Yeşilordu Cemiyeti ve faaliyeti, milli mücadele döneminin en önemli olaylarından birisi olduğu halde, yakın tarihimizle ilgili çalışmalarda hak ettiği ölçüde ele alınmamıştır. Yeşilordu Cemiyeti, ya ideolojik söylemleri ve Bolşeviklerle olan ilişkileri bakımından Marksist yazarlarca ele alınıp komünizmi ne derece anladıkları hususunda tenkid edilmiş, ya da Kemalist yazar ve tarihçiler tarafından gerici, zararlı v.b. yaftalamalarla mahkûm edilmiştir.

Halbuki bu cemiyet, Birinci Meclis’te 100’e yakın mebusun mensubu bulunduğu “Halk Zümresi” vasıtasıyla Meclis içinde önemli bir siyasi hareketi temsil ediyordu. Amerikan mandacılığından Bolşevik olmaya kadar her türlü çözüm teklifinin havalarda uçuştuğu bir dönemde, özgün bir ideolojik söylemi vardı ve gizli örgüt yapılanması ile Anadolu’nun kazalarına kadar nüfuz etmişti. Öte yandan, gerek ordu içerisinde yaygın taraftarının bulunması, gerekse Çerkes Ethem’in Kuvva-i Seyyare’si tarafından desteklenmesi dolayısıyla Cemiyet, hatırı sayılır bir askeri potansiyele sahipti. O sıralarda Ankara’da sadece bir top ve beş yüz askerden mürekkep bir kuvvetin mevcut olduğu, çevre illerde çıkan isyanları dahi bastıracak silahlı gücün bulunmadığı göz önünde bulundurulursa, bu potansiyel daha doğru takdir edilebilecektir.

Yeşilordu Cemiyeti, TBMM’nin açılması sonrasında, Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dâhilinde kurulmuştu. Yeşilordu Cemiyeti’nin Genel Sekreteri aynı zamanda Maliye Vekili de olan Hakkı Behiç Bey, kâtibi umumisi Tokat mebusu Nazım Bey’di. Sıhhiye Vekili olan Dr. Adnan Adıvar’la birlikte,  İzmir Mebusu Yunus Nâdi (Abalıoğlu), Saruhan Mebusu Çerkes Reşit, Saruhan Mebusu İbrahim Süreyya (Yiğit), Eskişehir Mebusu Eyüp Sabri (Akgöl), İzmit Mebusu Sırrı (Bellioğlu), İzmit Mebusu Hamdi Namık (Gör), Bursa Mebusu Şeyh Servet (Akdağ), Bursa Mebusu Muhittin Baha (Pars), Eskişehir Mebusu Hüsrev Sami (Kızıldoğan), Kozan Mebusu Mustafa (Cantekin) ile birlikte ondördüncü mebus Afyon Mebusu Şükrü Bey veya Saruhan Mebusu (İktisat Vekili) M. Celâl Bey Cemiyetin mensuplarıydı.

Cemiyet, yayınlamış olduğu Yeşilordu Talimatnâmesi’nde, kendisini şöyle tanımlanıyordu; “Asya’nın saf ve nezih ahlâk ve maişetini, emperyalist, kapitalist namları altında Avrupa sefahetle ihlâl etmek için her vakitten ziyâde Şark’a taarruz ederek zavallı Asya halkını ezip yutmaya çalışan bugünkü asker, tüccar ve politikacı Avrupa’nın bu yoldaki çalışmalarına karşı durarak Asya ‘da ahlâki ve insanî bir yaşama ve Şark’da da Şark’ın kendisine mahsus olan temiz ve saf ahlâkını tesbit edip koruyacak bir İttihad vücuda getirmek gayesiyle çalışan fikir sahiplerinin vücuda getirecekleri mesai silsilesine ve içtihad saflarına Yeşilordu nâmı verilmiştir.”

Aynı Talimatnâmenin ikinci maddesinde, emperyalizmle eş tutulan Garb’a karşı Asya halklarının birliğini savunan “Asyacılık” fikri şu cümlelerle ifade ediliyordu. “Yeşilordu ihtikâr, hırsızlık demek olan sermayeyi, Allah’ın kulları arasında ağır, elîm fakr-ü servet ihdas eden temellükleri mazlum insanları birbirine kırdıran ve tüccar Avrupa’ nın muhtekir ve sarraf diplomatları elinde cihanın bir oyuncak ve insanların birer esir olmasını istilzamdan başka neticeler vermeyen her muharebeyi ve her askerliği nefretle karşılar ve bunlarla mücadele eder. Yeşilordu’nun bütün safları ve bütün çalışmaları bir noktaya müteveccihdir: Beşerin saadeti ve buna varmak için samimi bir Asya halk ittihadı… Yeşilordu’nun yeşil cihat bayrağında şu cümleyi aynen nakşedilmiş bilmelidir: Asya, Asyalılarındır. Asya artık kapılarını muharebe, sermaye, ihtikâr, sınıflar, ihtiraslar facialarına ebediyen kapamıştır.”

