Zaman Gazetesi’nin Kahire Muhabiri Cumali Önal, Mali’nin başkenti Bamako’dan gönderdiği 26.01.2013 tarihli makalesinde*, Türkiye’nin Bamako Büyükelçisi Kemal Kaygısız’ın Fransız müdahalesini şöyle değerlendirdiğini yazmıştı:

“Ülke bütçesinin neredeyse yarısının uluslararası yardımlardan sağlandığını ifade eden Türkiye’nin Bamako Büyükelçisi Kemal Kaygısız, ülkenin en önemli gelir kaynağının tarım ve altın olduğunu, Mali’nin altın üretimi bakımından Afrika’da üçüncü olduğunu ifade ediyor. Fransa’nın Avrupa ile denizden komşu Cezayir’in hemen yanı başındaki Mali’nin isyancıların hele hele El Kaide gibi tehlikeli bir örgütün kontrolüne girmesini hiçbir şekilde istemediğini, bundan dolayı müdahale ettiğini vurgulayan Kaygısız, müdahale ile Fransa’nın hem bölge halkları arasında ve hem de Batı dünyasında büyük bir prestij ve destek sağladığının altını çiziyor.”

Türkiye’nin menfaatlerini temsil etmekle görevli büyükelçinin bu analizi, eğer haber kaynağı doğru intikal ettirmişse, gerçekten vahim bir açıklamadır, ve Türk Dış Politikasının yönelimleriyle taban tabana zıttır.

Bugün Mali’yi yeniden kolonileştirmek için atağa kalkan Fransa, yüz yıl önce Büyük Sahra’yı bütünüyle kolonileştirmeye teşebbüs ettiğinde, karşısında sadece bizi bulmuştu. Osmanlı Devleti, 1870 yılından itibaren Trablusgarp eyaletine bağlı kazalar kurup bu bölgeyi idaresi altına almış ve Avrupalı işgalcilere karşı buraları korumuştu. Osmanlı Devleti’nin güçten düştüğü 20’inci yüzyılın başında Büyük Sahra’da kontrolü ele geçiren Fransa, sömürgeleştirdiği Mali’ye ancak 1960 yılında bağımsızlığını vermişti. Türkiye Cumhuriyeti 90 yıl boyunca, bu bölgelere olan alakasını tam manasıyla kesmiş, Afrika’ya ve onun meselelerine genellikle Batılı devletlerin zaviyesinden bakmıştı.

Ancak Yeni Türkiye, 2010 yılı Şubat ayında Mali Cumhuriyeti’ne ilk defa bir büyükelçi tayin ederek bu ülke ile diplomatik bağını en üst seviyede kurmaya başladı. Afrika’da bir aktör olarak sahneye çıkan Türkiye’nin Mali konusundaki dış politikası da tabii olarak Fransa’nın müdahalesine karşı pozisyonda şekillendi. Nitekim, Dışişleri Bakanı Davutoğlu 18 Ocak 2013’te yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Mali’de tek taraflı müdahalelere karşı olduğunu, yürütülen çalışmaların BM çatısı altında olması gerektiğini ifade etti.

Fransa’nın müdahalesi insani amaçlı mıdır?

Büyükelçi açıklamasında, Mali’nin terörist saldırısı altında bulunduğunu, bu sebeple Fransa’nın Akdeniz kıyılarının tehdit altında bulunduğunu ve Fransa’nın müdahalesinin hem bölge halkları tarafından ve hem de Batı dünyası tarafından desteklendiğini, bu müdahale ile Fransa’nın büyük bir prestij kazandığını iddia ediyor. Bu iddia ne yazık ki, Fransız propagandasının nasıl güçlü bir zemin bulduğunu ortaya koymaktadır.

Mali krizinin esası, Büyük Sahra’da yaşayan Tuareglerin dört ülke sınırı içinde dağıtılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Batılı ülkeler siyasi olarak Afrika’dan çekilip, 1960’lı yıllarda Afrika ülkelerine bağımsızlıklarını verirken Tuaregleri, Cezayir, Mali, Nijer ve Libya gibi dört ülke toprakları içinde kalacak şekilde, tarihlerinde olmayan bir bölünmeye maruz bıraktılar (kısmen de Burkina Faso’da da Tuareg mevcuttur). Bu dört Tuareg bölgesi, zengin uranyum, altın, petrol ve fosfat yataklarının bulunduğu coğrafyadır. Tuaregler bilinçli olarak dört ülkeye dağıtılırken, onların otoritesi altında yaşadıkları ülke yönetimleri ile sürekli çatışmaları, bu zengin kaynaklar üzerinde hâkimiyet tesis edecek istikrarlı hiçbir yönetimin kurulamaması planlanmıştır. Nitekim, bu çatışmaları sürdürmek üzere Fransızlar bir yandan Tuaregleri devamlı silahlandırmışlar, diğer yandan istikrarsızlaştırılan zayıf Afrika Devleti yöneticilerine hâmi ve kurtarıcı olarak sahip çıkarak bu kaynaklar üzerinde kontrollerini devam ettirmişlerdir.

İşin Özü, Afrika’nın Zenginliklerini Yeni Yükselen Güçlere Kaptırmamaktır

Ancak son on yıl içinde, Afrika’nın eski sahiplerinin karşısına yeni rakipler çıkmıştır. Afrika bundan sonra, yeni yükselen güçler Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye ile eski düzeni temsil eden Fransa, İngiltere ve ABD arasında artan rekabete sahne olacaktır. Nitekim, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2013’ün ilk yurtdışı gezisini Gana, Nijer ve Senegal’e yapmış olması, Türkiye’nin Afrika politikasının önceliğini göstermektedir. Fransa’nın eski koloni siyasetine dönmesinin sebebi, Afrika’daki üstünlüğünü bu rekabete kaptıracak olmasıdır.

Nijer’de yaşanan gelişmeler Afrika’nın eski sahiplerinin gözünü korkutmuştur. Dünyanın en büyük uranyum rezervine sahip Nijer hükümeti, uranyum madenlerinin işletme hakkını Çin, Hindistan, İngiltere, Güney Afrika, ABD, Kanada ve Avustralya şirketlerine vermek suretiyle, Fransa’nın Nijer’deki uranyum işletme tekeline son vermiştir. Elektrik üretiminin %70’ini nükleer santrallerden sağlayan Fransa’nın, Mali’de de aynı akıbetle karşılaşmamak için harekete geçtiği ortadadır. Fransa ve Avrupa Birliği zengin uranyum kaynaklarına sahip olan Mali’yi, Nijer gibi, başka ülkelerle paylaşmak istememektedir. Avrupa’nın içinde bulunduğu finansal krize rağmen Fransa’nın aldığı büyük riskin başka rasyonel açıklaması da bulunmamaktadır.

Mali hükumetinin muhalifler ya da teröristler olarak bahsettiği ve Fransa’nın müdahalesi için bahane olarak gösterdiği unsurlar, ağırlıklı olarak, Kuzeybatı Afrika’nın Tuaregleridir. Mali’nin Kuzeyinde Tuareglerin kontrolü ellerine geçirmeleri üzerine, ordu seçilmiş hükümeti devirmiş ve yönetime el koymuştur. Fransa’yı müdahaleye çağıran, işte bu darbeci hükumettir. Fransa’nın Mali’nin kuzeyini radikal İslamcılardan temizlemek ve Mali’nin toprak bütünlüğünü sağlamak üzere müdahale ettiği iddiaları önceden tasarlanmış bir planı meşrulaştırmak için yapılan bir propagandadan ibarettir.

Ya Zaman Gazetesi muhabirine ne demeli?

Zaman Gazetesi’nin Kahire muhabiri Cumali Önal’ın “Kuzeyi işgal altında olan ülkenin diğer yüzü” adlı makalesi, tam bir emperyalizm yardakçılığının belgesi gibidir. Bu yazı sanki, Türkiye’de Fransa’ya yönelik tepkilerin önünü kesmek ve bu müdahaleyi meşrulaştırmak için yazılmıştır. Fransa’nın insani (!) operasyonunu yere göğe sığdıramayan muhabir, Mali halkının Fransa’ya olan minnettarlığını 26 Ocak 2013’te Zaman Gazetesi’nde yayımlanan makalesinde şu cümlelerle ifade etmektedir:

“Ülkenin kuzeyinde Fransız destekli orduyla isyancılar arasında süren savaş, başkent Bamako’yu fazla etkilememiş. Halk, niyetlerinden emin olmasa da Fransa’ya minnettar.”

“Başkent Bamako’da hayat olabildiğine normal devam etmesine rağmen kulaklar kuzeyden gelen haberlerde. Mali ordusunun yanında yer alarak isyancıları geri püskürten Fransızlara karşı hayranlık ise tavan yapmış durumda. Her tarafta Mali bayraklarının yanında Fransız bayrağı da görmek mümkün.”

“Dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer almasına rağmen, son yirmi yılda ülkede hakim olan demokratik ortam toplumsal barışı adeta tahkim etmiş. Ancak halk, kuzeydeki son isyanların bu dinamikleri altüst etmesinden endişeli. Bundan dolayı isyancıların ilerleyişini durduran Fransa, bir kurtarıcı gibi görülüyor. Bingazi’yi kuşatan Kaddafi güçlerine karşı operasyon düzenleyen Fransızlara Libya’da duyulan hayranlık gibi.”

Allah kimsenin istikametini şaşırtmasın!

*Cumali ÖNAL, “Kuzeyi işgal altında olan ülkenin diğer yüzü”

*Bu yazı 27 Ocak 2013 tarihinde Haber10 sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar