Irak, bir süredir, Suriye ve Mısır’da yaşanan sıcak gelişmeler dolayısıyla Türki-ye gündeminde geri sıralara düşmüştür. Bunun bir diğer sebebi de, Kürt Açılımı politikası dolayısıyla PKK ile devlet güçleri arasındaki çatışmanın durmuş olması dolayısıyla, Kuzey Irak’ın eskisi gibi bir endişe kaynağı olmaktan çıkmasıdır.

Bugünlerde iyi diyalog kurma mesajlarının verildiği Irak ile Türkiye ilişkilerinin muhtemel seyrini tahmin etmek bakımından, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgalinden bu yana Irak-Türkiye ilişkilerinin seyrini ve Irak içi dengeleri kısaca hatırlamakta fayda vardır.

2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden sonra, bu ülkede ABD’nin desteklediği federal bir devlet yapısı oluşturma projesi Türkiye’yi oldukça tedirgin etmişti. Irak devleti vatandaşı Kürtlerin özerk bir statüye sahip olması halinde bunun Türkiye’deki Kürtleri de teşvik edeceği ve ülkenin bölüneceği korkusuyla Türkiye, federal Irak modelinin karşısında, merkezi-üniter Irak devlet modelinin yanında oldu.

Anayasayı hazırlama görevi yapacak geçici meclis milletvekillerini seçmek için yapılan Ocak 2005 genel seçimlerinde, Şii Araplar ve Kürtler ittifak içinde hareket ettiler. Sünni Arap azınlığın hâkim olduğu Baas Partisi yönetimleri döneminde mağduriyet yaşayan bu iki kesim, geleceklerini garanti altına almak bakımından, federal bir anayasanın hazırlanması yanlısıydılar. Genel olarak Sünni Arapların dışlandığı bu yeni oluşumda, devlet yönetimi Şii Araplar ve Kürtler arasında paylaşıldı. Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani devlet başkanı seçilirken, hükumeti Şii Arap İbrahim Caferi kurdu.

Anayasa’nın kabulünden sonra, 15 Aralık 2005 tarihinde, Irak’ta ikinci bir genel seçim yapıldı. Bu seçimden önce, Türkiye’nin girişimiyle 4 Aralık 2005 tarihinde 4 Sünnî grubun temsilcileri ve ABD’nin Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad İstanbul’da bir araya geldiler ve daha önce seçimi boykot eden Sünnîler seçime katılmaya ikna edildiler. Seçime Şiiler “Birleşik Irak İttifakı”, Kürdistan İslam Birliği dışındaki Kürtler de “Kürdistan İttifakı” çatış altında seçime girdiler. Ancak, Sünni Araplar tek çatı altında toplanmayı başaramadılar. Seçimden sonra, 2006 Mayıs’ında Celal Talabani ikinci kez devlet başkanlığına seçildi, bu defa hükümeti kurma görevini Şii Dava Partisi lideri Nuri el Maliki’ye verdi. Yine Şii ve Kürtlerin ağırlıkta olduğu bir hükümet teşkil edildi. Bu görevlendirmeden itibaren, gerek Irak’ın iç dengelerini etkileyecek gerekse Irak’ın dış ilişkilerine yeniden yön verecek bir aktör olarak Nuri el Maliki sahneye çıktı.

Onun otoriter yönetiminden ilk önce Şiiler rahatsız oldular. 2007 yılında Şii Fazilet Partisi Şii Birleşik Irak İttifakı’ndan ayrıldı, daha sonra Sadr Bloku hem Şii Birleşik Irak İttifakı’nı terk etti hem de hükümette görev alan 6 bakanı istifa etti.

Irak Anayasanın 117.maddesiyle tanınan Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bir yandan Kerkük’ü asimile etme ve yönetimine alma teşebbüsleri, diğer taraftan PKK ile ilişkileri Türkiye ile Kürt yönetimi arasında gerginlik ve güvensizliği sebep oluyordu. 2008 yılında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Türkiye’yi ziyaretinin ardından gerginlik azalma seyrine girdi ve taraflar arasında diyalog başladı.

Genel seçimlerden sonra, 31 Ocak 2009’da ilk defa yapılan mahalli seçimlere Maliki yeni bir ittifakla girdi. Bir önceki genel seçimlerde hâkim olan Şiilik vurgusunun yerine üniter Irak’ı ve Irak milliyetçiliğini savunan bir dil kullandı. Bölünme korkusu yaşayan Iraklılara hitap eden Nuri el Maliki’nin oluşturduğu ”Kanun Devle-ti Listesi” bu seçimde başarılı oldu. Vilayet Konseyi Seçimleri’ndeki toplam 440 sandal-yeden 126’sını kazanırken, Bağdat, Basra, Necef, Babil gibi Şiilerin çoğunlukta olduğu birçok yerde diğer Şii partilerin önüne geçerek önemli bir siyasi güç elde etti.

Mahalli seçimlerin ardından 2009 Mart’ında, Talabani’nin ziyaretine karşılık olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül iki günlük bir Irak gezisi gerçekleştirdi. Taraflar arasında imzalanan ‘Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’ ile petrol, gaz ve enerji nakil hatları işbirliği çerçevesinde Irak petrolünün uluslararası pazara Türkiye üzerinden çıkarılmasının sağlanması hedeflendi ve uzun süre muallakta kalan ticari ilişkiler hareket kazanmaya başladı. 15 Ekim 2009’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağdat ziyareti sırasında gerçekleşen Türkye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Ortak Kabine Toplantısı’nın ardından 48 anlaşma imzalandı.

Ertesi yıl yapılan (7 Mart 2010) üçüncü genel seçimde, Türkiye’nin girişimiyle bir Sün-ni ittifakı oluşturulmaya çalışıldı. Şii Iyad Allavi liderliğinde teşkil edilen ve “El Irakiye Listesi” adı verilen ittifakta, Sünni Araplar, eski Baasçılar, milliyetçi Araplar ve Irak Türkmen Cephesi yer aldı. Şiiler iki ittifak halinde seçime girdiler; Başbakan Nuri el Maliki’nin liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, İslami Dava Partisi’nin çevresinde toplanan çok sayıda küçük partilerden ve mahalli aşiret liderlerinden oluşurken, Dava Partisi dışında kalan diğer Şii partiler Irak Ulusal İttifakı çatısı altında seçime girdiler. Seçimde El Irakiye listesi birinci geldi. Hem El Irakiye Listesi hem de Kanun Devleti Koalisyonu seçimlerde merkeziyetçiliğe sahip çıkan, milliyetçi, laik bir dil kullandılar.

2010 yılında yapılan seçimin neticesinde hiçbir ittifak tek başına iktidar olabilecek kadar milletvekili çıkaramamıştı, hükümet kurma pazarlıkları 9 aydan fazla sürdü. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2010 Kasım başında önce Erbil’e, ardından da Bağdat’a giderek Iraklı siyasi liderlerle tek tek görüşmesinin de etkisiyle, “Er-bil Mutabakatı” adı verilen bir uzlaşma ile Celal Talabani ‘nin Cumhurbaşkanı olarak kalması, Meclis Başkanlığı’na Sünni Usama El Nuceyfi’nin seçilmesi ve Nuri el Maliki’nin Başbakanlığı alması hususunda uzlaşmaya varıldı. Seçimde ikinci olan Kanun Devlet Koalisyonu ile üçüncü olan Irak Ulusal İttifakı’nın, Ulusal İttifak adı altında birleşmesinden sonra, bu Şii ittifakı 159 sandalyeyle mecliste çoğunluğu sağladı. Ulusal İttifak, Kürdistan İttifakı ve Irak Ulusal Hareketi (El Irakiye Listesi) nin katıldığı bir koalisyonla 21 Aralık 2010 tarihinde hükümet kuruldu.

