“Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu?” , Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurucularından, Emekli Binbaşı İsmail Tansu’nun 2002 yılında yayınlamış olduğu bir hatıra kitabının adıdır.

 

Kitapta, bir yandan Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesi tarihine ilişkin çok önemli bilgi ve hatıralara yer verilirken, diğer taraftan belki de, 27 Mayıs ihtilalinin göz ardı edilen bir başka sebebi bu kitapta ifşa edilmektedir. Kitabı okuyunca, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın fikir babası olan Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile, her türlü desteği veren Başbakan Adnan Menderes’in asılmış olmaları, yargılama sırasında Menderes’in kendisi için özel bir ordu kurduğu iddiaları, teşkilatın lideri Daniş Karabelen Paşa’nın ihtilalden hemen sonra görevden alınması, teşkilatın Kıbrıs lideri Albay Vuruşkan’ın yurt içinde pasif görevlere atanması, teşkilat mensupları ile görüşmelerinin yasaklanması ve nihayet ihtilalden sonra Genelkurmay Başkanı olan ve yeni yönetimde teşkilatı tanıyan tek kişi olan Cevdet Sunay’ın T.M.T.’ mensuplarına mesafe koyması, ister istemez darbenin görünmeyen sebeplerinden birisi de, kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı’ mıydı sorusunu akla getirmektedir.

 

1955 yılında, Yunanlı Albay Grivas yönetiminde EOKA örgütünü kuran Yunanistan hükümetinin amacı, ENOSİS denilen, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı projesini gerçekleştirmekti. Örgüt, amacı doğrultusunda, 1957 yılına doğru İngiliz Yönetimi ve Türk Halkı’na karşı şiddet eylemlerine başlar. Artık, iki kesim arasında çatışmanın kaçınılmaz olduğu hissedilmektedir. Benzer bir teşkilatla mukabele etmek gerektiğine inanan, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu,  bu örgütü kurma fikrini Genelkurmay 2. Başkan Orgeneral Salih Coşkun’a açar.

 

“Dairemizin (Özel Harp Dairesi) Başkanı General Daniş Karabelen, Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılıyor, 2. Başkan Orgeneral Salih Coşkun tarafından kabul ediliyor ve Karabelen’e şunları söylüyor: “Hükümetten bir soru yöneltildi; Kıbrıs’ta EOKA’ ya karşı silahlı bir örgüt kurabilir miyiz diyorlar. Dairenizin fonksiyonu malum, ancak ben, sizinle görüşmeden cevaplamak istemedim. Siz de yarına kadar dairenizde konuyu gözden geçirin, ne yapabileceğinizi bana bildirin …” (shf. 28)

 

Daniş Paşa Genelkurmaydan dönünce, Kore’de birlikte savaştığı Binbaşı İsmail Tansu’yu çağırarak görüşmeden bahseder. Yapılan değerlendirmeden sonra, direniş örgütü kurabileceklerine karar verirler. Ertesi gün, 2. Başkan Orgeneral Salih Coşkun vasıtasıyla, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya bu görev için hazır olunduğu bildirilir.

 

İsmail Tansu, Daniş Paşa’nın talimatıyla Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (T.M.T.) kuruluş projesini hazırlar. Projenin adını (KİP) koyar. Proje, Genelkurmay İkinci Başkanı Cevdet Sunay’a sunulduğunda Cevdet Paşa projenin kapağındaki “KİP” rumuzunun anlamını sorar. İsmail Tansu, “Kıbrıs’ı İstirdat Projesi” paşam diye cevaplar. Paşa gülümser.

 

1958 nisanında, Başbakan Adnan Menderes’in mesajı ile örgüt kurulur. O sırada, emekliliği gelen Daniş Paşa istifa ettirilir ve sivil olarak Özel Harp Dairesi’nin başında kalması ve T.M.T. örgütünü yönetmesi sağlanır.

