2020 yılı içerisinde; ülkesini 50 yıldır yöneten Umman Sultanı Kâbus bin Saîd’in, yine 49 yıl boyunca Bahreyn’de başbakan olan Şeyh Halife bin Selman el Halife’nin ve 16 yıldır yönetimi elinde bulunduran Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın peş peşe ölümleri üzerine, yerlerine gelen -sırasıyla- Heysem bin Tarık bin Teymur el Saîd, Selman bin Hamed bin İsa el Halife ve Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın izleyecekleri politikalar, stratejik öneme sahip Körfez’in geleceğinin şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır.

Dünya ticaret yollarının en önemli kavşaklarından birinde oturan Umman, önümüzdeki yıllarda dünya siyasetinde ve jeopolitiğinde artan öneme sahip olacak görünmektedir. Bu bakımdan Umman’ı ve yeni yönetici kuşağı yakından tanımakta fayda vardır.

Bugünkü Umman

Umman Sultanlığı 309.500 km2 yüz ölçüme sahip olup, batısında Yemen, kuzeyinde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile çevrilidir. Ülke, İran, Pakistan ve Afrika’nın doğu kıyıları ile Hint Okyanusu üzerinden ortak bir sınıra sahip bulunmaktadır.

Umman’ın 4 milyon 600 bin nüfusu, yüzde 85 Müslüman, yüzde 6,5 Hristiyan, yüzde 5,5 Hindu, yüzde 0,8 Budist, yüzde 0,1 Yahudi ve yüzde 1 diğer din mensuplarından oluşmaktadır. Müslüman nüfusun %75’i İbâdi, %20’si Sünni mezhebe mensuptur. Ülkede etnik olarak; Araplar, Beluçlar, Hintli, Pakistanlı, Srilankalı, Bangladeşli Güney Asyalılar ve Afrikalılar yaşamaktadır. Nüfusun hemen hemen yarısı, 2,2 milyonu yabancılardan oluşmaktadır.

Ülkenin GSYİH’si yaklaşık 78,3 milyar dolar olup kişi başı GSYİH 16,881 dolardır. Umman’ın başlıca geliri hidrokarbona yani petrole dayanmaktadır. Keşfedilmiş petrol varlığı 5,5 milyar varildir. Ham petrol üretiminde dünyada 21’inci, ihracatında 14’üncü sırada, doğalgaz üretiminde 26’ıncı, ihracatında ise 20’inci sırada yer almaktadır. Önemli ticaret ortakları Çin, BAE, G. Kore, Japonya, Hindistan’dır.

Umman Tarihi

Umman’ın bölgesindeki etkili siyasi varlığı 1624 yılında Ya‘rubî hânedanının imâmeti devralmasıyla ortaya çıktı. Ya‘rubîler ilk iş olarak, Umman’ı 1507 yılından beri egemenliği altında tutan Portekizlileri kovdular. Hindistan kıyılarındaki Portekizlilerin işgal ettiği yerleri ele geçirdiler. Portekiz ile Ummanlılar arasındaki savaş 1650’den 1730’a kadar devam etti. Daha önce, Hadım Süleyman Paşa (1538) ve Pîrî Reis (1552)’in Portekizli işgalcilere karşı verdikleri mücadeleler Portekiz ordusunu bölgede oldukça zayıflatmıştı.

Ya‘rubî hânedanı 1698’de Mombasa’ya, ardından Pemba, Zanzibar ve Kilwa’ya doğru denizaşırı genişleyip Hint Okyanusu’nun kıyı bölgelerinde büyük bir güç haline geldi. 1743’te Safeviler (İran) Muskat’ı işgal ettiler. Suhâr valisi Aḥmed ibn Saʿīd 1749’da Safevileri topraklarından çıkardı, iç çekişme halindeki Ya‘rubî hânedanına son verdi. Bu tarihten itibaren Umman’ı Bû Saîd ailesi yönetiyor.

Bû Saîd hanedanından Sultan Seyyid Saîd, kendi sultanlık döneminde, 1832’de başkentini Muskat’tan Zanzibar’a taşıdı. Saîd Osmanlı dostu olarak biliniyordu. Saîd’in 1856’da ölümünden sonra İngilizler 1861’de Zanzibar’ı, Muskat ve Umman’dan ayırıp Sultanın iki oğlu (Mâcid ile Süveynî) arasında paylaştırdı. Umman hanedanının Zanzibar üzerindeki hâkimiyeti, İngiltere’nin himayesi altına aldığı 1890’a kadar devam etti. 