Yine, 32 maddeden oluşan Yeşilordu Nizamnâmesi’nde Yeşilordu’nun maksadı teferruatlı olarak açıklanmıştı. Nizamnamede; bu teşkilatın Avrupa emperyalizminin hülûl ve istilâ siyâsetini Asya ‘dan tard etmek üzere teşekkül etmiş bir mücâdele kuruluşu olduğu, Yeşilordu’nun umum Türkiye’de dahi her nevi emperyalizm cereyanlarını ve sermayelerin haksız tegallüp ve tahakkümlerini ref ve izâle etmekte tereddüt etmeyeceği, Yeşilordu’nun İslâmiyetin bütün içtimaî esaslarına dayanarak asr-ı saadetin müşterek samimiyetini iadeye ve Batıdan gelen kendini beğenmiş ihtirasları Asya‘dan atmağa çalışmakla yolunu Hak yolu, Allah yolu bildiği, en ağır cürmü emperyalizm olarak telâkki ettiği ve idam cezasını yalnız bunun taraftarları hakkında meşru’mukabele olarak kabul ettiği, Yeşilordu’nun kızıl inkılâp ordularının samimi bir kardeşlik ile ebediyen bağlısı ve müttefiki olduğu, Yeşilordu’nun alamet-i fârikası olan yeşil bayrak altında İslâm kardeşliğini teessüs ettiği ve insanlar arasında kızıl ve yeşil bayrakların ittihadı ile, mes’ud inkılâba ve gerçek saadete yönelen çalışmaları tamamlayacağı, ifadeleriyle cemiyetin savunduğu anti emperyalist çizgi ortaya konuluyordu.

Bu nizamnamede Cemiyetin aile hayatına saygılı olduğu vurgulandıktan başka, iktisadi tercihleri ve öncelikleri belirtiliyor, Halk Hükümeti’nden yana olunduğu açıklanıyordu.

Yeşilordu Talimatnâmesi’nin “Netice” kısmında, sosyalizm mesleğinin İslâm’a olan uygunluğu şu cümlelerle ifade ediliyodu; “Âlem, bir büyük inkılâp karşısındadır. Avrupa’da bir kısım ilim adamları, “Sosyalizm“ mesleği dâiresinde, Batı’nın medeniyet perdesi altındaki redâet(kötülük) ve cinayetlerini yıkmak, ortadan kaldırmak için “Burjuvazi” denilen muhtekir ve muhterislerle mücâdele ediyor. Bunların en büyük gayesi çok zenginlerin taşkın sefâhatleriyle, fukara takımını yoksulluktan doğan sefaletine bir had tâyin etmekdir. “İslâmiyet ve Şer-i Muhammedi” bu esasları binüçyüz yıl önce, Zekât, Fitre ve Kurban gibi vecibelerle koymuş ve terviç(desteklemiş) etmiş olduğundan, Müslümanlar bu âlemin terviç etmiş olduğu bu sosyal inkılâptan zarar görmek değil, aksine faydalanacaklardır. Bunun içindir ki, teşkilâtımızın bir umdesi de sosyalizm harekâtından istifade etmek ve onlara yardım etmekdir. Her merkez hey’eti, bu umdeyi göz önünde ehemmiyetle tutacak ve inkılâbın tamamiyle husulüne kadar Zekât, Fitre ve Kurban gibi şeriatın fukara hakkı olmak üzere zenginlere yüklediği vecibelerle münasib surette toplatarak, çalışma gücünü kaybetmiş olanlara dağıtacaktır.”

1919 sonbaharında yapılan Sivas Kongresi esnasında, galip İtilaf devletlerinin işgaline karşı yeni bir dille karşı koyma ve mücadele etme stratejisi üzerinde kafa yorulmuştu. Henüz 1917 yılında Rusya’da gerçekleştirilmiş olan Bolşevik ihtilalinin başarısı ve tesirli ideolojisi milli mücadele kadrolarını da etkilemişti. Ali Fuat Cebesoy, Moskova’ya gitmeden önce, lağvedilmiş olan Yeşilordu Katib-i Umumisi Hakkı Behiç Bey’i ziyaret ettiğinde, Hakkı Behiç Bey Yeşilordu’ya vücud veren siyasi atmosferi ve cemiyetin faaliyetlerini kendisine şu cümlelerle anlatmıştı:

 “Sivas Kongresi’ni müteakip heyeti temsiliyede âza bulunduğum zaman haricî siyasetimizi birçok cephelerden tetkik ederken Garbın memleketimizi yok etmek isteyen siyaseti karşısında Şarka ve Rus inkılâbına yaklaşmakta memleket için büyük bir ümidi necat(kurtuluş ümidi) görmüştüm. Müslüman âleminde Rus İnkılâbını tâdilen vücuda getirilecek bir sosyalist ittihadı fikrine bağlıydım. Bu fikrimi Mustafa Kemal Paşa’ya da açmıştım. Paşa taraftar görünmüştü. Memleket dâhilinde Rus bolşevizmine muvazî (parelel) bir cereyan hazırlamaya başlamıştık. Heyeti temsiliyede hükûmet işleriyle meşgul olmak vazifesini üzerime aldığım zaman bir taraftan bu mesleğimi tervice çalışırken diğer taraftan da haricen efkârı hazırlamak üzere gizli bir teşkilât vücuda getirmiştik.

