Okuma Süresi: 10 dakika

6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi

6 Ocak 2007 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 80. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle yayımlanan MİT bildirisi, bir bakıma bu tarihten itibaren yürürlüğe konulan Türk Devleti’nin stratejik konsept belgesi hüviyetindeydi. Bildiri, tam bağımsızlaşan ve yeni dünya düzeninde önemli roller üstlenen güçlü bir devlet olma iddiasındaki Yeni Türkiye’yi resmen ilan ediyordu.

2007’de henüz statükonun bütün gücüyle devlete hakim olduğu, bu gücü kaybetmemek uğruna dış müttefikleri ile birlikte ülkede pek çok kanlı operasyonlar, ekonomik krizler tezgahladığı süreçten bugüne geçen 16 yılda Türkiye bildiride ilan edilen hedeflere doğru çok mesafeler aldı.

Kendisi de eski MİT müsteşarı/başkanı olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 14. Büyükelçiler Konferansı’nın resmi açılış töreninde (7 Ağustos 2023) yaptığı konuşmada bu bildirinin izlerini ve devamlılığı takip etmek mümkündür.

Bu yazımızda, 6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’ndeki tespitler ve konulan hedefler çerçevesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 14. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşma değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Geleceğin dünyası

6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’nde küresel bir durum tespiti yapılmıştı:

“Dünyadaki tüm değerlerin, ilişkilerin, sistemlerin ve düzenlerin, ister sosyal-ekonomik-siyasi, ister ahlaki-dinî olsun, yeniden şekillendiği ve hatta tanımlandığı bir süreç içinde bulunmaktayız. Yaşadığımız bu süreç, aynı zamanda, parçası olduğumuz uluslararası sistemin de; kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir.”

Fidan konferanstaki konuşmasında 2007’deki tespite uygun olarak mevcut uluslararası sistemin dünyanın büyük bir bölümü için barış, adalet ve istikrar üretemediğine dikkati çekerek, “Büyük güçler arasında rekabetin küresel düzeyde gerilim ve kutuplaşmayı artırdığına tanıklık ediyoruz. Gittikçe dengeden uzaklaşan uluslararası sistem, öngörülemez pek çok gelişmeyi içinde barındırıyor, bu da kırılganlığı artırıyor.” diye hali hazır durumu tasvir etmişti.

Uluslararası sistemde siyasi, askeri, ekonomik, çevresel, teknolojik ve sosyal pek çok sınamayla eş zamanlı olarak karşı karşıya kalındığını söyleyen Fidan, “Silahlı çatışmalar, terörizm, düzensiz göç, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı ile iklim değişikliği ve atık krizi gibi çeşitli sınamaların birbirini tetiklediğini ve beslediğini görüyoruz.” sözleriyle kaosun büyüklüğüne dikkat çekmişti.

Bildiride, Türkiye’nin jeopolitik konumu şöyle tarif edilmişti:

“Önümüzdeki dönemde de uluslararası sistemin, kuralları belirlenmiş stabil bir yapıya kavuşacağını ummak ve bu yönde tanımlamalar geliştirmek, faydasız bir uğraş olacaktır. Son derece kaygan bir zemin üzerine oturmuş uluslararası ortamda Türkiye, bir yandan yakın zamana kadar değişik çap ve karakterde savaşların yer aldığı ve halen potansiyel çatışma tehditlerinin bulunduğu Balkanlar, diğer yandan, birçok bakımdan sürtüşmelere sahne olan ve çeşitli istikrarsızlık potansiyelleri taşıyan Kafkaslar ile, yaklaşık 40 yıldır fiilî çatışmalar ve terörist faaliyetlerle yoğrulmuş Orta Doğu‘nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahip halde bulunmaktadır. Ayrıca bu pozisyon, kademeli olarak Orta Asya‘ya açılan alanlarla da bağlantılıdır.”

Yeni Türkiye’nin jeo-stratejisi de bildiride şöyle tanımlanıyordu;

“Bu üç bölgenin (Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya) ve Orta Asya’nın, birçok bakımdan küresel politikaların ve ‘rol’ savaşlarının belirli açılardan yoğunlaştığı alanları oluşturduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla, yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan söz konusu olmakta ve bu durum, Türkiye’nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezî pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir. Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle, kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘Bekle-gör-tavır al’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak, Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de, Türkiye, tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir” cümleleriyle ifade ediliyordu.

Geçen süre içerisinde Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’ya dair öngörüler birebir gerçekleşmişti. Türkiye Asya’ya yönelerek Türk Devletler Teşkilatı’nı kurmuş, Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtulmasına yardımcı olmuş, Güney Kafkasya’da istikrar sağlanmaya başlanmıştı.

Hakan Fidan 7 Ağustos’ta yaptığı konuşmasında, söz konusu bildiride sayılan bölgelere yönelik Türkiye’nin politikalarına dair açıklamalarda bulundu.

Rusya- Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesi ve barışın tesisi için çaba göstermeye “inatla ve ısrarla” devam edileceğini ve savaşta son dönemdeki tırmanmayı endişe verici bulduklarını belirterek, “Montrö Sözleşmesi’nin uygulayıcısı olarak özellikle Karadeniz’de sükunetin muhafaza edilmesi, bunu tehlikeye sokacak girişimlerin engellenmesi temel önceliğimiz olacaktır. Dünya üzerinde her haneye etki eden Karadeniz Tahıl Girişimi’nin yeniden canlandırılması için bütün taraflarla temaslarımızı sürdüreceğiz. Bunu yapabilen yegane aktör bildiğiniz gibi ülkemiz Türkiye’dir.” diye konuştu.

Ortadoğu’ya ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin, Suriye’deki ihtilafın siyasi bir süreçle ve Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde çözüme kavuşmasının ana savunucusu olmaya devam edeceğini bildiren Fidan, şunları kaydetti: “Suriye’yi terör örgütlerinin sığınağı, vekalet savaşlarının arenası olmaktan çıkarmak için her türlü çabayı göstereceğiz. Güvenli ve onurlu geri dönüşlerin sağlanmasına yönelik çalışmalarımızı da hızlandıracağız. Diğer bir komşumuz Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasi istikrarının başlıca savunucusuyuz. Bu amaçla Irak’ın başta PKK olmak üzere terör örgütlerinden arındırılmasına destek vermeyi sürdüreceğiz.”

Türkiye’nin milli davası Kıbrıs’taki duruşunun açık olduğunu vurgulayan Fidan, şöyle devam etti: “Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili temel politikamızdır. Ege ve Doğu Akdeniz’de hak ve çıkarlarımızı hassasiyetle korumaya devam edeceğiz. Afrika’da son dönemde artan darbeler ve istikrarsızlık karşısında güvenliğin tesisi ve barışın temini açısından ön alıcı adımlar atmaktayız. Libya’da kalıcı huzur için geniş bir uzlaşı temelinde ülkenin tamamında şeffaf, adil ve hür başkanlık ve parlamento seçimlerinin daha fazla vakit kaybetmeksizin yapılması elzemdir. Orta Doğu ve Güney Kafkasya’daki uzlaşma ve normalleşme süreçlerimiz hız kazanmış durumda. Temel dış politikalarımız, ilkelerimiz temelinde sorunları çözme, dostlarımızın sayısını artırma ve mevcut dostluklarımızı daha da güçlendirme peşinde olacağız.”

Güney Kafkasya’da istikrar, huzur, refah ve güvenlik için Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan süreçlerinin eş güdümlü ilerlemesinin elzem olduğuna dikkati çeken Fidan, Orta Doğu’da kalıcı barışın tek yolunun uluslararası parametreler temelinde iki devletli çözüm ve Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız, egemen Filistin Devleti’nin kurulması olduğunu söyledi. Bu vizyona zarar veren her türlü adıma ve ilk kıble Mescid-i Aksa’yı hedef alan provokasyonlara karşı duracaklarını kaydeden Fidan, Filistinlilerin yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Fidan, siyasi, askeri, ekonomik ve diğer alanlarda mevcut iş birliği ve ittifak sistemlerini daha etkin kılmak için çalışacaklarını dile getirerek, Türk Devletleri Teşkilatı(TDT) girişiminin kurumsallaşmaya örnek olduğunu ve entegrasyon aşamalarına geçeceklerini ifade etti.

Benzer girişimleri İslam Dünyası’nın dayanışmasını artırmak için de hayata geçireceklerini, teknik iş birliği kapasitelerini daha sistematik ve etkili hale getireceklerini kaydeden Fidan, iş birliği konseyleri ve bölgesel istişare mekanizmalarını da daha etkin ve verimli kullanacaklarını belirtti.

Fidan, Türkiye’nin bölgedeki tüm ülkelerle ilişkilerini pozitif gündem üzerinden ilerletmeyi istediğine işaret ederek, Yunanistan’la ihtilaflı meselelere çözüm bulma konusunda mevcut pozitif atmosferin büyük bir fırsat sunduğunu, Türkiye’nin bu konuda samimi olduğunu ve Yunan tarafının da aynı samimiyeti göstereceğini umduğunu dile getirdi.

Balkanlara ilişkin olarak; hassas dengeler üzerine kurulu Balkanlar’da bütün ülkelerin ve milletlerin ortak güven duyduğu ülkenin Türkiye ve siyasi liderin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunun altını çizerek, “Türkiye’yi birtakım farazi, tarihten kopuk ve altı boş kavramlar geliştirerek adeta bölge dışı bir güç hatta hasım olarak nitelemek, Balkanlar’da yapılabilecek en vahim hatadır. Bütün Balkan ülkelerinin hatta Moldova ve Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliklerinin konuşulduğu bir ortamda Türkiye’nin AB üyelik sürecinin akamete uğratılmış olması stratejik körlüktür. Yeni dönemde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine vizyoner bir bakışla yaklaşılması ve sürecin tam üyelik perspektifiyle canlandırılması önem arz etmektedir.” açıklamasında bulundu.

Fidan, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinin canlandırılması temelinde Türkiyesiz AB’nin gerçek manada küresel bir aktör olamayacağını bir kez daha vurguladı.

Türkiye Yüzyılının dış politikası

Dışişleri Bakanı yeni dış politikayı şöyle tanımlıyordu, “Her türlü dış etki alanından bağımsız, medeniyetimizin değerleri etrafında şekillenen, artan imkan ve kabiliyetlerimize dayalı, devletimizin ve milletimizin bütünlüğünü, güvenliğini ve refahını güçlendirmeyi hedefleyen ve bölgesinde bir çekim merkezi olan tam anlamıyla milli bir dış politika. Yani, Türkiye Yüzyılının dış politikası.”

Türkiye’nin dünyanın en büyük beş diplomatik ağından birisine sahip olduğunu ve bunu daha da yukarı taşıyacaklarını vurgulayan Fidan, “Her an ve her yerde gücümüz yettiğince vatandaşımızın, soydaşımızın, dindaşımızın, akraba topluluklarımızın ve diğer ezilen toplulukların yanında olacağız.” sözleriyle dışişleri teşkilatının birinci önceliğinin kimler olacağını sıralamış oldu.

Hakan Fidan konuşmasında, “Tarih bize, söz konusu krizlerin böyle devam edemeyeceğini acı tecrübelerle göstermiştir. Bir değişim ihtiyacı var. Peki, bu değişim nasıl olacak? Aktörleri kimler olacak? Uluslararası sistemin bu kırılma anında nasıl bir şekil alacağı, önde gelen devletlerin politika tercihlerine ve bu tercihleri gerçekleştirme yeteneklerine bağlı olacaktır. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, hiç şüphesiz bu önde gelen devletlerden birisidir.”

Vizyonumuz, Türkiye Yüzyılı’nda, Türkiye’yi sistem kurucu aktörlerden biri haline getirmektir. Küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıran, ekonomik eşitsizliklerin üzerine giden, barış, güvenlik, istikrar ve refah üreten etkili, kapsayıcı ve insanlığı kucaklayıcı bir uluslararası sistemin kurulması için diğer ülkelerle birlikte çalışacağız.”

Gelecekteki 5 yılın dış politika hedeflerinin hayata geçirilmesi için tarihi bir fırsat olduğunu bildiren Fidan, “Türkiye’mizin tam bağımsız, uluslararası gündemi belirleyen, gerektiğinde oyun kuran, gerektiğinde oyunbozan etkin ve müessir bir aktör konumunu güçlendirmek için yılmadan çaba göstereceğiz.”

Büyük değişimlerin stratejik sabır ve güçlü irade gerektirdiği bilinciyle “mütevazı ama istikrarlı” adımlarla ilerleneceğini bildiren Fidan, “Bu adımlarımızı hayata geçirirken 4 temel stratejik hedef doğrultusunda hareket edeceğiz. Bunlar, bölgemizde barışı ve güvenliği tesis etme, dış ilişkilerimizi yapısal zemine oturtma, refah ortamını geliştirme ve küresel hedeflerimizi ilerletmektir.” ifadesini kullandı.

Paylaştığı hedeflerin sadece Türkiye gibi büyük ülkelerin gündemine alıp uygulamaya geçirebileceği hedefler olduğunun altını çizen Fidan, tarih boyunca dış ilişkilerini çok paydaşlı, çok disiplinli ve eş güdüm içinde yürüten devletlerin mukayeseli üstünlüğe sahip olduklarını belirtti.

Hakan Fidan’ın, her an ve her yerde gücümüz yettiğince vatandaşımızın, soydaşımızın, dindaşımızın, akraba topluluklarımızın ve diğer “mazlum milletler”in yanında olma sözü çok anlamlıdır. Zira, tarih boyunca her büyük güç ortaya çıktığında “mazlum milletler”in yanında olma ve haklarına sahip çıkmayı söyleminin odak noktasına yerleştirmiş ve küresel anlamda büyüklüğünü ve kabul edilebilirliğini Asya’dan, Afrika’ya hatta Amerika’ya kadar uzanan bu mazlum devletlerin teveccühünden almıştır. Mazlum milletler sığınacak yer olarak bu devletleri görmüş ve politikalarına biat etmişlerdir. Bu küresel güç olarak ortaya çıktıklarında ABD ve Sovyetler Birliği içinde geçerlidir. Ne zaman kendileri zulüm üreten yapıya dönüşmüşse çöküş ve kendilerinden kaçış başlamış, mazlumların eliyle topraklarından kovulmuşlardır.

Mazluma sahip çıkma ve zulme engel olma biz Müslümanlara Allah’ın bir emri, Hz. Muhammed Mustafa (sav)’nın tüm ümmetinden istediği bir sünnet, şiarıdır. Dünyada kim süper güç, küresel güç olmak istiyorsa önce Allah’ın insanlıktan istediği bu şiarı kendisine esas almak zorundadır. Süper güç olma kapısı mazlum milletlere sahip çıkmaktan geçer. Osmanlı Devleti’nin büyüklüğü de mazlumların sahibi olması ve adalet dağıtmasıylaydı.

Bu bakımdan, Hakan Fidan’ın “mazlum milletlerin yanında olma” ifadesi Türkiye’nin sadece bölgesinde değil tüm dünyada var olma mücadelesinin bir tezahürü olarak anlaşılmalıdır.

Türkiye’nin sahip olmak zorunda olduğu üç ayak

6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’ne göre Yeni Türkiye’nin yeni dünya düzenindeki rolü ve konumu için, devletin bu hedefler doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaç şöyle anlatılmıştı: “Öte yandan, jeopolitik ve stratejik konumu itibariyle oldukça zor bir coğrafya üzerinde bulunan Türkiye için güçlü bir ekonomi, kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askerî yapılanma şeklinde adlandırabileceğimiz çok sağlam üç ayağa sahip olmak, bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç ayağın ifade edilen özellikleri içinse güçlü, dinamik, etkin, esnek, hareket kabiliyeti yüksek ve yaratıcı bir istihbarat yapılanmasına ihtiyaç vardır.”

Bu tespit, Yeni Türkiye’nin yol haritasına ve mekanizmalarına işaret ediyordu.

Kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askerî yapılanma hedefleri konusunda 16 yılda ciddi mesafeler kat edildi. İstihbarattaki yapılanmalar buna eşlik etti. Ne var ki, güçlü bir ekonomi hedefinde aynı başarılar sağlanamadı.

Dışişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması

MİT Bildirisi’nde, statüko (eski Türkiye) ve zaafları şu sözlerle dile getirilmişti:

“20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam edemeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte, 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin, statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur.”

Fidan konferans konuşmasında, “Hep beraber dış ilişkilerimizin farklı boyutlarının güncel fotoğraflarını çekecek, geleceğe dair stratejik öngörü çalışmalarında bulunacağız. Önümüzdeki dönemde, bizi bekleyen risk ve fırsatları ele alacak, çözüm odaklı somut öneriler sunacağız.” sözleriyle dışişleri teşkilatını muhafazakar bir yapıdan, geleceğe yönelik dinamik analizler yapan, gerçekçi tahminlerde bulunan, oyun kuran bir yapıya dönüştürme ihtiyacını ortaya koymuştur.

Fidan bu misyonu yerine getirirken, Dışişleri Bakanlığı olarak dış ilişkileri tüm boyutlarıyla inceleyerek cari sorunlar ve stratejik fırsatlara ilişkin pozisyonlar üretip diğer bakanlıklar ve kurumlarla eş güdüm içinde olacaklarını söyledi. Dış ilişkilerde devlet olarak tek ses ve tek vücut halinde hareket etmenin önemini vurgulayan Fidan, bu süreçte Bakanlığın ve dış misyonların tüm imkan ve kabiliyetlerinin tahkim edileceğini kaydetti.

Terör örgütleri ve arkalarındaki güçlerle ülkemizde ve bölgemizde amansız mücadele edilecek

“Tam milli dış politika”yı dile getiren Hakan Fidan, Türkiye’ye hasmane davranan NATO ve NATO müttefikleriyle(başta ABD olmak üzere) şiddetle mücadele edileceğini açıkça ilan etti. Bölgede güvenlik, huzur ve istikrara en büyük tehdidin terör örgütleri ve diğer vekil örgütler olduğunu söyleyen Fidan, “Adı ister FETÖ, ister PKK/YPG, ister DEAŞ olsun tüm ilgili kurumlarımızla birlikte terör örgütlerine ve arkalarındaki güçlere ülkemizde ve bölgemizde göz açtırmayacağız, alan da bırakmayacağız, nefes de aldırmayacağız. Bu doğrultuda içeride askeri, istihbari ve teknoloji kabiliyetlerimizi artırırken, dışarıda ise dostlarımızla etkin iş birliği sağlayarak mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi.

NATO’nun bütün üyelerinin karşı karşıya bulunduğu güvenlik tehditlerini ve endişelerini eşit oranda gözeten yapıda olması ve bazı NATO ülkelerinin Suriye ve Irak’ta PKK ile açık ve örtülü iş birliğine hemen son vermesi gerektiğine dikkat çeken Fidan, dış ilişkilerin yapısal zemine oturtulmasını da hedeflediklerini söyledi.

ABD, Fransa, Almanya başta olmak üzere Türkiye’ye düşmanlık eden devletlerin bu meydan okumayı ciddiye almaları ve bölgeyi terk etmeleri beklenmektedir.

Güçlü ekonomi ayağı önem kazanacak

6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’nde Türkiye’nin sahip olmak zorunda olduğu üç ayaktan “güçlü ekonomi” hedefine, geçen 16 yılda maalesef ulaşılamadı. Dış politika, askeri yapılanma ve istihbarat konularında yakalanan başarı güçlü bir ekonomi kurma konusunda yakalanabilmiş değil. Diğer sahalarda elde edilen göz kamaştırıcı başarılar karşısında ekonomideki olumsuz gidişatı kamuoyu anlamlandırmada güçlük çekiyor.

Dışişleri Bakanı, önümüzdeki dönemde ekonomi refah ortamının geliştirilmesini de hedeflediklerine işaret ederek, bölgesel barış, güvenlik ve istikrara verecekleri katkının refahı da artıracağını vurguladı. “Türkiye Yüzyılı’nda ikili ve bölgesel ilişkilerimizin ekonomi, ticaret ve finansal ayaklarının daha sistemli ve kurumsal hale getirilmesine çalışacağız. Güçlü, kendine yeterli, küresel fırsatlara erişimi olan bir ekonomi, milli gücümüzün en büyük dayanağıdır. Dış politikamızı da bu ekonomik hedefleri destekleyecek bir şekilde planlayıp yürüteceğiz. Ülkemizin ve bölgemizin finansal güvenliğini sağlama noktasında alternatif mali ve ekonomik araçlar geliştirilmesine destek vereceğiz. Bu kapsamda yerel para birimleri üzerinden dış ekonomik işlemlerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacağız.” dedi.

Bakan Fidan, öncelikle yakın bölgelerden başlayarak insan, sermaye, mal ve hizmetlerin dolaşımını hızlandıracak politikaları hayata geçireceklerini anlatarak, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisinin sağlanması konusundaki çabaların da yoğunlaşarak devam edeceğini dile getirdi.

Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefi doğrultusunda tüm coğrafyalarla ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirileceğini belirten Fidan, “Savunma sanayisi dahil, yüksek ve kritik teknoloji alanlarının ekonominin lokomotifine dönüşümüne yönelik adımların dış ilişkiler boyutunu itinayla yürüteceğiz. Enerji ve ulaşım koridorlarında merkez olma konumumuzu tahkim edecek ve bağlantısallık kapasitemizi artıracağız.” diye konuştu.

Bölgede barış ve refahın güçlendirilmesi için Irak’ın Kalkınma Yolu Projesi’ne önem ve destek verdiklerinin altını çizen Fidan, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP) ve Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor gibi enerji ve ulaştırma alanlarında en uygun ve güvenilir güzergahları oluşturan bağlantısallık projelerine öncelik vereceklerini söyledi.

Fidan, küresel hedeflerin ilerletilmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını, bu kapsamda Yeniden Asya, Latin Amerika ve Afrika Ortaklığı girişimlerinin daha kalıcı ve kurumsal bir çerçeveye oturtulacağını kaydetti.

Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası kuruluşlarda daha adil temsilin sağlanması ve bu kuruluşların etkinliğinin artırılması için çalışmaların sürdürüleceğini kaydeden Fidan, “Uluslararası finansal kurumların, borçlanma krizini sona erdirecek ve sürdürülebilir kalkınmanın altyapısını kuracak bir şekilde reformunu savunacağız.” şeklinde konuştu.

Sonuç

6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’nden bu yana yaklaşık 16 yıl geçti. Bu süre zarfında, dünyada da pek çok şey değişti. ABD hegemonyasına dayalı dünya düzeni sona ererken çok kutuplu, ittifaklara dayalı yeni bir dünya düzeni uç vermeye başladı ve MİT bildirisindeki tespitlerin, analizlerin isabeti takdir edildi.

Yeni dünya düzeninin kurucu aktörlerinden olması beklenen Türkiye, hayata geçirdiği dış politika, askeri yapılanma, savunma sanayindeki yatırımlar ve istihbarat faaliyetleri ile hızla bölgesini etkileyen, yönlendiren, güvenilir bir aktör haline dönüştü. Türk Devletleri Teşkilatı örneğinde olduğu gibi yeni ittifaklar, entegrasyon modelleri geliştirerek bölgesinde çekim merkezi haline geldi. Kendisine karşı hasımları tarafından kurulan pek çok oyunu bozup tersine çevirmeyi bildi. İlgisini bölgesinden bütün bir dünyaya genişletti, dünyanın her yerinde zulme uğrayanların sözcüsü oldu, mazlum devletlerin derdini paylaştığı güven kapısı oldu. Öte yandan, dünya savaş stratejilerini değiştirecek askeri teknolojik hamleler yapmasının Türkiye’nin küresel pozisyonunda kaldıraç etkisine şahit olundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14. Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla resmi twitter hesabından yayınladığı mesajındaki “Üç kıtanın kalbinde yer alan Türkiye, hadiseleri tribünden seyredemez. Sahada ve masada güçlü olmak bizim için tercih değil mecburiyettir. Bunun yolu da yapıcı, aktif ve dengeli bir dış politikadan geçmektedir. Türkiye eksenli bir okumayla, usta bir satranç oyuncusu titizliğinde bölgemizdeki ve ötesindeki gelişmelere müdahil oluyoruz.” ifadeleri yeni dönem dış politikasının “mecburiyetleri”ni çok net biçimde ortaya koymuştur.

Hakan Fidan’ın dışişleri bakanlığı döneminde, “Türkiye Yüzyılının Dış Politikası”nın bütün devlet kurumları ile iş birliği ve eşgüdüm içinde “kusursuz bir dış politika” hedefi doğrultusunda yönetileceği beklentisi oldukça yüksek.

Bakanın, 6 Ocak 2007 Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT)’nın 80. Kuruluş Yıldönümü Bildirisi’ni hayata geçiren bir yapının temsilcisi olması Türkiye için büyük bir şans.

Yararlanılan kaynaklar

https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-teror-orgutlerine-ve-arkalarindaki-guclere-ulkemizde-ve-bolgemizde-goz-actirmayacagiz/2962679

* Bu yazı, 09 Ağustos 2023 tarihinde SDE web sitesinde yayınlanmıştır.

https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/lozan-antlasmasinin-kutsiyeti-var-mi-kose-yazisi-34576

Kategoriler: Yazılar