1869’da Mısır’da Süveyş Kanalı’nın açılması ile birlikte Hint ticaret yolu yön değiştirdi. Bu gelişme ile birlikte, Basra Körfezi önemini kaybederken deniz ticareti Kızıldeniz-Aden istikametine yöneldi. Bağdat-Basra hattının öneminin azalmasının sonucu olarak Umman halkı fakirleşmeye başladı.

1888 yılında babası Türkî b. Saîd’in yerine sultan olan Faysal İbn Türkî, 1901 yılından itibaren iç isyanlar ve imâmet anlaşmazlıkları ile karşılaştı. Kendisinin imamlığını reddeden İbâdiye imamına bağlı kabilelerin saldırısına karşı başarılı olamadı. Ülkenin fakirleşmesi ve iç savaşlar yüzünden ağır dış borçlar ve faizler ödenemez hale geldi. Şeyh Faysal İngilizlerin desteği ile iktidarını devam ettirebiliyordu.

Türkî ibn Saîd – Faysal İbn Türkî       

Faysal İbn Türkî 1913 yılında vefat etti, yerine oğlu Teymûr ibn Faysal geçti. Teymûr, isyanların önünü alabilmek için, İngilizlerin arabuluculuğu ile, iç kesimde özerk bir imamlık yönetimi kurulmasını kabul etti. İsyancılar 1913’te kendileri için ayrı bir imam seçtiler. Şeyh Teymûr, sadece Muskat sultanı olarak tanındı. Şeyh Teymûr, 1932’de mali sıkıntılarla baş edemeyerek yönetimi büyük oğlu Saîd ibn Teymûr’e devredip sultanlıktan çekildi.

Teymûr ibn Faysal – Saîd ibn Teymûr

İngilizlerin desteği ile sultan olan Saîd ibn Teymûr borçlu bir yönetimi miras aldı. Muskat ile Umman’ı birleştirdi. 1954-1959 yılları arasında Umman Sultanına bağlı Umman güçleri ile Umman İmamlığına bağlı isyancı güçleri arasında Cebel Ahdar Savaşı yaşandı. Şeyh Saîd İngilizlerin yardımıyla bütün ülkede denetimi sağladı. Ardından, ülkenin en fakir bölgesi Dhofar vilayetinde 1962’de başlayan ve SSCB tarafından desteklenen Dhofar Kurtuluş Cephesi’nin örgütlediği yeni bir isyan ortaya çıktı. 1965 yılında, komşu Yemen (Aden) tarafından desteklenen Ohotari aşiretleri de Sultan Saîd ibn Teymûr’ün kısıtlayıcı politikalarına isyan etti.

Saîd ibn Teymûr, 1970’te oğlu Kabûs’un yaptığı bir saray darbesiyle yönetimden uzaklaştırıldı.

Sultan Kâbus Dönemi

Sultan’ın 1940 doğumlu oğlu Kâbus bin Saîd, İngiltere’de lise eğitimini tamamladı. Sonra Kraliyet Askeri Akademisi’ne girdi ve 1962’de buradan mezun oldu. İngiltere’nin Almanya’daki askeri üssünde subay olarak görev yaptı. 1966’da Umman’a dönen Kâbus dört yıl sürecek bir saray hapsine alındı. 23 Temmuz 1970’te İngiltere’nin de yardımıyla babasına karşı kansız bir darbe gerçekleştirerek Umman Sultanı oldu.

Sultan Kâbus bin Saîd

Sultan Kâbus ilk iş olarak ülkesinin adını “Uman ve Maskat” yerine “Uman Sultanlığı” olarak değiştirdi. Ülke içinde serbest dolaşımı sınırlayan yasakları kaldırdı, dış ülkelerde yaşayan Ummanlıları ülkesine davet etti.

Ertesi yıl, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İngiltere’nin yardımıyla 1971’de Umman’dan ayrılarak kendi federasyonunu kurdu.

Kâbus, ülkede istikrarı sağlamaya yöneldi ve 1962’de başlayan Dhofar İsyanını İngiliz ve İran’ın yardımıyla 1975 Aralık ayında bastırdı. Aynı yıl, 1965’te ayaklanan Ohotari aşiretleri isyanı da yenilgiye uğratıldı.

Sultan Kâbus, çok kültürlü yeni bir millet oluşturmaya yöneldi. Hindistan, İran ve Pakistan’dan gelip ülkede yaşayanlara vatandaşlık hakkı verdi. 1970-1990 arasındaki yirmi yılı ülkenin ekonomik kalkınmasına harcadı.

Sultan Kâbus, 1990’lı yıllardan itibaren hukuk alanında reformlara yöneldi. 6 Kasım 1996 tarihinde yayınlanan Sultanlık Kararnamesiyle, anayasa niteliğindeki Temel Yasa ilan edilip Devlet Konseyi ve Şura Meclisi’nden oluşan iki kanatlı Meclis yapısıyla meşruti monarşiye geçildi. Kabile ve dini liderlerden atanma yoluyla oluşturulan Devlet Meclisi ve seçimle gelen 84 üyeli Şura Meclisinden oluşan Umman Konseyi şura görevi yapmaktadır.

2003 yılında getirilen genel oy kanunu ile 21 yaşının üzerindeki tüm erkek ve kadınlara başta seçme olmak üzere, devletin tüm siyasi süreçlerine katılma hakkı getirildi.

10 Ocak 2020’de vefat eden Sultan Kâbus, yönetimi döneminde milli bir Umman kimliği oluşturmaya, kalkınmayı sağlamaya, monarşiyi anayasal bir zemine oturtmaya ve ülkesini tarafsız, herkesle diyaloga açık bir dış politikayla yönetmeye gayret etti. 1995 yılında ilan ettiği Vizyon 2020 hedefine büyük oranda ulaştı, 1995 yılında kişi başına GSYİH 6.261 dolar iken 2020 yılı sonu itibariyle 16.881 dolara yükseldi.

Kâbus Dönemi Umman Sultanlığı’nın Dış Politikası

Umman Sultanlığı, dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının taşındığı (dünya petrol tüketiminin yüzde 21) Hürmüz Boğazı’nın geçiş noktasında bulunması dolayısıyla stratejik bir öneme sahiptir. Umman dış politikasının temellerini; halklar arasında barış içinde bir arada yaşama, iyi komşuluk ilişkileri kurma ve başkalarının iç işlerine karışmama ilkelerine dayandırdı. Devletler arasındaki ihtilaflarda tarafsız olma, dengeli, ılımlı ve barışçı bir dış politika izleme, askeri çözümlerden ziyade diplomasiyi öne çıkarma tercihleri ile öne çıktı.

İran, İsrail, KİK üyesi Arap ülkeleri ve Batı ülkeleri gibi birbiriyle husumeti bulunan ülkelerin hepsiyle ilişkisini sürdürdü, zaman zaman bu ülkeler arasındaki ihtilaflarda arabuluculuk rolü üstlendi.

Muskat yönetimi izlediği dış politikaya uygun olarak, 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nda tarafsız kalmaya çalıştı. Ancak, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgalinde Irak karşıtı koalisyonda yer aldı. Aynı yıl Suudi Arabistan’la, 1992’de Yemen ile sınır anlaşmaları imzaladı, 1999 yılında BAE ile de sınır anlaşmazlıkları konusunda mutabakata vardı.

İsrail ile resmi diplomatik ilişkisi bulunmayan Umman, diğer Arap devletlerinin aksine İsrail ile diyalog kapısını hep açık tuttu. 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması’nı boykot etmedi. İsrail başbakanı İzak Rabin 1994 yılında, Şimon Peres 1996’da ve Benyamin Netanyahu 2018 yılında Muskat’ta Sultan Kâbus’u ziyaret ettiler.

KİK üyesi olan Umman, Suudi Arabistan’ın 2013 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’ni “Körfez Birliği”ne dönüştürme teklifini kabul etmedi ve böyle bir siyasi birliğe katılmayacağını açıkladı. Yine, Suudi Arabistan önderliğindeki Arap koalisyonunun İran destekli Husilere karşı 2015’te başlattığı operasyona iştirak etmedi.