Gizli olarak vücuda getirdiğimiz teşkilatın adı Yeşilordu’ydu. Ayni zamanda Türkistan’da, İran’da, Azerbaycan’da diğer bir çok teşekküllerin bulunduğunu haber almıştık. Oralarda faaliyette bulunan arkadaşlarımızla muhabere ederek onların mesaisinden de faydalanmak ve hudutlarımız dışındaki teşkilâtı memlekete bağlamak istedik. Bu suretle bir taraftan yeni kabul edecekleri sosyalist siyaseti ile korumayı, diğer taraftan bizi bütün bu İslâm kütleleri ile birlikte hareket eder gibi göstererek kuvvetlendirmeyi düşündük. Eğer biz bu siyasetimizde muvaffak olursak, Ruslar, Müslüman memleketleriyle ayrı ayrı siyaset yapacakları yerde bizimle siyaset yapmak veyahut bizi tutmakla bütün İslâm âlemini tutacaklarına kâni olacaklardı. Bu hareketimizle diğer mühim bir noktai nazarı da halledecektik. Hâriçte çalışan arkadaşlarımız bu memleketin bizim kadar hak sahibi evlatlarıydı. Düşmanlarımızın tâkip ve tazyiklerinden firara mecbur olmuş kimselerdi. Memlekete dönemedikleri bir zamanda kendilerine az veya çok muâvenet(yardım) imkanını vermiş olacak ve onları daha büyük bir gayretle bulundukları muhitte çalıştıracaktık.”(Ali Fuat Cebesoy. “Milli Mücadele Hatıraları”, Vatan Neşriyat,1953. shf.464-465)

Ali Fuat Cebesoy, Hakkı Behiç Bey’in konuşmasında geçen “hariçte çalışan arkadaşlarımız” ifadesiyle, yurtdışına firara mecbur kalan İttihad ve Terakki erkânıyla etrafına topladıkları kişilerin kastedildiğini hatıratında belirtir. Ali Fuat Paşa, Yeşilordu Cemiyeti’ni milli mücadelenin iç dinamiklerle başarılamayacağına inananların kurduğuna ve bunun neticesinde Garb’ın öfkesini üzerimize çekmeye sebep olduklarına inandığını şöyle anlatır:

 “Birinci Cihan Harbinin siyasetini idare etmiş olan ve o sırada hariçte bulunan İttihat ve Terakki Fırkasının erkânının Anadolu’daki millicilere haber vermeden Bolşeviklerle birlikte emperyalistlere karşı hazırlamağa başladıkları mukavemet yuvaları da Garbın Türk istiklâline olan düşmanlığını şiddetlendirmişti.

Sivas Kongresine katılanlar arasında yalnız kendi kuvvetlerimizle milli davayı başaramayacağımızı sananlar, hâriçte bir kuvvete istinat etmeği düşünmüşler, Şark ve Rus inkılâbına takarrüpte(yakınlaşmada) büyük bir kurtuluş ümidi görmüşlerdi. Bu zevatın şahsi kanaatlerine göre Müslüman âleminde Rus inkılâbını tâdilen vücude getirilecek bir sosyalist ittihadiyle hem Bolşevik Rusya’nın yardımları sağlanacak, hem de Türkiye’yi ezmek isteyen emperyalist Garplılara karşı Asya’da ciddi bir mukavemet hazırlanacaktı. Bu suretle Türkiye, İstiklâl mücadelesinde Garplılarla yalnız başına kalmayacaktı.

O zamanlar temsil heyeti içerisinde bu fikirde bulunanların gizli teşkilâta başlamış oldukları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da küşadından (açılmasından) sonra “Yeşilordu” adı altında bir cemiyetin kurulması ile meydana çıkmıştı…”

Ali Fuat Cebesoy, Yeşilordu adı altında teşkilatlanan yapının 4 Eylül 1919’da gerçekleştirilen Sivas Kongresi’nden itibaren fiilen teşkilatlanmaya başladığını söylüyor. Ancak Cebesoy’un, Hariçtekilerin (yurtdışına firar eden İttihatçı liderlerin) Anadolu’daki milliciler haber vermeden Bolşeviklerle birlikte emperyalistlere karşı bir mukavemet hazırladıkları görüşü ne yazık ki gerçeği yansıtmamaktadır. Bu ifade, Ali Fuat Cebesoy’un Talat Paşa ile Mustafa Kemal arasındaki mektuplaşmalardan ve yurtdışında milli mücadeleye destek sağlamak hususunda varılan mutabakattan haberinin olmadığını göstermektedir. (Bu karşılıklı mektuplar için bakınız, Hüseyin Cahit Yalçın. İttihatçı Liderlerin Gizli Mektupları, Temel Yayınları, 2002.)

 

Halbuki, bu sırada Berlin’de bulunan Talat Paşa, Mustafa Kemal’e gönderdiği 22 Aralık 1919 tarihli mektubunda Bolşevik İhtilâli ile hammadde zengini Rusya’yı kaybeden Avrupa’nın, uğradığı zararı Türkiye‘den karşılamaya çalışacağını, bu sebeple Avrupa ile bir sulh yapılsa bile, bu şartlarla iktisaden gelişmeyi temin etmenin mümkün olamayacağını, dolayısıyla Avrupa’nın hür ve müstakil bir Türkiye’nin vücuduna mani olacağını, sulhun sınırlayacağı Türkiye’nin Avrupa’nın bu gayesine sed çekebilecek kuvvette bulunamayacağını değerlendirir. Ona göre bu kuvveti hariçte aramak ve yardımcı kuvvetler vücuda getirmek icap etmektedir. Talat Paşa mektubunda, “bunu ben iki büyük muhitte aramak ve kuvvetli bir teşkilat yapmakta görüyorum. Bu kuvvetin biri vâsi Türk âlemi, ikincisi de İslâm âlemidir. Türk âleminde şimdiye kadar hiç işlenmemiş olan Türkistan bizim için esaslı bir saha-i mesaidir. Bu sahada dâhildekilerin doğrudan çalışması hem müşkül, hem de tehlikelidir.”diyerek hariçtekilerin düşmanla mücadele stratejisini anlatıyordu. Talat Paşa mektubuna, “Bizlere gelince istediğiniz şekle girmek, istediğiniz tarzda çalışmak, arzu ettiğiniz hususi ve umumi her türlü fedakârlığı yapmak en büyük emelimizdir. Muvaffakiyetinize bütün kalbimizle duahanız.” diyerek son veriyordu.

