olduğuna-olacağına utanıyor. O, ilim adamı denilen umursamaz güruhun gösterdiği beceriksizlik manzarası ve miskinlik; insana, milletin geleceğinden adeta ümit kestiriyor.”

 

“Bugün başta olan Gazi’nin ve İsmet Paşa’nın tasavvurları nedir? Gazi’de, İsmet Paşa’da eksiklikleri görmüyor mu? İstenen sonuçlara ulaşılamayışın sebebi ne, milletin kabiliyeti yok mu?”

 

“Geçen seneden beri eğlence meselesinin de azaldığı görülüyor. Gazi’de yüksek bir görüş olduğu herkesçe kabul ediliyor. Gerek kendisinin bir takım alışkanlıkları, gerekse İsmet Paşa’nın bazı işlerdeki hatalarının sonucu olarak, memlekete zarar geleceğini herhalde görür. Kendi eserine karşı vurdumduymaz kalmayacağını kuvvetle ümit ediyorum.”

 

“İnkılaplar sonuçlandı. Aşağı yukarı hazmedildi ve ediliyor. İnkılabı yaşatmak için, halkı doyurmak ve zengin etmek lazım. Yoksa kuru kuru yenilikten kimse bir şey anlamaz. Gerçi bunların meyvesi sonra olacaksa da, halk tamamen haklı olarak, bir de hayatında gelişme ister.”

 

Emin Bey, Tayyare Cemiyeti’nin derhal feshedilmesini istemektedir. Ona göre, bu Cemiyet “vurgun psikolojisi” ile idare edilmektedir. Öte yandan İş Bankası yönetiminin de ıslah edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Zira genel müdür Celal Bey ve Reis Mahmut Bey’ le birlikte İdare Meclisi azalarının kabiliyetlerinin yeterli olmadığı kanaatindedir. İş Bankasının bütün sermayesi batak yerlerdedir. Bu sebepsiz değildir. Parti bundan faydalanacaksa, yılda belli bir miktar Parti’nin arzusuna ayrılmalı, geri kalanıyla dürüstçe işler yapılmalıdır.

 

1930 Martında yazdığı günlüklerde kendi sıkıntılarından bahsetmektedir. Enflasyonun artması, inşaat işlerinin durması, Rusların kereste fiyatlarını düşürmesi yüzünden Emin Bey zor duruma düşmüştür.

 

“Allah korusun, ticari itibar ve haysiyetime zarar gelecek diye dayanılmaz ızdıraplar çekiyorum.”

 

04.11.1930 tarihli günlüğünde Serbest Fırka’nın kuruluşunu geniş bir şekilde değerlendirir. Bu değerlendirmenin çarpıcı kısımları aşağıdaki gibidir.

 

“Uzun süredir yazmıyordum. Şu buhran arasında bir de yeni Serbest Fırka çıktı. Belediye seçimlerinde mücadeleler oldu. Halk, sandığımızdan ve tahminimizden fazla bizi sevmiyormuş. İktidar olan hükümet ve partileri sevmemek adet ise de, bu kadarına aklım ermedi. Bu işin bu kadarını Gazi’de kestirememiştir.”

 

“Gazi, yeni Parti’yi kurdururken, yalnız ciddi bir memleket kaygısıyla hareket etmiş olsaydı, geçmiş bazı olayları sindirerek, Gazi’ye minnet, şükran beslerdik. Fakat milletin bezginlik getirdiği ve memurları suiistimale sevk eden insanlar, yine Gazi’nin etrafında ve her iki partide de etkili olan onlar. Bu vaziyet, işin ciddiyetinden endişe ettiriyor.”

 

“Eğer hedef, milletin rahatsızlığını İsmet Paşa’dan hoşnutsuzluk şekline sokarak işin içinden çıkmak ise, Gazi’ye affolunmaz bir hata yüklenir.”

 

Emin Sazak daha sonra, hatıralarında Serbest Fırka’dan hiç söz etmez.

 

02.04.1931 tarihli günlüğünde, hükümetin Rus yanlılığını göstermek üzere, bir takım konularda devletçilik yapılmasını eleştirir. Bu sırada enteresan bir dünya analizi yapar.

 

“Benim kanımca, bu günkü durumda ve bu gidişle dünya acı çekecek. Bütün dünya şaşkın. Bolşeviklik dünya yüzünde kalıcı olamaz. Buna inanıyorum. Belki geçici bir müddet olur, sonra tam tersine, dünya yeniden daha serbestiyetçi yönetimlere terk eder. Eğer bir Avrupa İttifakı yapamazlarsa, Ruslar dünyayı karıştırmakta daha başarılı olacaklar.”

 

Uzunca bir aradan sonra, 01.02.1935 tarihli günlüğünde, Dördüncü dönem milletvekilliğini tamamladıklarından bahsettikten sonra, İsmet Paşa’nın her şeyi devletleştirmek istediğinden, kendi kanaatince sosyalistliğe gittiğinden şikayetlenmektedir.

 

Beşinci devre seçimlerinde yine milletvekili seçilir. Ancak yeni kimlikleri “Saylav” dır.

 

10.04.1935 tarihinde, siyasi ve ekonomik değerlendirmeler yapar.

 

“İsmet Paşa siyasi işlerde inatla, ısrarla başarıya gidiyor. Bu, çok memnunluk vericidir. Ancak halk, bilhassa maddi durumu iyi olanlar, çok sarsılmıştır. Vergiler halkı çok eziyor… büyük çiftçiler ve hayvan yetiştiricileri hükümetin yardımına değil, aksine kıyımına, zulmüne uğruyor.”

 

“Büyük çiftçileri, yüze gelen insanları üzmek, hükümet için sanki önemli bir başarı sayılmaktadır. Bence bu yanlıştır. Bu sınıf ülkeye, hatta köylüye faydalıdır, hükümet bu sınıfın boşluğunu dolduramaz.”

 

Emin Bey’e göre, dış dünya siyaseti çok karışıktır. Yeni durumumuz, Balkan İttifakı dolayısıyla Fransa’nın yanındadır.

 

28.04.1936 tarihli günlüğünde, bu defteri tutma sebebini aşağıdaki gibi açıklar:

 

“Hayatımda gördüklerimi bu defter not ederek, iş adamlarına rehberlik edecek bir kitap yazacaktım. Düşündüğüm şuydu: Her zaman ve durumda insanların ruh hali ne derece değişir? Görüş farkları ne olur? Her zaman notlarımı, ruh halime göre yazıp, hayat boyunca meydana gelen değişiklikleri ve sebeplerini anlatarak, benden sonra geleceklere bir hizmet etmek düşüncesindeydim. Fakat, uğradığım sıkıntılar beni çok sarstığından, bu kitaba devamdan alıkoydu.”

 

Devamında insanın iş durumunda meydana gelen bozulmalar dolayısıyla, tarafsız davranamadığını, kendi hatalarını göremediğini anlatır.

Demiryolu müteahhitliği için İran ve Irak’a gider. Ancak görüşmeler sonuçsuz kalır. 10 Kasım 1938’de Atatürk vefat eder. İsmet Paşa ikinci cumhurbaşkanı olur.

 

Emin Bey, İkinci Dünya Savaşı boyunca deftere el sürmez. Ne yazık ki, geçen on yıl içinde neler yaşandığını onun gözüyle görme imkanından bizi mahrum eder. Keşke yazsaydı !

 

28.01.1946 tarihli günlüğünde savaş sonrası dünya değerlendirmesi yapar. İç politikada Celal Bayar, Adnan Menderes ve Fuat Köprülü yeni bir parti kurmuştur. Demokrat Parti isimli bu parti, memleketin her yerinde teşkilatlanma teşebbüsündedir.

 

“İsmet Paşa da, dünyadaki demokrasi akımının tesiri altında, bu işi himaye eder bir tavır takınmaktadır.”

 

12.11.1946 tarihli günlüğünde Emin Bey, C.H.P.’den ayrılıp niçin D.P.’ye geçtiğini izah eder.

 

“Devletçiliği çok ileri götürdüler. Sanayide, ticarette şahıslara yer bırakmamak yoluna gittiler. Sermaye, özel teşebbüs, sanki dolmuş-taşmış da önlemek lazımmış gibi bir zihniyetteler. Bu biçim bir devletçilik, dünyaya lazım olsa bile, bize belki yüz sene sonra gelir. Böyle gelmesi lazımdır.

 

İsmet Paşa’nın bu zihniyeti, hükümetin ve Meclisin de bu zihniyeti kendine mal etmesi, benim Halk Partisi’nde kalmama imkan bırakmıyordu. Bunları anlatmaya çok uğraştım ama dinletemedim.

 

Sabrım tükendi. Halk Partisi’nden istifa ettim. Memlekete faydalı olacağına inanarak, Demokratik Parti’ye girdim.”

 

Emin Sazak 1946 seçimlerinde, Demokrat Parti’nin 57 milletvekilinden birisi olarak, Eskişehir milletvekili olarak Meclise girer.

 

22.02.1948 tarihli günlüğünde, Demokrat Parti yönetiminde meydana gelen çatışmaları anlatır. Adnan Menderes-Fuat Köprülü ikilisi ile yıldızı bir türlü barışmamıştır. İstanbul İl Başkanlığı ile Merkez arasında meydana gelen zıtlaşmada İstanbul’dan yana tavır koyan Emin Bey Demokrat Parti’den ihraç edilir.

 

[email protected]

*Bu yazı 18 Haziran 2009 tarihinde Haber10 sitesinde yayınlanmıştır

Kategoriler: Yazılar