Umman, diğer Körfez Arap ülkelerinden farklı olarak, İran’la yakın ilişkilerini hep sürdürdü. Dhofar İsyanının bastırılmasındaki İran yardımını unutmadı. 2013 yılında İran Cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani ilk yurtdışı ziyaretini Umman’a yaptı. Sultan Kâbus, 2013 yılı Ağustos ayında Tahran’a iade-i ziyarette bulundu. İran-Körfez ülkeleri, İran-Batı arasındaki krizlerde arabulucu rolü oynadı. P5+1 ülkeleri ile İran arasında varılan nükleer anlaşmada aracılık, Tahran-Washington gizli nükleer görüşmelerine ev sahipliği yaptı. İran’ı boykota ve izolasyona çağıran taleplere karşı çıktı.

ABD başkanı Donald Trump’ın 2017’deki talimatı ile başlatılan Katar ablukasında Umman, bu ablukaya karşı çıkarak, Sultanlık hava sahasını ve limanlarını (Sohar ve Salalah) Katarlılara açtı ve ablukanın olumsuz tesirini azaltmada rol oynadı. ABD ve Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn Arap dörtlüsüne kafa tuttu.

Umman’ın İsrail ile normalleşeceği haberlerinin yoğunlaştığı dönemde, 19 Ekim 2020’de, Umman Baş müftüsü Ahmed bin Hamed el-Halili twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İslam ümmetinde düşmana dost görünme gibi olumsuz yeni bir olgunun ortaya çıktığını ifade etti ve “Allah’ın düşman olunmasını emrettiklerine dostluk gösterildiğini, utanmadan gizlenmeden de bu olguyla övünüldüğünü” belirterek İsrail ile normalleşme konusunda Umman’ın tavrını ortaya koydu.

Sultan Kâbus Sonrası Umman

Sultan Kâbus’un erkek çocuğu bulunmuyordu. Kâbus, kendisinden sonraki sultanın seçilmesi için bir yöntem belirledi. Buna göre, hanedanı temsil eden Saîd Ailesine kendi içinden yeni bir sultan seçmek için üç günlük süre tanıdı. Sürenin sonunda bir aday üzerinde anlaşılamaması halinde kapalı vasiyet mektubunun açılarak içinden çıkacak ismin sultan ilan edilmesini vasiyet etti.

Sultan 10 Ocak 2020 günü vefat ettiğinde, aile içinde sultan olma hakkına sahip 85 kişi mevcuttu.  Ancak, hiçbirisi sultan olarak seçilemedi. Neticede 11 Ocak 2020’de vasiyet mektubu açıldı, mektuptan Heysem (Haitham) bin Tarık ismi çıktı ve Umman Sultanı olarak ilan edildi.

Sultan Heysem (Haitham) bin Tarık

1954 doğumlu Heysem bin Tarık 1979’da İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nden mezun olmuştu. Umman Dışişleri Bakanlığında genel sekreter ve siyasi işler müsteşarı olarak çeşitli görevlerde bulundu.

Heysem bin Tarık’ın babası Tarık bin Teymur ile vefat eden Sultan Kâbus’un babası Sultan Saîd bin Teymur kardeştiler. 1913-1932 yılları arasında Muskat ve Umman Sultanlığı yapan Teymur, Kamile İlgiray isimli bir Türk Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten 1920 yılında İstanbul’da Tarık bin Teymur doğmuştu. Doğumundan itibaren annesi ile birlikte İstanbul’da yaşayan Tarık bin Teymur liseyi Robert Kolej’de okudu. Daha sonra 1935 yılında annesi ile birlikte Almanya’ya gitti. 1937 yılında Muskat’a döndü, Muskat Askeri Kuvvetleri’nde görev yaptı. 1945’te Muskat ve Matrah belediye başkanlığına getirildi. Kardeşi Sultan Saîd’in Umman içinde yönettiği askeri operasyonlara katıldı. Kasım 1962’de Tarık bin Teymur, çocuklarının İstanbul’da eğitimi için Muskat’tan ayrıldı. 

Yeni Sultanın babası Tarık bin Teymur

Tarık bin Teymur 1966’dan itibaren kardeşi Sultan Saîd bin Teymur’un yönetim tarzına karşı muhalif bir tavır aldı. 1967’de hükümet sistemini değiştirme ve geçici bir anayasa hazırlama niyetini açıkladığı bir beyannameyi Umman halkına ilan etti.

1970 yılında babasını devirerek Sultan olan Kâbus, geçici bir danışma konseyi kurdu ve amcası Tarık bin Teymur’a ülkesine geri dönerek başbakanlık görevini üstlenme davetinde bulundu. Tarık, ülkesine döndü ve kurduğu hükümette 1972 yılına kadar başbakanlık görevini üstlendi. Ölene kadar Sultan’ın danışmanlığını yaptı. Kızı Nevval ile Sultan Kâbus evlendi. 1980 yılında Tarık’ın vefatı üzerine Umman Sultanlığı’nda resmi yas ilan edildi. Çocuklarından Esat bin Tarık Al Sait Sultan Kâbus’un “özel temsilcisi”, Talal bin Tarık Al Sait ise “resmi temsilci” görevini yürüttüler.

Aralarında Sultan Heysem’in de bulunduğu 9 çocuğu olan Tarık’ın çocuklarından Kays ve Talal’in Haydarpaşa Lisesi mezunu olduğu biliniyor.([i]) Yine, Talal bin Tarık İstanbul’da bulunduğu sırada Tahire isimli bir Türk hanımla evlenmiştir.([ii]) İngiliz hâkimiyeti altındaki Umman’da ailenin, neredeyse hiçbir ilişkinin olmadığı yıllarda eğitim için İngiltere’yi değil Türkiye’yi seçmeleri, Türklerle evlilik yapmaları, Türkiye’ye olan gönül bağlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Ocak 2021’de Sultan Heysem bin Tarık’ın kararıyla, en büyük oğlu Theyazin bin Heysem  Umman’ın ilk veliaht prensi olarak atandı.

18 Kasım’da Umman Rönesansı’nın 50’inci yıl dönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada Heysem bin Tarık, “Dış politikada merhum Sultan’ın ülkemizin dış politikası için belirlediği, halklar arasında barış içinde bir arada yaşama, iyi komşuluk ilişkileri, başkalarının iç işlerine karışmama, devletlerin egemenliklerine saygı duyma ve çeşitli alanlarda uluslararası iş birliğine dayanan ilkeleri güçlendirerek onun izinden gideceğiz.” sözleriyle Umman’ın geleneksel dış politikasına bağlı kalacağını açıkladı.([iii])

Türk-Umman İlişkileri

Türk-Umman ilişkileri Kanuni Sultan Süleyman dönemine, 16. yüzyıla dayanmaktadır. Portekizlilerin Muskat kalesini ele geçirip Körfez’i kontrol altına almaları üzerine 1552’de Piri Reis kumandasındaki Osmanlı donanması Muskat ve el Celali Kalesi’ni Portekiz işgalinden kurtardı. 1775’te Basra Körfezi’nin İran tarafından işgali sırasında Umman, donanması ile Osmanlı askerlerinin yardımına geldi ve birlikte savaştı. Tarihte Umman’ın Osmanlı Devleti ile 6 kez İran’a karşı beraber savaştığı biliniyor.

Cumhuriyet döneminde Türkiye, diğer Arap ülkeleri ile olduğu gibi Umman ile de düşük seviyeli bir ilişki sürdürdü. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler büyükelçilik düzeyinde 18 Haziran 1973 tarihinde kuruldu. 1980’li yılların sonuna doğru iki ülke ilişkileri yükselme trendine girdi. 1985 yılında Ankara’da ve 1986 yılında Muskat’ta yerleşik Büyükelçilikler açıldı. Umman Sultanının Türkiye’ye ilk ziyareti 1989 yılında gerçekleşirken Türkiye Cumhurbaşkanı olarak 1997’de Süleyman Demirel, 2010 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Umman’ı ziyaret ettiler.

2001’de Bülent Ecevit hükümeti döneminde “Türkiye Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı ile Umman Sultanlığı Savunma Bakanlığı Arasında Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” imzalanması ile iki ülke arasında özellikle askeri alanda işbirliğinin yolu açıldı. 2011 yılında Umman’ı ziyaret eden Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, söz konusu mutabakatın 5 yıl daha uzatılmasına ilişkin antlaşmayı imzaladı.

İkili ilişkilerin devamını ve gelişmesini temin için Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Mayıs 2017’de Umman’ı ziyaret etti.  FNSS Savunma Sistemleri A.Ş., Kasım 2017’de ve Ağustos 2020’de Umman Ordusuna büyük miktarda zırhlı araç teslimatları yaptı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ekim 2017 ve Şubat 2020 Umman ziyaretleri, iki ülke arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulundu.

Sonuç

Umman 2040 vizyonu projesiyle 20 yıl içerisinde; ekonomisini modernize etme, gelir kaynaklarını çeşitlendirme, yıllık yüzde 5 civarında ekonomik büyümeyi sağlama, istihdamı ve toplumun refahını artırmayı hedeflemiştir. Türkiye, Umman’ın bu hedeflerine yardımcı olma konusunda yeterli tecrübeye sahip bulunmaktadır.

Türkiye, Doğu Akdeniz-Süveyş Kanalı ticaretine alternatif güzergâh arayışında önemli girişimlerde bulundu -Irak ile işbirliği halinde- Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nı kullanacak yeni taşıma hattı konusunda ciddi mesafeler aldı. Irak Ulaştırma Bakanı Nasır Bender, 20 Aralık 2020’de yaptığı açıklamada, Bağdat’ı Musul’a bağlayan demiryolunun onarılarak Türkiye’ye kadar uzatılması projesinin başlatıldığını, projenin asıl büyük adımını Basra Körfezi’nde yer alan El-Fav Limanı’nın Türkiye’ye bağlanması aşamasının oluşturduğunu söyledi. Bu hattın faaliyete geçmesiyle, Türkiye’nin Basra Körfezi’nden Hürmüz Boğazı yoluyla Ortadoğu, Doğu Afrika ve Güney Asya pazarına açılması kolaylaşacaktır.

Umman, jeostratejisi itibariyle, Türkiye’nin Orta Doğu, Doğu Afrika, Asya Alt Kıtası ve Uzak Doğu politikaları için önemli bir ortak olma potansiyeline sahiptir. 1869’da Süveyş Kanalının devreye girmesiyle, Basra Körfezinin öneminin azalması sonucu ciddi gelir kaybına uğrayarak fakirleşen Umman, Türkiye’nin demiryollarını kullanarak el Fav limanından yapacağı ticarette önemli bir iş ve güvenlik sağlayıcı ortak olarak Basra Körfezi-Hürmüz boğazı hattında gelişecek ticaretten payını alabilecektir.

Umman’ın yeni yönetici kuşağının bir yanıyla Türk olması, ailenin bazı fertlerinin Türkiye’de eğitim almayı tercih etmeleri ve Türkçe bilmelerinin iki ülke arasında güvene dayalı, dostane ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynayacağı değerlendirilebilir.

Öte yandan, ABD başkanı Biden yönetiminde Barack Obama dönemi Ortadoğu politikasına geri dönüleceğinin işaretleri gelmektedir. İran’a yaptırımların kalkmasına ilişkin girişimler, ABD’nin Yemenle savaşta Arap ittifakından desteğini çekeceğini açıklaması, Ortadoğu Arap ülkelerini hizaya sokmak için İran sopasını tekrar kullanmaya yönelmesi ihtimali, tabii olarak İran’ın Şii yayılmacılığından endişe eden KİK üyesi ülkeleri (başta Suudi Arabistan ve BAE) yeni politikalar izlemeye yöneltebilecektir. Bu gelişmelerin yaşanması halinde; Körfez’de yeni bir ittifaklar sisteminin oluşması ve Körfezin muhtemel yeni oyuncusu Türkiye ile KİK üyesi ülkelerin ilişkilerinde siyasi ve askeri anlamda güçlü bir işbirliğine yol açması beklenilebilir.

[i] Rengarenk bir meclis açılışı

🔗 [ Yeni Safak Online – Dizi : Umman – Yusuf Ziya Cömert – 1.11.2003 ]

[ii] Geniş bilgi için; Umman Sultanının babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

🔗 Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi | Independent Türkçe (indyturk.com)

[iii] Umman Sultanlığı, 50. Milli Günü’nü rönesansını sürdürerek ve yüksek umutlarla kutluyor

🔗 Umman Sultanlığı, 50. Milli Günü’nü rönesansını sürdürerek ve yüksek umutlarla kutluyor | ŞARKUL AVSAT (aawsat.com)

Bu yazı 20 Şubat 2021 tarihinde SDE.org sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar