Birinci Cihan Harbi devam ederken, 1915 yılında, Cemal Paşa’nın Hükumeti devirme ve Osmanlı Hanedanı’nı yıkarak bir Cemal Paşa Krallığı kurma projesinin sonuçsuz kalmasından sonra, bu defa 1916 yılı ortalarında, Yakup Cemil hükumete yönelik bir darbe teşebbüsünde bulunmuştu.

Yakup Cemil kimdi…

 

 

Osman Ulagay, 1974 yılında yayınladığı “Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı” adlı kitapta, Rum asıllı gazeteci Demetre Vaka’nın bir Kemalist ile yapmış olduğu bir röportaja yer vermiştir.  ASIA dergisinde “Bir Kemalist ile Konuşmalar” başlığıyla, Mart 1922’de yayımlanan bu röportajda, Röportaj veren şahıs, Yakup Cemil’in 1916 ortalarında Enver Paşa’ya karşı giriştiği süikastle ilgili olarak ilginç iddialarda bulunmuştur. Osman Ulagay kitabında, söz konusu Kemalist şahsın Dr. Abdullah Cevdet olduğunu belirtmiştir. Ancak,  www.haber10 sitesinde (http://www.haber10.com/makale/27007/) yayımlanan “Dr. Abdullah Cevdet’le İstiklal Harbi Üzerine İlginç Bir Mülakat” yazımıza yorum yapan sayın M. Şükrü Hanioğlu, bu isim yanlışlığını şöyle düzeltmiştir: “Osman Ulagay, Demetra Vaka (Brown)’in yazısını okurken ciddi bir hata yapmış. Vaka röportaja başlamadan katıldığı bir akşam yemeğini anlatıyor. Bu yemekte Dr. Abdullah Cevdet kendisinin yanında oturmuş. Vaka Abdullah Cevdet’i bilhasssa Prens Sabahaddin ile tanışmasına aracı olduğu için övüyor. Vaka daha sonra ziyafetin verildiği evde mevcut piyanonun yanında duran bir kimseden bahsediyor. Ertesi gün yemekte adını öğrenemediği bu kimse kendisini aramış ve görüşmek istemiş. Vaka da mülakatı ismini vermeyen bu Kemalist ile yapmış. Zaten İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurucusu Dr. Abdullah Cevdet’in 1922 Mart’ında bu tür sözler söylemesine imkan yok. Ulagay bir zuhul eseri mülakatın Dr. Abdullah Cevdet ile yapıldığını zannetmiş ve bunu kitabında zikretmiş. Bu da ciddi bir hata olmuş.”

Osman Uluagay’ın kitabıyla ilgili bu düzeltmeyi yaptıktan sonra, bu mülakata geçebiliriz. Röportajın ikinci kısmı olarak yayınlanan bölümünde Kemalist şahıs, Yakup Cemil Vakası’nı ve arka planını şöyle anlatmıştır:

“Çanakkale harekâtından hemen sonra buraya gelen Mustafa Kemal, Enver ve Talat ile görüşerek endişelerini bildirdi ve ayrı bir barış yapılmasının gereği üzerinde durdu. Güldüler ona ve Alman subaylarıyla takışmamasını söylediler. Almanlardan ve burada bir kısım halktan gördüğü sevgi ve yakınlık Enver’i tam anlamıyla bir ‘ne oldum delisi’ yapmıştı. Ancak Mustafa Kemal’in sözlerine kulak verenler de vardı. Almanlara karşı duyulan tepkiler her geçen gün artıyordu. Bütün yaptıklarını anlatmaya kalksam saatler sürer. Her şeyimiz Almanya’ya taşınıyordu o günlerde. Şekerimizi bile gönderiyorduk vagonlar dolusu. Almanya’ya gönderilen yiyecek maddeleri yüzünden burada, Türkiye’de kıtlık baş gösterdi. Genç Türklerin bazıları işte bu kıtlıktan yararlanarak milyonlar vurdular. Halen Avrupa’da ya da burada büyük konaklarda, lüks evlerde oturarak sefa sürenler işte bunlardır.

“Bu sıralarda vatanını kendi çıkarlarından üstün tutan bizler ise Mustafa Kemal’i tutuyor ve onun etrafında örgütleniyorduk. Planımız Enver ve Talat Paşa’yı ele geçirmek, gerekirse öldürmek ve böylece savaştan sıyrılmaktı. Yakup Cemil’i bu amaçla görevlendirmiştik. Yakup Cemil ihanete uğrayarak öldürüldü ve görevini başaramadı.[1] Fakat Mustafa Kemal’den fazla şüphelenilmediği için biz örgütlenmemize devam ettik.

“Rusya çöktüğü zaman biz Kemalistler –bu deyimi o zamandan kullanmaya başlamıştık- Almanya’dan kurtulmak için yeni çareler arıyorduk. Bu arada İngiltere’de bize yaklaşıyor ve General Towshend aracılığıyla yaptığı teklifte, Almanya’yı terk ettiğimiz anda elverişli barış şartları vaad ediyordu.”

“Keşke ayrı bir barış yapabilseydiniz. O zaman Türkiye’yi kurtarmış olurdunuz. Hem siz bugünkü duruma düşmezdiniz hem de savaş kısalmış olurdu.”

“Demek Mustafa Kemal’in görüşlerini onaylıyorsunuz Madam?”

“Bu konuda evet.  Pekiyi ama neden başarıya ulaşamadı?”

“Enver ve Talat halkı sürekli aldattıkları için. Ordu İngilizlere karşı kazanılan zaferin sarhoşluğu içindeydi. İnanmazsınız madam, Ordu bütün Balkan Yarımadası’nı yeniden ele geçirilebileceğine inandırılmıştı. Halk sorumsuzca tahrik edilerek gereksiz katliamlara yol açılmıştı. Siz batılıların dillerinden düşmeyen Ermeni kıyımı da böyle meydana gelmiştir işte. Biz yapılan vaatlerin tutulmayacağını ve halkın aldatılacağını biliyor, bu gidişi durdurmak için çaba harcıyorduk. Ancak Ordu onlardan yana olduğu sürece bir şey yapamıyorduk. Enver ve Talat’ı öldürmek istedik. Fakat çok iyi korunuyorlardı. Onların kurmuş olduğu terör rejimini düşünmek bile zor gelir size. Kendi görüşlerine karşı olanın derhal icabına bakılıyordu. Tutuklanan, sürülen, asılan Türklerin sayısı her geçen gün kabarıyordu. Bu arada Araplar, Suriyeliler, Rumlar da çeşitli nedenlerle aynı akibete uğruyorlardı. Mustafa Kemal’i kurtaran, bu seziş gücü ve onların görüşünü onaylar görünmeyi başarmasıdır.”[2]

Falih Rıfkı Atay Mustafa Kemal’den naklen hadiseyi şöyle anlatır:

“Mustafa Kemal henüz Diyarbakır’da iken İstanbul’da bir Yakup Cemil vakası çıktı idi. Yakup Cemil İttihatçı fedayilerdendir. O da inanmıştır ki harp kaybolmuştur. Tek kurtuluş yolu hükûmeti devirmek ve hele başkomutan vekilini ve Harbiye Nazırını yerinden atmaktır. Anlaştığı arkadaşlar da var. Yakup Cemil Irak’a komutası altında götürmek üzere bir gönüllü bölüğü hazırlamaktadır. Kabine toplu olduğu sırada bu kuvvetle Bab-ı âli’yi basıp hükûmeti devirmiye ve onun yerine bir barış hükûmeti getirmiye karar vermiştir. Başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı adayları da Mustafa Kemal. İçlerinden biri komployu Enver Paşa’ya duyurur. O da Yakup Cemil ve arkadaşlarını tutturup hemen Divan-ı Harp’e verir. Yakup Cemil kurşuna dizilmiştir.

Mustafa Kemal bana hatıralarını anlattığı vakit demişti ki: “Yakup Cemil’in şahsından bahsetmek istemem. Onda bana karşı heyecanlı bir temayül (eğilim) uyanmıştı. Benim iş başına geçmekliğimi istemiştir. Bir gün Bursa’da ihtilâl arkadaşlarına:

– Büyük sandıklarımız ne kadar küçükmüş. Hepsini öldürmek lâzım. Bunu ben yapacağım.

Daha yumuşakları kendisine sorarlar:

– Öldürmek kolay, fakat vaziyeti düzeltecek kim?

– Mustafa Kemal! diyor.

– Bu zavallı, kendisini öldürme sanatına alıştıranlara karşı da bu sanatı kullanmakta bir mahzur (sakınca) görmiyerek eksik tedbirlerle harekete geçmiş. Yakın sandığı arkadaşları kendisini ele vermişler. Yakup Cemil tutulmuş ve asılmıştır. O vakit tümenlerimden birine komuta eden Ali Fuad’a (Cebesoy):

– Yakup Cemil asılmış. Sebebi de ben başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı olmadıkça kurtuluş yoktur, demiş. Dediğini yapmış bile olsaydı ben İstanbul’a gittiğimde ilk iş olarak Yakup Cemil’i cezalandırırdım. Eğer ben o ve onun gibiler tarafından iktidara getirilecek bir adamsam, adam değilim!”

Ama adayları niçin Mustafa Kemal’di? Çünkü biliniyordu ki o daha başlangıçta harbe girilmesine karşı idi. Sonra da harpten çıkma çaresi aranması için fikirlerini hiç kimseden saklamamış, bir de hareket tasarlamıştır.” [3]

Kut’ül Amara savaşında yenilen İngiliz Generali Charles Townshend, 12 general, 481 subay ve 13 bin 300 İngiliz askeri ile birlikte, 29 Nisan 1916’da Halil (Kut) Paşa komutasındaki Türk ordusuna Irak’ta teslim olmuştu. Esir General Townshend, 1916 Haziran’ında İstanbul’a getirilerek Heybeliada’ya yerleştirildi. Townshend, 1916 Ağustos’una doğru, İstanbul’a doluşan Alman subaylarına karşı şiddetli nefret besleyen Türk subayları olduğunu fark eder. Hatıralarında: ”İşte bu zamanlardaydı ki, ilk defa bu durumdan nasıl yararlanabileceğimi düşünmeye başladım. Birçok Türk subayı benimle gayet serbest görüşüyorlardı. Ben de yakında İstanbul’da bir ihtilal hareketi göreceğim ümidi uyanmaya başlamıştı. Böyle bir durumda büyük bir rol almaya karar vermiştim.”[4] diye yazıyordu.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, Bateş A.Ş.-1984.

Cebesoy, Ali Fuad; Siyasi Hatıralar Lozan’dan Cumhuriyet’e -2, Temel Yayınları, İstanbul-2002.

Townshend, Charles; Irak Seferi ve Esaret, Yeditepe Yayınları-2007.

Ulagay, Osman; Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı, 1974.

 

[1]

[2]

[3] Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, Bateş A.Ş.-1984.s. 99-100

[4] Townshend, Charles; Irak Seferi ve Esaret, s.631

Kategoriler: Yazılar