 

Kurulan örgütün hükümetle temas noktası Fatin Rüştü Zorlu’dur. “Fatin Rüştü Zorlu bu işin başı idi. Çünkü örgüt fikri onundu ve Menderes’ten izni o almıştı. Bütün sorunlar onun aracılığı ile çözülecekti. Kendi bakanlığında bize yardımcı olacakların adlarını vermişti. Gerektiğinde, öteki bakanlarla yapılacak görüşmelerimizde bizzat kendisi aracılık edecekti.” (shf. 40)

 

Bu silahlı yapılanmaya önceleri tedirgin yaklaşan Başbakan Adnan Menderes,  “T.M.T.’ nin Kıbrıs’ta varlığını hiç belli etmediğini görmesi üzerine, kuşkusundan da, endişesinden de kurtulmuş ve T.M.T.’ye güveni artmıştı. (shf. 77)

 

T.M.T. ile ilgili endişeleri giderilen Menderes, teşkilat üzerine kanatlarını germekte ve onun daha çok güçlenmesini istemektedir. Nitekim, T.M.T.’ nin kuruluşunun dördüncü ayında Başkan Daniş Karabelen Paşa’yı çağırarak silah sevkiyatının hızlandırılmasına yardımcı olmak üzere,  birtakım sivil armatörleri görevlendirdiğini bildirir.

 

T.M.T. ‘nin hedefi, Kıbrıs Türk Halkının güvenliğini sağlamak ve T.C. Hükümetinin izlediği Kıbrıs politikasına destek vermektir. Mevcudunu eğitilmiş ve silahlandırılmış 5.000 kişiye çıkarmak teşkilatın ilk hedefidir. Daha sonraki hedef, (X) gününe kadar mevcudu 15.000 e çıkarmaktır. (X) günü, EOKA’ nın ENOSİS’i gerçekleştirmek için Ada’da girişeceği geniş çaplı harekatın tarihidir. Bu arada zor şartlarda da olsa, sivil motorlarla adaya silah ve cephane sevkiyatı devam etmektedir.

 

1958-1963 yıllarında bilinçli olarak “Uyur Gibi” davranılır. İsmail Tansu’nun kitabına ismini veren de bu bilinçli uyku halidir. Uyku ve suskunluk hali,  21 Aralık 1963 gününe kadar devam eder. Bu tarihte yer altından çıkan örgüt, 20 Temmuz 1974 tarihine kadar tarihi direnişini yapar. TMT’ nin gizli olarak kurulması nedeniyle, faaliyetlerinin pek çoğu devlet resmi kayıtlarına geçmeden, şifahen yürütülür.

 

Yıl 27 Mayıs 1960’a geldiğinde Türkiye’de bir askeri ihtilal olur. Teşkilatı kurduran Başbakan Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu başta olmak üzere, hükümet mensupları, tutuklu olarak Yassıada’da yargılanmaya başlarlar.

 

Askeri depolardan, çürük gösterilerek çıkartılan ve Kıbrıs’a sevk edilen silahlar ve cephane, Yassıada duruşmalarında hükümet aleyhine kullanılır.

 

“Fakat ne hazindir ki; çürüğe çıkarıldığına dair Milli Savunma Bakanı’nın onayını taşıyan belgelerle askeri depolardan aldığımız ve Kıbrıs’a gönderilinceye kadar gizli yerlerde depoladığımız silah ve mühimmat 27 Mayıs 1960 ihtilali öncesinin propagandasına malzeme teşkil etmişti.

 

Askeri depolardan, gösterdiğimiz belgeler karşılığı aldığımız kamyonlar dolusu silah ve cephane, dedikodulara neden olmuştu. O sırada Türkiye’de vuku bulan siyasi bunalım ve çalkantılar sırasında bazı muhalefet mensupları, bu dedikoduları ele alarak, “Adnan Menderes’in taraftarlarını silahlandırmakta olduğu” iddialarını ileri sürmüşlerdi.

 

Bu olay gerçek faaliyetimizi gizli tutabilmiş olduğumuzu göstermekte ise de, bu gizli kalmışlığın esrarengiz bir şekil alarak, ihtilalcilerin haksız propagandasına fırsat vermesi bakımından üzücü olmuştur.” (shf. 82)

 

Bütün suçlamalara rağmen, T.M.T.’ nin varlığından haberdar olan bakanların hiçbirisi, yargılama esnasında işin esasını ifşa etmezler. Genelkurmay Başkanı yapılan Cevdet Sunay’dan başka, Milli Birlik Komitesi’nin hiçbir üyesi,  teşkilatı bilmiyordu.