Hükumetin kurulmasından üç ay sonra, 28 Mart 2011 tari-hinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iki günlük Irak ziyareti gerçekleştirdi. Irak Parlamentosunda ilk yabancı devlet adamı olarak konuşma yaptı. Erdoğan gerek mecliste yaptığı konuşmasıyla, gerekse Şiiler için kutsal kabul edilen türbelere yaptığı ziyaretlerle Türkiye’nin politikasının mezhepçi bir eksene dayanamadığını göstermeye gayret etti. Erbil’e de geçen Er-doğan burada Mesut Barzani ile görüştü ve Bölgesel Kürt Yöne-timini ziyaret eden ilk başbakan oldu.

Irak ve Türkiye arasında üst düzeyde devam eden temaslar, 2011 Mart’ında Suriye’de yaşanan olaylarla gölgelenmeye başladı. Türkiye, Suriye’nin demokratikleşmesi gerekçesiyle muhalefete destek verirken, Maliki yönetimi İran’la birlikte hareket etmeyi tercih etti ve Şii-Nusyari Beşar Esad yönetimini desteklemeye başladı. Bu politik tutum, hem Irak içerisindeki mezhepçi ayrışmayı ve çatışmayı tetikledi hem de Türkiye ile ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Her iki taraf birbirini mezhepçi politikalar izlemekle suçlamaya başladı. Bağdat’taki merkezi yönetimle ilişkisi bozulan Ankara,  bir yandan Bölge-sel Kürt Yönetimi ile diğer yandan Sünnî Arap temsilcileri ile ilişkilerini geliştiren bir politika izlemeye başladı.

Hükumetin 9 aylık çaba sonucu kurulmasına rağmen, Nuri el Maliki’nin Erbil Mutabakatı’ndaki taahhütlerine uymaması, daha da otoriterleşmesi, Suriye politikası ve devlet içerisindeki Şii kadrolaşmaya devam etmesi, Irak siyasetinde mezhep eksenli pek çok çatışmaya ve ayrışmaya sebep oldu. Şii Sadr Grubu ve Irakiye Listesi Maliki’ye karşı muhalefete geçtiler. Buna karşı Maliki, El Irakiye cephesini parçalama ve artık çatışmaya başladığı Kürtleri bir tehdit olarak sunarak, Sünni Arap aşiretlerini yanına çekme politikası izlemeye başladı. 2011 Aralık ayı sonunda ABD’nin Irak’ı terk etmesinin hemen ardından siyasi çekiş-meler iyice arttı. Nuri el Maliki, Tarık El-Haşimi, Salih El-Mutlak, Usame El-Nuceyfi gibi önemli Sünni liderleri teröre destek verme, vatana ihanet gibi son derece ağır suçlarla itham etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartılması ve onun önce Erbil’e, sonra Türkiye’ye sığınması, gerilimin Irak’ta bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşme ihtimalini doğurdu.

ABD’nin Irak’ı terk etmesi ile birlikte 50 milyar varil petrol ve 3 trilyon metreküp doğalgaz rezervine sahip Kürt yönetimi, Merkezi yönetimin itirazlarına rağmen petrol arama ve üretim çalışmaları yapmak üzere, aralarında Türk şirketlerinin de bulunduğu pek çok şirketle anlaşmalar imzalamaya başladı. Merkezi yönetimin, Sünni ve Kürt bölgelerinde petrol arama ve üretim çalışmaları yapmadığı, siyasi nedenlerle zenginleşmelerinin istenmediği, petrol gelirlerinden paylarının ödenmediği iddiaları Merkezden ayrışmanın gerekçeleriydi. Artık Kürtler, Şii Araplarla olan ittifaklarını bozmuşlardı.

Maliki yönetimine yönelik Sün-ni ve Kürt muhalefetine Sadr Hareketi lideri Mukteda Es-Sadr’da katıldı. 28 Nisan 2012 tarihinde Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Irak Parlamentosu Başkanı Usame El-Nuceyfi, El-Irakiye listesi lideri Iyad Allavi ve Mukteda Es-Sadr birlikte “beşli toplantı” düzenlendiler. Maliki hükümetinden güvenoyunun çekilmesinin ve Maliki’nin üçüncü dönemde yeniden başbakan olmamasının müzakere edildiği toplantının sonunda, Talabani dışındaki tüm taraflar 8 maddelik plan üzerinde anlaş-maya vardılar. Ancak Maliki bu işbirliğine tepki gösterdi.

Nuri El-Maliki, 8 Mayıs 2012’de, Kerkük’te Bakanlar Kurulu’nu toplayarak bir gövde gösterisi gerçekleştirdi. Maliki, beraberinde Kerkük’e götürdüğü bin kişilik zırhlı ve ağır silahlı askeri birlikleri burada bıraktı. 1 Ağustos 2012’de Erbil’e giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ertesi gün Bölgesel Kürt Yönetimi’nin inisiyatifi ile Kerkük’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Buna Irak merkezi hükümetinin tepkisi çok sert oldu ve kendilerinin izni olmadan yapılan bu ziyaret dolayısıyla “Ahmet Davutoğlu’nu tutuklama hakkımız var” açıklaması yapıldı. Nuri El- Maliki Irak’ta 2012 yılının son çeyreğinde, “ihtilaflı bölgeler” olarak adlandırılan Kerkük, Selahaddin ve Diyala’da görev yapmak üzere doğrudan kendisine bağlı “Dicle Operasyonlar Komutanlığı” kurdu. IKBY de peşmergelerini bu bölgelere yerleştirdi. Karşılıklı restleşmeler, 16 Kasım 2012’de peşmergeler ve Dicle Operasyonlar Komutanlığı’na bağlı birlikler arasında Tuzhurmatu’da çatışmaya sebebiyet verdi.

2013 yılının ilk çeyreğindeki Bağdat yönetimini protesto gösterileri Sünni-Şii çatışmasına dönüştü. Karşılıklı Şii ve Sünni camilerinin bombalanması ve onlarca kişinin katledilmesi artık rutin haberlerdi. Önce 20 Nisan 2013’te Irak’ın 12 ilinde sonra 20 Haziran 2013’te Anbar ve Musul’da yapılan yerel seçimlerde Maliki’nin Kanun Devleti Koalisyonu’nun güç kaybettiği, iki güçlü Şii grup olan Sadr Grubu ile el Hekim’in Irak İslam Yüksek Konseyi’nin toplam oylarının Maliki listesini yakaladığı anlaşıldı. Bu, bir yandan iktidarını sürdürmek, diğer taraftan 2014 yılında yapılacak genel seçimler sonucunda yine başbakan olmak isteyen Nuri El-Maliki için çanların çalması demekti.

Yerel seçimler sonrasında, Nuri El-Maliki’nin Kürtler ve Sünni Araplarla ilişkileri düzeltmeye, iç siyasi dengeleri değiştirmeye yönelik adımlar atmaya başladığı görüldü. 29 Nisan 2013 tarihinde KBH Başbakanı Neçirvan Barzani Bağdat’ı ziyaret etti ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile 7 maddelik yazılı bir anlaşma imzaladı. Nisan ayında, Türkiye ve Irak Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlarının da buluştuğu biliniyordu. Irak Başbakanı 9 Haziran 2013 Pazar günü Erbil’i ziyaret etti ve Erbil’de Bakanlar Kurulu toplantısını yaptı. Türkiye-Irak arasında başlayan üst düzey görüşmeler, Irak Parlamento Başkanı Usame Nuceyfi başkanlığındaki, Irak’taki neredeyse bütün kesimleri temsil eden bir heyetin 11 Eylül 2013’te Türkiye’yi ziyaretiyle devam etti. Heyet, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’le bir araya geldi. Nuceyfi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Türkiye ile ilişkilerde normalleşme ve yeni ufuklar açılması isteğini dile getirdi.

Bu sıcak temas, 23 Eylül 2013’te New York’ta Cumhur-başkanı Abdullah Gül ve Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hıdır el Huzai arasında yapılan bir görüşme ile devam etti. Bunu, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ın liderliğindeki bir heyetin 22 Ekim günü Bağdat’ta Irak Cumhurbaşkanı Vekili Hıdır el Huzai, Başbakan Nuri Maliki, Parlamento Başkanı Usame Nuceyfi ve diğer Irak’lı yöneticileri ziyaret etmesi izledi.

24 Ekim 2013’te Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile de görüşen Zebari yaptığı açıklamada; “Irak Türkiye’yi ve Türkiye’nin bölgedeki rolünü takdir ediyor. Bizim Türkiye’nin rolüyle ilgili hiçbir sorunumuz, tavrımız yok.  Bunun yanı sıra bu bölgede kaderimizin ortak olduğuna inanıyoruz. Savaşlar, terörizm, radikalizm, tüm gerginlikler iki ülkeye ortak bir şekilde yansıyor, aynı şekilde etki ediyor” demiş ve eski sayfanın kapatılıp yeni bir döneme geçildiğini belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Zebari’den sonra Irak’ı ziyaret etmesi ve bunu takiben Nuri el Maliki’nin Türkiye’ye gelmesi programlanmaktadır.

Irak mahalli seçimlerinden sonra, Maliki hükümetinin gerek iç, gerekse de dış politikadaki pozisyon değişikliğinin sebepleri şu şekilde izah edilmektedir:

– İçeride 2014 seçimlerini de kazanmak isteyen Nuri el Maliki, kendisine karşı ittifak yapacağını düşündüğü Şii Sadr Grubu ile el Hekim’in Irak İslam Yüksek Konseyi’ne karşı Kürtlerle ve Sünni Araplarla ittifak yapmak istemektedir.

– Bölgede yürütülen mezhep eksenli gerilim ve çatışmalar, bölgedeki bütün ülkeleri tehdit eder boyuta gelmiş, özellikle Irak’ı kan gölüne çevirmiştir. Irak’ın istikrara kavuşması için mezhebe dayalı çatışmalara destek görüntüsünden vaz geçilmesi ve Sünni çoğunluklu ülkelerle de ilişkilerini normalleştirmesi gerekmektedir.

– Bölgede Şii politiğini kullanan İran’ın izolasyondan kurtulmak üzere, bunu pazarlık konusu yaptığını Irak fark etmiştir. Irak’ın Arap dünyası ile daha fazla yakınlaşması beklenebilir.

– Kerkük’ün statüsünün çatışmaya sebep vermeden çözümlenebilmesi için Türkiye ile müzakere yolunun açık tutulması.

– Irak’ın (özellikle Bölgesel Kürt Yönetimi’nin), ticari ilişkisi ağırlıklı olarak Türkiye iledir. Bunun tabii sonucu olarak, ekonomik ilişkinin siyasete yansıması kaçınılmazdır.

– Irak’ın sıcak ilişki kurma politikası her ne kadar İran seçimine ve Ruhani’nin yumuşama politikasına bağlanarak açıklanmaya çalışılsa da, Irak’ın gerek iç dengelerinde gerekse dış ilişkilerinde yumuşama teşebbüsleri İran cumhurbaşkanlığı seçiminden önce başlamıştır.

– Türkiye’nin ucuz ve yeterli enerji ihtiyacının bulunması, Türkiye ile Irak merkezi yönetimini yakınlaştırmıştır.

 

SD 48.sayı, Kasım 2013

Kategoriler: Yazılar