Mustafa Kemal Paşa, 29 Şubat 1920 tarihli cevabi mektubunda, Garp emperyalizmine karşı Türk âleminde ve İslâm âleminde teşkilat yapmak, Bolşeviklerle ittifak yapmak hususunda Talat Paşa ile aynı görüşleri paylaştığını bildiriyordu. Mektubunda, Bolşeviklerle olan ilişkinin mahiyetini müşterek düşmana karşı birlikte hareket etmek, şiddetle muhtaç olduğumuz para vesaireyi oradan temin etmek olarak izah ediyordu. Hatta Hariçtekilerden daha ileri giderek, İngiliz işgaline karşı Bolşevikliğin tercih edileceğini şu cümlelerle ifade etmişti; “Binaenaleyh vatanımız parçalamak ve milletimizi İngiliz boyunduruğu altında görmek ihtimal-i meş’ûmu karşısında Bolşevik prensiplerini fi’len tatbik etmekte çare-i halâs tahmin olunursa cihet-i tatbikiyyesindeki müşkülâta rağmen bugün hâkim olduğumuz kuvvete istinaden o hususa da tevessül etmek lâzım gelebilir.” (age.sayfa 214. Bu mektuplaşmalar ve varılan mutabakatlar “Bilinmeyen Sivas İslam Kongresi Üzerine-III” http://www.haber10.com/makale/18291/ başlıklı makalemizde anlatılmıştır.)

Mustafa Kemal Paşa aynı mektupta, “Azerbaycan ve Dağıstan havalisindeki adamlarımız Bolşeviklerle ve Türkistan’la irtibat ve münasebetlerinde devam etmektedirler” diyerek, kendi bilgisi dâhilinde Sovyetlerle yürütülen işbirliği hakkında Talat Paşa’ya bilgi veriyordu. Bütün bu mektuplar, ta 1919 yılı sonundan itibaren hariçtekiler ve dâhildekiler arasında dış politika konusunda hedef birliği ve birlikte çalışma hususunda mutabakat bulunduğunu açıkça ortaya koyuyordu. İşte Yeşilordu Cemiyeti ve İdeolojisi böyle bir ortamda şekillenmişti.

Yeşilordu Cemiyeti’ni araştıranların en büyük yanlışı, Yeşilordu’yu ortaya çıkaran siyasi atmosferi göz ardı etmek olmuştur. Bunun sonucu olarak, Yeşilordu’nun sloganı olan “Asya, Asyalılarındır” sloganı sadece bu cemiyete ait “uçuk” bir slogan olarak değerlendirilmiştir. Halbuki bu slogan, 1920’li yılların başında Anadolu’da hâkim olan ve hükûmet tarafından da benimsenen bir dış politik duruşun ifadesiydi. Nitekim, Birinci Meclis’te Bursa mebusu olarak görev yapan Operatör Dr. Emin Bey (Erkul), 26 Şubat 1954 tarihinde Vakit gazetesinde yayımlanan hatıratında (TEFRİKA: 20) Asya, Asyalılarındır” söyleminin, o günkü hükûmetin dış politika tercihi olduğunu açıklamaktadır. Hatıratının bu bölümünde anlattığına göre, 23 Nisan 1920’de Meclis toplanıp hükûmet teşkil edildikten sonra, dış politikayı oluşturmak üzere Hariciye Encümeni seçilmiştir. Hariciye Encümeni, Hariciye vekili Bekir Sami Bey, Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, Samsun mebusu Hulûsi Bey, Lazistan mebusu Ziya Hurşid Bey ile Bursa mebusu Emin Bey’den müteşekkildir. Hariciye vekili Bekir Sami Bey’in reisliği altında yapılan ilk toplantıda hükümetin dış siyaseti hakkında müzakereler yapılmıştır. Emin Bey bu toplantıda kendi görüşlerini şöyle anlatmıştır;

“…bizler Şark’a teveccüh ederek Asya’daki Türk ve müslüman kesafetinden ve Rusya ile Japonya’dan istifade çareleri aranmak lâzım geleceği mütalaasında bulunduğumu ve ortaya ‘Asya Asyalılarındır’ tarzında bir düstûrla çıkarak etrafımıza bir şeyler toplamak imkânını bulabileceğimizi” söyledim.

Müşarun-ileyh (Hariciye vekili Bekir Sami Bey kastediliyor) hiç münakaşaya lüzum görmeden:

“Ve; bizim de hükümetçe düşündüğümüz budur.” dedi ve bu fikrin bir program olarak kabul edilmesi(nin) zaruri olduğunu beyan etti. Hâdisat ise bizi aynı yola sevketmişti. Afganlılar ve Ruslar ile beraber muahede aktedilmiş ve İran ve Azerbaycan hükümetleri ile de temasa geçilerek bu hükümetlerle sefir veya mümessiller teati edilmişti. Ruslar bize para ve mühimmat göndermek suretiyle yardımlarda bulundular. Diyebilirim ki harp gücümüzü artırmak ve nihai zaferi kazanmak hususunda en çok top, tüfek ve her türlü cephane menbaımız Rusya idi.”