 

 “Bu devlet adamı (Fatin Rüştü Zorlu), 27 Mayıs Milli Birlik Komitesinin onayıyla asılmak suretiyle idam edilmiştir. Zorlu’ nun Kıbrıs davamızdaki hizmetlerinin önemi ve büyüklüğü anlaşılmamıştır. Çünkü bu gerçeği bütün yönleriyle ile birkaç devlet adamımız ve bazı komutanlarımızdan başka bilen yoktu. Bunlardan devlet adamları Yassıada da tutuklu idiler ve yargılanıyorlardı. Yüksek rütbeli generaller ise komuta mevkiinden alınmışlar, emekliye sevk edilmişlerdi. Milli Birlik Komitesi Başkanlığı’na getirilen eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel dahi T.M.T.’den habersizdi.”

 

“… Kıbrıs konusunu bütün yönleriyle bilen ve orduda kalan yegane Genera,l Cevdet Paşa idi. Ve 28 Mayıs günü Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmişti. Zorlu Yassıada mahkemesinde yargılanması sırasında savunmasını yaparken Kıbrıs meselesinin gizli taraflarını ifşa etmemiştir.” (shf. 81)

 

Yassıda mahkumları suçlanmak pahasına silah sevkiyatı hakkında konuşmazken, daha sonra  6. Cumhurbaşkanı olacak olan, dönemin Donanma Komutanı Fahri Korutürk’ün kitapta anlatılan tavrı oldukça ilginçtir.

 

Atatürk’ün “Türkü Koru” anlamında soyadı verdiği Korutürk, bizim açımızdan bu soyadına uygun bir davranışta bulunmamıştır. Kıbrıs milli davamız için örgütlenen gizli teşkilatımızı silahlandırmak için çırpınan T.M.T. mücahitlerini, Akdeniz dalgaları ile boğuşurken ve şehit olurken onları korumamış, yalnız bırakmıştır. T.M.T.’ nin kuruluşunda en önemli konumuz olan silah sevkiyatı operasyonlarında donanması ile uzakdan yakından destek vermemiştir. Hem de; Başbakan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın, Milli savunma ve Dışişleri Bakanlarının yardım etmesi için telefonla ricada bulunmalarına rağmen Korutürk destekten kaçınmıştır. Korutürk; bağlı olduğu üst makam Genelkurmay Başkanlığı ile, kendi hükümetine karşı olan sorumluluklarına duyarlı olmak yerine, NATO başkomutanına karşı olan sorumluluğunda duyarlı olmayı tecih etmiştir. Bu nedenle de, Korutürk bizi hayal kırıklığına uğratmıştır.” (shf. 98)

 

27 Mayıs ihtilalini yapan subayların hiç birisi T.M.T.’yi bilmiyor, onları Menderes’in özel ordusu sanıyorlardı. “Onlara göre güya, “Seferberlik Tetkik Kurulu Adnan Menderes’in gizli sivil örgütünü kuruyor ve silahlandırıyormuş!” Kurulun subaylarına da (Menderes’in Gestaposu) adını takmışlar. Bu sebeple tutuklanıp sorgulanmaları gerekirmiş.”

 

Bir arkadaşı tarafından bu haber iletilince, İsmail Tansu 28 Mayıs sabahı hemen tebrik bahanesi ile Türkeş’i ziyarete gider ve T.M.T.’yi anlatır. “Türkeş bu anlattıklarım üzerine, şaşkınlığını gizleyememiş “Şimdi her şey anlaşılıyor.” diyerek memnunluğunu belirtmişti. Ardından da anlattıklarımdan duygulanan Türkeş, sıcak bir yaklaşımla teşekkür ederek bizi kutlamış ve şunları söylemişti. “Sağol, bizi zamanında uyardın ve bir skandalı önledin. Merak etmeyin rahat olun, çalışmalarınıza eskiden olduğu gibi devam edin.” (shf. 233). Konuşmasının devamında, bundan sonra kendilerine kapısının açık olacağını ve teşkilatın arkasında kendisinin bizzat duracağını söyler.

 

Ancak, birkaç ay sonra sürgüne gidecek olan Alparslan Türkeş’in bu taahhütü geçerlik kazanmaz. T.M.T. anlaşılmaz bir yönetim boşluğuna düşer. Daniş Paşa, ihtilali yapan genç subaylar tarafından Teşkilatın Başkanlığından uzaklaştırılır. T.M.T.’nin Kıbrıs Lideri Yarbay Rıza Vuruşkan, 2.5 yıldır sürdürmekte olduğu, Kıbrıs’taki görevinden alınır ve yurt içinde pasif görevlere atanır. Çünkü, ihtilal komitesi nezdinde, Kıbrıs ve T.M.T. önemini yitirmiştir.

 

Hatta bu dönemde, daha sonra gelişen olaylar sebebiyle “eli kanlı katil” olarak anılacak olan Makarios, Türkiye’yi ziyaret eder ve İhtilalin Devlet Başkanı Cemal Gürsel tarafından devlet başkanlarına mahsus törenlerle karşılanır. İsmail Tansu yapılanlar karşısında çaresiz kalmıştır.

 

“Vaktiyle Kıbrıs’ta emri altında görev yapan subayların Vuruşkan’la temasları bile sonraki yönetim tarafından yasaklanmıştır. …T.M.T.’ nin ilk kurucularından biri olarak ifade edebilirim ki; T.M.T.’ nin kuruluşu planladığımız şekilde tamamlanmadan, Vuruşkan’ın Kıbrıs’tan alınması ile büyük bir hata yapılmıştır.” (shf. 74)

 

Çünkü yer üstüne çıkılması gerektiği tarihte, 15.000 mücahiti eğitmeyi planlamış olan teşkilat, 21 Aralık 1963’teki olaylarla sebebiyle yeryüzüne çıktığında, 5.000 mücahitle sınırlı kalmış, 1974’teki Harekata kadar Kıbrıs Türklerini savunmaya devam etmişlerdir.

 

27 Mayıs ihtilalinden sonra gelişen olayları izleyen İsmail Tansu, kendisinden daha fazla görev istenmediği kanaatine vararak 02 Eylül 1960 tarihinde emekliliğini ister.

 

“27 Mayıs 1960 ihtilalinin Türkiye’de dolayısı ile de T.M.T. ‘de yaptığı etkiler ve açtığı yaralar derindi. On binlerce kişinin, bu arada benim de geleceğimi gölgeleyen bu askeri rejim, Türkiye’ye ve Kıbrıs’a pahalıya mal olmuştur.” (shf. 261)

 

İsmail Tansu, kendisini derinden etkileyen ve son derece üzen 27 Mayıs İhtilalinin bir tasarrufunu aşağıdaki gibi açıklar:

 

“Düşürülen ve tutuklanan iktidar mensupları yüce divan niteliğinde kurulan özel bir mahkeme tarafından yargılanarak ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu arada idam cezasına çarptırılanlardan Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam hükümleri infaz edilmiş ve asılmışlardı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın idam hükmü ise yaşı göz önünde bulundurularak infaz edilmemişti.

 

Bilindiği gibi, Menderes ve Zorlu, uyguladıkları Kıbrıs Politikası ve aldıkları kararlarla, Kıbrıs davası tarihinin seyrini değiştirmişler, bugün yaratılmış bulunan Kıbrıs Türk Devleti’nin kurulmasına zemin teşkil eden Zurich ve Londra anlaşmalarını imzalamış devlet adamlarıydı.

 

Zorlu’nun 15 Eylül 1961 günü idam sehpasına götürülürken, abdest aldığı sırada, o zaman basına da yansıyan şu sözleri 38 yıl sonra hala kulaklarımda çınlamaktadır. “Ben ülkeme hiçbir hizmette bulunmamış isem de, Kıbrıs meselesini halletmiştim. Bu yetmez mi idi?” Zorlu’nun yargılandığı sırada bile, açıklamadığı ve ancak idam sehpasına giderken ifadeye lüzum gördüğü, gizli kalmış bu gerçeği daha önce de anılarımda anlatmıştım.

 

Demokrasi tarihimiz içinde bu devlet adamlarının başına gelen kaza, elbette yorumlanacak ve tarih hükmünü verecektir. Fakat muhakkak ki, tarih onları, Milli Birlik Komitesi’nin iddia ettiği biçimde suçlamayacaktır. Çünkü Türk kamu vicdanı onları mahkum etmemiş, hükmedilen cezaları da onaylamamıştır.” (shf.262)

 

*Bu yazı 29 Mayıs 2008 tarihinde Haber10 sitesinde yayınlanmıştır

Kategoriler: Yazılar