 

Emin Bey’in de anlattığı üzere, milli mücadelenin ilk yıllarında, garp emperyalizmine karşı Asya Asyalılarındır! sloganıyla bir cephe ve işbirliği alanı oluşturmak hükumet politikasıydı. Nitekim, Yeşilordu Cemiyeti mensuplarının yargılandığı İstiklal Mahkemesi’nde Yunus Nadi (Abalıoğlu) Bey, Yeşilordu Cemiyeti’nin kuruluş sebebini şöyle anlatıyordu:

 

“Yeşilordu Cemiyeti’nin hikmeti teşekkülü, giriştiğimiz istiklâl ve kurtuluş mücâhedesinde Garp emperyalizmine karşı büyük şark inkılâbıyla daha sıkı, mâkul ve mantıki yakınlık temininden ve zaten vaziyetin icabı bu olduğuna göre, şayet Ruslarla hududumuzda buluşma husule gelirse, memleketimizde tahripkâr tesirler yapabilecek meçhul inkılâba meydan vermemekten ibaretti.”

 

Mustafa Kemal 15-20 Ekim 1927 tarihinde irad ettiği Nutuk’unda Yeşilordu’nun kurulmasına ve mahiyetine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Hükümeti’nin kuruluşundan sonra, Ankara’da ‘Yeşilordu’ adı altında bir derneğin kurulduğunu, bu derneğin ilk kurucularının pek yakın ve bilinen arkadaşları olduğunu, derneğin amacının halifenin fetvasına göre hareket etmekte olan asilerin aldatmacasına kapılmayacak, inkılâbın gayesini anlamış seçkin ve şuurlu kimselerden meydana gelen milli müfrezeler oluşturmak olduğunu açıklamıştır. Mustafa Kemal Paşa konuşmasında, kendisinin bir yandan bezgin durumda bulunan orduyu canlandırmak ve güçlendirmek için çareler aradığını, bir yandan da her türlü sakıncalarına rağmen her yerde, ister istemez kurulmuş olan milli müfrezelerden yararlanmaya çalışarak zaman kazanmaya gayret ettiğini, Yeşilordu teşkilatının ilk kurucuları arasında bulunan yakın arkadaşlarının sırf yardım maksadıyla ve kendisini ayrıca yormamak düşüncesiyle teşebbüse geçerek çalışmayı uygun gördüklerini, kendisinin pek meşgul olduğu bu dönemde Yeşilordu teşkilatının bir bakıma gizli bir teşkilat olarak kurulmuş olduğunu ve oldukça genişlediğini, zamanla bu teşkilatın milli müfrezeler oluşturmak gibi sınırlı bir alandan çıkarak,  çok genel bir amaca da yöneldiğini belirtmiştir. (Atatürk, Nutuk (1919-1927), Haz. Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ankara 2000, s. 319-320.)

Yukarıda anlattığımız gibi, Yeşilordu Cemiyeti, emperyalist Garplıların istilasına karşı Asya’da ciddi bir mukavemet hazırlamak, bu suretle İstiklâl mücadelesinde Garplılarla yalnız başımıza kalmamak fikrine hizmet etmek üzere oluşturulmuş bir cemiyetti. Ancak 1920 yılı sonlarına doğru, Garp emperyalizmine karşı mücadele etme stratejisinin yerini, Garpla işbirliği yapma fikri almaya başlamıştı. Nitekim, 1921 başlarında İngiltere Başbakanı Lloyd George Londra Konferansı’na Ankara’yı da çağıracak ve Türk delegeleri 27 Subat’ta konferansa katılacaklardı. Ankara tarafından terk edilen politikayı, İngiliz hegemonyasına karşı bir Sovyet-Müslüman ittifakı tesis etmek üzere Moskova merkezli olarak kurulan ”İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı” nın banisi Enver Paşa temsil ediyordu.

 

Bu strateji ve yön değişikliği ister istemez, daha önceki politik tercihlere uygun olarak kurulmuş bulunan yapıların da tasfiye edilmesi sonucunu doğurmuştu. Mustafa Kemal, Nutuk’ta yaptığı değerlendirmede, Yeşilordu’nun kuruluş maksadının “inkılâbın gayesini anlamış seçkin ve şuurlu kimselerden meydana gelen milli müfrezeler oluşturmak gibi sınırlı bir alan olduğunu”, bu alanın dışına çıkmasının kapatılma sebebi olduğunu ifade ediyordu. Halbuki M.Kemal, Yeşilordu’nun gayesinin bahsedildiği gibi sınırlı bir alan olmadığını gayet iyi bilmekteydi. Ancak, dış politikadaki yön değişikliğinin sonucu olarak Yeşilordu Cemiyeti ve Şark’la işbirliğine yönelik politikalar gözden düşürülmüştü. Nitekim, Londra Konferansı’na gitmeden önce, Bolşeviklerle bir ittifakımız olmadığını Batılılara göstermek amacıyla, Sovyet elçilik heyeti başkatibi Upmal sınırdışı edilmiş, Mustafa Suphi ve arkadaşları Türkiye’ye girdikten sonra 28 Ocak 1921 tarihinde öldürülmüş, Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası ve bizzat Mustafa Kemal‘in talimatıyla kurulan ‘resmi’ Komünist Partisi kapatılmış, tasfiye hareketine direnen Yeşil Ordu Cemiyeti mensupları İstiklal Mahkemesi tarafından çeşitli cezalara çarptırılmıştı.

 

Yeşilordu Cemiyeti’nin kapatılmasına neden olan ana sebep dış politikadaki radikal değişiklikler olmakla birlikte, kamuoyuna kapatılma nedeni olarak iki gerekçe sunulmuştu. Görünürdeki iki gerekçe, cemiyetin katib-i umumisi olan Tokat Milletvekili Nazım Bey’in M.Kemal’e rağmen Dahiliye Vekaleti’ne seçilmesi ile Çerkez Ethem’in Yeşilordu’ya katılmasıydı. 4 Eylül 1920 tarihinde yapılan Dahiliye Vekilliği seçiminde, Yeşilordu’nun meclis grubu olarak çalışan “Halk Zümresi”, Tokat Milletvekili Nazım Bey’i M. Kemal’in adayı Refet Bey’in karşısına aday olarak çıkartmıştı. Yapılan seçimde 65 oya karşı 98 oyla Nazım Bey İçişleri Bakanlığı’na seçilmesine rağmen, onun adaylığını kendisine meydan okuma olarak kabul eden M. Kemal, ziyaretine gelen İçişleri Bakanı Nazım Bey’i kabul etmeyerek istifaya mecbur etmişti. M. Kemal bu olayı hiç hazmedememişti. Nitekim, İstiklal Mahkemesi tarafından yapılan sorgulamasında hiçbir somut delil bulunamamasına rağmen, Nutuk’unda Nazım Bey’i yabancı çevrelere casusluk etmekle suçlamıştı. Halbuki, İstiklâl Mahkemesi’nin 9 Mayıs 1921 tarihli kararı ile 14 yıl kürek cezasına çarptırılan Nazım Bey, 29 Eylül 1921 tarihinde çıkarılan afla aynı yıl serbest bırakılmıştı.

Diğer taraftan düzenli orduya katılmayı reddeden Kuvay-ı Seyyare Komutanı Çerkes Ethem Bey’in de Yeşilordu’ya katılması, Mustafa Kemal’in bu cemiyeti dağıtma kararı vermesini güçlendirmişti. M. Kemal Paşa Nutuk’unda:

Teşkilatın kurucuları arasına, milletvekili olan Çerkez Reşit Bey ve Ankara üzerinden Yozgat’a gidip gelirken olacak, Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik Bey’ler girmişler. Bundan başka Ethem ve Tevfik Bey müfrezelerinin bütün adamları Yeşilordu’nun âdeta temelini oluşturmuşlar.” (Nutuk, s.320.)

“…Reşit, Ethem ve Tevfik kardeşler başta olmak üzere, dernek ileri gelenlerinden bir kısmı bu defa faaliyetlerine yıkıcı yönde ve bize karşı olarak devam etmişlerdir. Eskişehir’de çıkarttıkları “Yeni Dünya” gazetesi ile de, düşünce ve maksatlarını saldırgan bir şekilde yayınlatıyorlardı.”(Nutuk, s.322.)

Yeşilordu’nun faaliyetine son verilmesi için düğmeye basıldığında, Cemiyetin askerler arasında dağıtmış olduğu İslam ihtilalcisi beyannameler, gizli ve karanlık faaliyetli bir cemiyetin kapatılması için, askeri makamlar tarafından ele geçirilen deliller olarak sunulmuştu. Yeşilordu mensuplarının yargılandığı İstiklal Mahkemesi’nde; Cemiyetin gizli bir yapı olduğu, yapılan kanuni tahkikattan Büyük Millet Meclisi Reisi M.Kemal Paşa Hazretlerinin Yeşilordu Cemiyeti ismiyle bir heyetin kuruluşundan haberleri olmadığı, sonraları bu teşkilatın vücudunu hissetmeleri üzerine işe müdahale ile faaliyetin tatil edilmesi hususunda kat’i ve şiddetli emir verdikleri, dolayısıyla Yeşilordu Cemiyeti’nin kanunen teşekkül etmemiş bir cemiyet olduğu hususları iddia edilmiş ve cemiyetin üyeleri yasadışı örgüt üyesi olmakla suçlanmıştı.

Cemiyetin kâtibi umumisi Nazım Bey, İstiklal Mahkemesi’nde yapılan bu suçlamalara şifahi olarak cevap vermenin dışında bir de yazılı müdafaanâme vermişti. Bu müdafaanâmede;

“Verdiğim ifade de musarrah olduğu gibi; Yeşilordu Garp emperyalizmine karşı bir mücadele teşkilâtı idi. Büyük Millet Meclisinin çalışma hedefi de budur. Yeşilordu umumi merkezi, hepsi Büyük Millet Meclisi azasından olmak üzere ondört zattan müteşekkildi ve hepsi hükûmetin siyasetine hakkıyla müzahir kimselerdi. Fazla olarak içlerinde Maliye, Dahiliye, İktisat Vekili olmak üzere üç te nüfuzlu hükumet uzvu vardı. Böyle bir heyet muzur ve hükûmetten gizli sayılabilir mi?

Rusya ile dostluk için Moskova’ya gönderilen Büyük Millet Meclisi hükûmeti murahhasları, Rusya sosyal inkılâbına bizim de mürevviç(taraftar) olduğumuzu Moskova’da ifade etmek zorunda kalmışlardı. Bunun için de Ankara’da bir teşebbüs lazımdı. İşte Yeşilordu’nun kuruluşunun siyasi sebebi bu idi ve murahhaslarımız Moskova’da gazetelere bu sayede, resmen beyanatta bulunarak Bolşevik rüesasını bize imale ettiler. Açık kurulmaması da gene siyaset muktezasındandı. Çünkü Garp emperyalistlerinin Anadolu Şark sosyal inkılâbını okşar bir fikir cereyanından kuşkulanarak üzerimize daha kudurmuşçasına saldırmağa kalkma ihtimalleri vardı. Bu iki siyaset ve iki mecburiyet, içimizdeki mebuslarla hükûmet azaları tarafından güzelce izah ve tesbit edilmişti.” (Yakın Tarihimiz, Cilt.1, shf.133)

Yargılama sonunda Ankara İstiklâl Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini devirerek milletin arzusu hilâfına bir hükümet kurmaya çalışmak suçu ile Cemiyet mensuplarını muhtelif cezalara çarptırmıştı.

Yeşilordu hakkında hazırlanmış bulunan bir İngiliz istihbarat raporunda da, Cemiyetle ilgili bir hayli ilginç bilgiler yer alıyordu. 12.08 1920 tarihli bir üst yazıda, ekte sunulan raporu hazırlayanın Ankara’dan yeniden dönmüş bulunan, iyi eğitim görmüş, aklı başında, ileri gelen bütün milliyetçilerin kişisel olarak tanıdığı, verdiği bilgiler güvenilir sayılabilir bir Türk olduğu bilgisi verilmişti. (İstihbarat raporu kayıt no: F.O371/5178/E.11702)

 

Bu raporda istihbaratı veren kişi, Anadolu’da o gün için en önemli gelişmenin Bolşevikliğe yönelen hareket olduğunu belirterek raporuna başlamaktadır. Raporda, Mustafa Kemal’e bağlı gerçek milliyetçiler ile İslam’ın temel inançlarıyla Bolşevik öğretilerinin uzlaşacağını savunan İttihatçı grup arasında çatışma olduğu, bu grubun mecliste bir partisi olduğu (Halk Zümresi kastediliyor), bu parti vasıtasıyla Bolşevik davasına kazanılmış yüz civarında mebusun bulunduğu, partinin durmadan kuvvetlendiği, bu partinin Avrupa’da İslam Bolşevikliğini savunan ve Rus ve Almanların yardımıyla milliyetçi harekete egemen olmak için her türlü çabayı gösteren Talat’la  sürekli olarak haberleştiği bildirilmektedir.

 

Raporda; gerçek milliyetçiler ile İttihatçılar arasında kıskançlık ve rekabetin devam ettiği, bununla birlikte İttihatçıların hızla yol katettiği ve “Yeşilordu” diye bilinen örgütün kurulmasından onların sorumlu olduğu, Yeşilordu’nun askeri anlamda bir örgüt olmadığı, “Halk Fırkası” (Zümres)adı altında gizlendiği, Yeşilordu’nun Bolşevik-İslamik bir kuruluş olduğu, Sovyet hükümetinin bütün İslam dünyasını genel olarak Avrupa’ya, özellikle de Büyük Britanya’ya karşı ayaklandırma çabalarının gerçekleştirilmesinin aracından başka bir şey olmadığı, şimdiye kadar Yeşilordu’nun etkinliğinin Rusya ve Orta Asya Müslümanlarıyla sınırlı kaldığı, fakat şimdi Anadolu’nun kapsanması (istilası) nın hızlı bir olup, bittiye getirilmek istendiği, Yeşilordu kampanyasının öneminin az sonra Bakü’de toplanacak olan, Pan-İslam Kongreye egemen olmak olduğu, eğer kongreye İttihatçılar hakim olursa Halifeyi ilga ederek ya Afgan Emiri’ni ya da Şeyh Senusi’yi halife yapacakları, eğer Milliyetçiler kazanırsa onların adayının Prens Abdülmecit olduğu, gerek Sultanın sarayında gerekse Veliahd’ın maiyetinde milliyetçileri destekleyen çok büyük bir grup olduğu, bununla birlikte M.Kemal’in durumunun hiçte güvenli sayılamayacağı, Bolşevikler söz olduğu ölçüde onun atılacağının kesin olduğu yazılmaktadır.

Raporda “Muvahhidin Cemiyeti’nin varlığını sürdürdüğü, fakat toplanamadığı ve ilgisizlikten dolayı sönmekte olduğu, bunun başlıca nedeninin, cemiyetin üyelerinin “Yeşilordu Cemiyeti” tarafından yutulmuş olmasına bağlanmaktadır. Raporda Yeşil Ordu Cemiyeti’nin gerek Muvahhidin gerekse başka herhangi bir cemiyetten daha tehlikeli olduğu ve genel bir İslam ayaklanmasını gerçekleştirme ihtimalinin daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır. (Bilal N.Şimşir. İngiliz Belgelerinde Atatürk 1919-1938 Cilt 2, TTK, 1975.)

Raporda adı geçen “Muvahhidin Cemiyeti” maalesef kamuoyu tarafından hiç bilinmemektedir. Bu cemiyet 1919 Kasım’ında Sivas’ta bir İslam Kongresi toplamış olmasına, bu kongreye M.Kemal Paşa’nın da bizzat iştirak etmesine rağmen resmi tarihte hiçbir izine rastlanılmamaktadır. Bu cemiyet ve cemiyetin düzenlediği İslam Kongresi hakkında ilk defa, Prof.Dr. Metin Hülagu çalışma yapmış, bu vesileyle söz konusu cemiyetten haberdar olunmuştur. Timaş Yayınevi tarafından yayımlanan “İslam Birliği ve Mustafa Kemal” adlı kitabında sayın Hülagu, Muvahhidin Cemiyeti ve Sivas İslam Kongresi hakkındaki İngiliz Devlet arşivi belgelerini yayımlamıştır.

Kitapta yayımlanan Muvahhidin Cemiyeti’nin 18 maddelik Nizamnamesi ile Yeşilordu Nizamnamesi arasında, garp emperyalizmine bakış ve İslam Dünyasında teşkilatlanma hususunda ciddi bir paralellik mevcuttur. Nizamnamenin ilk maddesinde, medeniyetin gelişmesine rağmen fanatizmin hala dünyada hüküm sürdüğü, bu nedenle dinin yönlendirdiği her türlü saldırıya karşı koymak için dinden istifade edilmesi gerektiği belirtildikten sonra Cemiyetin gayesi; tüm dünya Müslümanlarını Hilafet’in etrafında toplamak ve otonomilerini, bölgesel ve kültürel bağımsızlıklarını nazar-ı dikkate almak kaydıyla, aralarında dayanışma birliği sağlamak olarak açıklanmıştır. Cemiyet ilk genel kongresini 37 delegenin katılımıyla, 11 Kasım 1919 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde, Rüştü Koleji’nde gerçekleştirmiş, Kongreye Mısır, Suriye, Arabistan, Güney Kafkasya ve Kırım’dan delegeler gelmiştir.

Kongrede, aralarında Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’inde bulunduğu bazı zevat altı ay süreyle Cemiyetin yürütme kurulu üyeliğine seçilmiştir. On maddeden oluşan karar metni Kongrede ittifakla kabul edilmiş, katılan üyeler, Hilafet’e ve İslam’a bağlı olacaklarına, Cemiyetin gayelerine sadık kalacaklarına yemin etmiştir. Bir hafta içinde tekrar toplanma kararı alan Muvahhidin Cemiyeti, üçüncü toplantısını 10 Aralık 1919 tarihinde Sivas’ta İdadi Mektebi’nde yapmış, burada yapılan toplantıda 9 maddelik kararlar alınmıştır. Alınan kararların 1. Maddesine göre, Avrupa devletlerinin Hilafet ve Osmanlı devletini yok etmeyi, Türkleri İstanbul, İzmir, Edirne ve Adana’dan çıkarıp atmayı veya Hilafetin saygınlığını gidermeyi ve İmparatorluğun bağımsızlığını tehlikeye düşürmeyi hedef alan bir siyaseti uygulamaya koymaları halinde, evvela Osmanlı milleti böyle bir karar boyun eğmeyi reddedecek, ikinci etapta ise Muvahhidin Cemiyeti şubeleri vasıtasıyla dünya Müslümanlarını isyana teşvik edilecektir. Diğer alınan kararlar, Muvahhidin Cemiyeti Yürütme Kurulu’nun Milli Mücadele Kuvvetleri Temsilci Kurulu ile ortak hareket etmesine ve Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in önderliğinde bir askeri kurul oluşturulması ve bu kurulun faaliyetine ilişkin kararlardır. Bu İslam Kongresine ilişkin olarak “Bilinmeyen Sivas İslam Kongresi Üzerine-I” (http://www.haber10.com/makale/17357/) başlıklı makalemizde etraflıca izahat verilmiştir.

Yeşilordu’nun kurulması sürecini başlatan iradenin, yukarıda bahsetmiş olduğumuz İslâm Kongresi’nde alınan ve icrasına Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in memur edildiği kararlar olması kuvvetle muhtemeldir. Gerek Muvahhidin Cemiyeti, gerekse Yeşilordu Cemiyeti’ne ilişkin arşiv belgelerinin ortaya çıkarılmasıyla, Milli Mücadele tarihine yeni ve esaslı bir bakış açısı getirileceği açıktır.

Yararlanılan kaynaklar:

Ali Fuat Cebesoy. “Milli Mücadele Hatıraları”; Vatan Neşriyat; İstanbul 1953.

Atatürk.  Nutuk (1919-1927); Haz. Zeynep Korkmaz;  Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ankara 2000.

Bilal N.Şimşir. İngiliz Belgelerinde Atatürk 1919-1938 Cilt 2; TTK; Ankara 1975.

Dr. Fethî Tevetoğlu.  Millî Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar; Türk Tarih Kurumu Yayınları; Ankara 1988.

Enver Behnan Şapolyo.  Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’nin İç Alemi; İstanbul 1967.

Hüseyin Cahit Yalçın. İttihatçı Liderlerin Gizli Mektupları; Temel Yayınları; İstanbul 2002.

Mete Tunçay. Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925); Bilgi Yayınevi; Ankara 1967.

Mukaddes  Arslan.  Yakın Dönem Tarihimizde Yeşilordu Cemiyeti’ne Toplu Bir Bakış;  Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 51, Cilt: XVII; Kasım 2001.

Mustafa Yılmaz. Milli Mücadelede Yeşil Ordu; Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları; Ankara 1987.

Necip Hablemitoğlu. Milli Mücadele’de Yeşil Ordu Cemiyeti; Bir Harf Yayınları; İstanbul 2006.

Operatör Dr. Emin Bey (Erkul). Tefrika.20; 26 Şubat 1954 tarihli Vakit Gazetesi.

Prof.Dr.Metin Hülagu. İslam Birliği ve Mustafa Kemal;  Timaş Yayınları;  İstanbul 2008.

Sadi Borak, Yeşil Ordu ve Çerkes Ethem; Kırmızı Beyaz Yayınları; İstanbul 2004.

Yalçın Toker. Yeşil Ordu; Toker Yayınları; İstanbul 1996.

Yakın Tarihimiz, Yeşilordu Cemiyeti; Cilt.1

[email protected]

*Bu yazı 15 Mart 2010’da Haber10 sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar