Mondoros Mütarekesi 30 Ekim 1918 günü imzalandıktan sonra, andlaşma hükümleri gereğince, Osmanlı ordusuna ait silah ve mühimmat işgal kuvvetlerine teslim edilmişti. Osmanlı ordusunun mevcut silah ve mühimmatı; Tapa, Tophane, Feshane, İmalathane, Baruthane, Ayazma ve Ağaçlı, Beykoz, Tahniye, Bez, Zeytinburnu fabrikaları, Karadeniz, Hadımköy ve Çanakkale depoları ile Çobançeşme, Karaağaç, Piripaşa ve Zeytinburnu ambarlarında mahfuzdu(1).

Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları isimli hatıratında askeri depoların vaziyetini şu cümlelerle anlatmaktadır. “Birinci Dünya Harbinin mağlubiyet ile neticelenmesine rağmen İstanbul’daki askeri fabrika ambar ve depolarında mevcut malzeme-i harbiyenin cins ve miktarı, melhuz (muhtemel) bir harbi idare ve devama kâfi gelebilecek derece ve mahiyette idi. Nitekim de öyle oldu. Kurtuluş Harbi’nde İstanbul’un yaptığı yardım ve oynadığı rol zaferin temininde en önde bir amil olmuştu.”(2).

M.M. Grubu başkanı Albay Kemal (Koçer) Bey’de Kurtuluş Savaşlarımızda İstanbul (İşgal Senelerinde M.M. Grubunun Gizli Faaliyetleri) adıyla yayınladığı hatıratında, “İstanbul’da yüzlerce top, yarım milyon mermi, milyonlarca fişek, çok mühim miktarda malzeme ve eşya vardı. Her cephanelik, her depo ağzına kadar dolu idi. Fakat hepsi sıkı bir muhafaza altında idi.” demektedir(3).

Depolardaki Harp Malzemelerinin Büyük Vapurlarla Anadolu’ya Kaçırılması Gerektiği Düşüncesi Oluşmuştu 

İlk defa Kaymakam Eyüp (Durukan) Bey, depolarda bulunan Osmanlı ordusuna ait harp malzemesinin başka ellere geçmesine mani olmak ve Anadolu’ya kaçırılmasını sağlamak üzere, bir grup arkadaşıyla 19 Mart 1920 tarihinde gizli bir teşkilat kurmuştu. “İmalât-i Harbiye Grubu” ad verilen bu teşkilat, maksadı gerçekleştirmek üzere 272 gün boyunca uğraşmış ama para ve güvenilir eleman yokluğundan dolayı fazla bir şey yapamamıştı. Nihayet Ankara’nın talimatıyla kurulan Hamza Grubu (daha sonraki adı Felah Grubu) ile birleşerek hizmetini bu grup bünyesinde vermişti(4). Bu teşkilatın ilk silah kaçakçılığı motor ile 5 Aralık 1920, vapur ile 10 Mayıs 1921’de yapılmıştı(5).

İstanbul’dan Anadolu’ya harp malzemesi kaçırılması işi, aslında Mondoros Mütarekesi’nden hemen sonra başlamıştı ve devam ediyordu. Ancak kaçakçılık yoluyla Anadolu’ya yapılan bu yardımlar bir meydan muharebesi kazandıracak miktarda değildi(6). Bu depolardan küçük çaplı kaçakçılık yapılıyordu. Öte yandan toptan sevkiyat, ilgili makamlarca uygun görülmüyordu. Büyük mikyasta kaçakçılık için en güç iş vapuru bulmak, cephaneyi kaçırıp yüklemek, vapurun selametini temin etmekti (7).

İşin emniyeti bakımından, kaçakçılık işlerinde bandırası ve sahibi ecnebi olan vapurların tercih edilmesi icab ediyordu. Hüsnü Himmetoğlu hatıralarında, “(…) o sıralarda bize Fransız ve İtalyan vapur şirketleri ve İstanbul’daki mümessilleri yardım etmek istiyorlar ve hatta sevkiyatımıza bilerek göz yumuyorlar idi”(8), sözleriyle, harp malzemesi kaçırma işlerine işgal kuvvetleri vatandaşlarının ilgisini anlatmaktadır. Nitekim, Namık Grubu adı altında faaliyet gösteren Ağır Topçu Yüzbaşı Halil İbrahim ile kardeşi Ahmet Naci Beyler, 1921 yılı ortalarında bir kısım cephaneyi İngilizlerin de yardımı ile İnebolu’ya götürüp teslim etmişlerdi(9).

Hüsnü Himmetoğlu kaçakçılık işine ilk önce, Kurmay Kaymakam Mustafa Muğlalı’nın başkanlığında faaliyet gösteren (Karakol Teşkilatının devamı) “Yavuz Grubu” ile başlamış, daha sonra yine Ankara’nın emrinde çalışan “Felah Grubu”, “Muavenat-ı Bahriye Grubu” ve “M.M. Grubu” ile tanışmıştı. Kurmuş olduğu geniş kaçakçılık teşkilatı ile bu dört gruba da harp malzemesi kaçakçılığında yardımcı olmuştu(10). O, İstanbul’dan Anadolu’ya harp malzemesi kaçakçılığı için 80 vapur ile 260 sefer organize etmişti. Bu seferlerden 6’sı Yavuz Grubu, 84’ü Ordu müteahhitleri, 95’i Felah Grubu, 48’i Muavenât-ı Bahriye Grubu, 19’u M.M. Grubu adına gerçekleştirilirken, 8’i de münferit olarak yapılmıştı(11).

Silah Kaçakçılığı İşinde İngiliz İstihbaratçısı Pandikyan Sonuna Kadar Destek Vaad Ediyordu

Hüsnü Himmetoğlu’nun bu kaçakçılık işlerini organize ederken gerek Fransız makamları ve vatandaşları ile gerekse İstanbul’da faaliyet gösteren İngiliz istihbaratı ile ilişkisi bir hayli ilginçtir. Az önce de bahsettiğimiz gibi, Hüsnü Himmetoğlu, motorlarla yapılmakta olan yardımları yetersiz görüyor, daha büyük çaplı yardım ihtiyacını şöyle ifade ediyordu “Bizim derdimiz, gayemiz bir meydan muharebesinin, büyük bir zaferin vukuu ve kati zafere ulaşmasını temin edecek mühim mikyasta mütemmim yardımların yapılması ve devamı idi” (12). Bu maksatı gerçekleştirmek üzere Hüsnü Himmetoğlu, 12 Eylül 1921 tarihli bir sözleşme ile, bir Fransız kumpanyasının çalıştırdığı Fransız bandıralı Penay isimli vapuru Ankara hesabına kiralamıştı. Bu, yalnızca harp malzemesi nakliyle görevli, kendisinin emrine amade bir vapurdu. İlk seferinde Tapa fabrikasından çıkarılan 90 ton cephane ve ilave olarak bazı harp malzemeleri bu gemiyle kaçırarak İnebolu’ya teslim etmişlerdi(13).

Hüsnü Himmetlioğlu, daha büyük bir kaçakçılık organize etme fikrini ilk defa 6 Ekim 1921’de, İstanbul’daki İngiliz istihbaratının şefi Ermeni asıllı (Arman)Pandikyan’a açmıştı. Pandikyan, Edirne’li ve Türk tebaasındandı. İlk defa 5 Haziran 1921 günü bir polis nezaretinde Himmetoğlu’nu yanına getirtmiş ve tanışmışlardı. Pandikyan, işgal zamanlarında Galata’da yer altı camii yanında İstavropolo hanındaki İngiliz istihbaratının deniz işleriyle meşgul bir şubesinin şefi olarak çalışıyordu. Şubenin başında İngiliz Yüzbaşı Gordon bulunmakla birlikte, o amiri Gordon’u istediği gibi sevk edebiliyordu. Emri altında 70’den fazla Rum, Ermeni, Türk, İngiliz polisi olarak çalışıyordu. Pandikyan istediğini tutuklama yetkisine sahip olup kaçakçılık işlerinde tam yetkiliydi. Pandikyan gizli teşkilatların eşya ve zabit sevkiyatından, toplantı yerlerinden, elemanlarından tamamen haberdardı. İstese, hepsini bir anda tevkif edebilir, kaçakçılık yapmalarına mani olabilirdi(15).  Ama hiç böyle fenalıklar yapmamıştı. Himmetoğlu Pandikyan’ı şu sözlerle anlatıyordu, “Bilakis şahıslarımıza yapılacak fenalıkları, kaçırılacak eşyaların tehlikesini daima kendi kuvvet ve kudreti dâhilinde önlemeye çalışmış, yapılacak her türlü baskın ve tevkiflerden hepimizi günü gününe haberdar etmiş, olmuş hadiselerde de elinden gelebilen her türlü yardım ve hizmeti, edinebildiği malumatı bizden esirgememiş ve gizlememiştir. Bildiğini ve öğrendiğini vaktinde bize haber vermiş, tevkif edilen adamlarımızı kurtarmağa çalışmış ve kurtarmış, kaçak eşyalarımızdan düşman eline geçebilenleri kısmen olsun iadeye çalışmıştı. Doğrusu, memleket vazifelerini vatanperver bir vatandaş olarak harbin sonuna kadar ifa etmişti. Hatta harpten sonra da gene bize ve memlekete cidden büyük hizmetleri olmuştu”(16).

Pandikyan neden bu hizmetleri yaptığını uzun uzun Hüsnü Himmetoğlu’na anlatır. “Dünyaca medeni olarak bilinen İngiliz, Fransız, İtalyan milletlerini İstanbul’un işgalinden sonra yakından tanıdık ve anladık gördük ki, Ermeniler ancak Türklerle birlikte yaşadıkları takdirde Türkiye’de efendi olabilirler, aksi takdirde bu medeni tanıdığımız insanların bize ekmek dahi vermelerine imkân yoktur. Bugüne kadar iş bizde, para bizdeydi. Bunu Türkler zamanında ve onların sayesinde elde etmiştik. Biz o günü gene Türklerle birlikte yaşamakta görüyor ve istiyoruz. Bunun içindir ki, memleketime, Türklere elimden gelebilen her yardımı yapmayı vazife biliyor ve öyle yapmaya çalışıyorum.” sözleriyle yaptığı hizmetlerin sebebini anlatır. Himmetoğlu, bu hizmetlerine karşılık Pandikyan’ın bir kuruş dahi istemediğini ifade eder(17).

Taşıma İşinde Fransız Nakliyat Şirketi ile İşbirliği Yapılması Kararlaştırılmıştı

Büyük vapurlarla Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması hususunda İngiliz istihbaratçısı Pandikyan ve Himmetoğlu mutabık kalırlar. Bu görüşmenin akabinde Himmetoğlu, İstanbul’da faaliyet gösteren La Fransez kumpanyasına bağlı bin ton kapasiteli Fransız bandıralı Ararat vapurunu kiralamak üzere, şirketin direktörü ile 8 Ekim’de görüşür ve anlaşır(14). La Fransez kumpanyasının direktörü Şarl Kalçi isimli bir Ermeni’dir. Himmetoğlu’nun hedefi, bu vapur ile Tapa fabrikasında mevcut mühimmatın kaçırılmasıdır. Zira, buradaki harp malzemesi Anadolu’ya harp kazandıracak miktardadır. Himmetlioğlu’nun mensubu bulunduğu Felah Grubu’nun bu ölçüde bir kaçakçılıktan çekinmesi üzerine, Himmetlioğlu M.M. Grubu lideri Albay Halil Kemal (Koçer) ile işbirliğine gider(18).

Ararat vapurunu kiralanması hususunda Şarl Kalçi ile Halil Kemal (Koçer) Bey de bir görüşme yapar. Bu görüşmede Kalçi, kumpanyanın son vapurunu elden çıkarana kadar birlikte çalışma sözü verir. Devam edecek işlerin intizam ve selâmeti hesabına Kemal Bey’in İngiliz istihbaratının şefi Pandikyan ile görüşmesi gerektiğini bildirir(19). Albay Kemal bir birahanede Pandikyan ile görüşür. Pandikyan “(…) cepheyi takviye için her çareye başvurulmalıdır. Asıl olan budur. Bu toprakta yaşayanlar, böyle buhranlı zamanlarda olsun, ideoloji ihtilaflarını unutmalıdır. Irkların muhâcerâtı, felaketlerini intaç eder. Artık bu hicrete son verilmelidir. İşte benim gayem budur ve size bütün kuvvetimle çalışacağım” der(20).

Gerek cephaneliklerle vapur arasındaki çok güç işlerde, gerekse vapurların sevkinde La Fransez şirketi çalışanlarından Arif, Terziyan, Papasyanlar (iki kardeş) Karabet Hogasyan ve Bedeş’in değerli hizmetlerinden istifade edilir(21). Ararat vapuru, Pandikyan’ın yardımıyla problemsiz olarak Karadeniz’e açılır ve taşıdığı malzeme 6 Kasım 1921 günü İnebolu’ya teslim edilir(22). Ancak, Ankara’nın taahhüt edilen ödemeyi La Fransez şirketine yapmaması Hüsnü Himmetoğlu’nu zor durumda bırakır. Ankara’ya bizzat giderek paranın ödenmesini sağlar. O henüz Ankara’da iken, Ararat vapuruyla sevkiyat işinde rol almayan Felah Grubu, bu işte geri kalmadığını göstermek üzere kendisi de bir kaçakçılık işi organize etmeye kalkar. Ancak, La Fransez kumpanyası direktörünü ve Pandikyan’ı devre dışarı bırakarak başka kanaldan yapılmaya çalışılan bu kaçakçılık işi fiyasko ile biter. Kiralanan Vera vapuruna el koyan İngilizler mühimmatın önemli bir kısmını denize döker, mürettebatı ve organizeyi yapanları tutuklarlar.

İstanbul’daki Gizli Milli Örgütler Arasındaki Çekişme Mevcuttu

Ararat gemisi ile yapılan kaçakçılık hadisesinin sahiplenilmesi hususunda Felah grubu ile M.M. Grubu arasında büyük bir çekişmenin yaşandığı Hüsnü Himmetoğlu’nun hatıralarından anlaşılmaktadır. Himmetoğlu’nun “Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları” isimli iki ciltlik hatıratı, neredeyse bu çekişmenin hikayesini anlatmak ve M.M. Grubunu önemsizleştirmek, itibardan düşürmek için yazılmış gibidir.

Mütareke döneminde Ankara’nın bilgisi dâhilinde dört gizli teşkilat İstanbul’da aynı alanda faaliyet gösteriyordu. Bunlar,  Müdafaayi Milliye Teşkilatı, Felah Grubu, Muavenât-ı Bahriye Grubu ve M.M. Grubu idi. Bu gruplar arasında rekabet ve çekememezlik vardı. Hüsnü Himmetoğlu’na göre Felah Grubu (daha önceki isimleri Hamza, Mücahit ve Muharip), Mustafa Kemal Paşa’nın emri ve İsmet Paşa’nın yardımıyla Genelkurmay tarafından kurulmuş ve resmiyeti Ankara tarafından tasdik edilmişti. Daha önce İstanbul’da faaliyet gösteren M.M. Grubu ise, Albay Hüsamettin (Ertürk)‘ün Fevzi (Çakmak) Paşa tarafından Ankara’ya çağırılması sırasında, Samsun’da yeniden yapılandırılmış ve arkasından onun da resmiyeti Ankara tarafından tasdik edilmişti. Dolayısıyla M.M. grubu, Albay Hüsamettin (Ertürk) üzerinden Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bağlıydı. Hüsnü Himmetlioğlu, kitabını hazırlarken incelemesine izin verilen Genelkurmay gizli belgelerinde pek çok sayıda, birbirleri aleyhine yazılmış, gözden düşürücü yazı ve raporlara rastlamış, kendisi bunlardan bir kısmını kitabına almıştır(23).

1920 Yılı Sonundan İtibaren Milletlerarası Konjonktür Türkler Lehine Değişmeye Başlamıştı

 Anadolu’ya harp malzemeleri sağlama işini doğru anlayabilmek için milletlerarası konjonktürü de göz önünde bulundurmak icab eder. 1920 yılı sonlarına doğru, milletlerarası konjonktür Türkler lehine değişmeye başlamıştı. Yunanistan’da 4 Kasım 1920 tarihinde yapılan seçimlerde Venizelos’un büyük bir hezimete uğraması ve Kral Konstantin’in tahtına dönmesi İtilaf devletlerinde hayal kırıklığı yaratmıştı. Kral Konstantin, Alman Kayzeri Wilhelm’in kayınbiraderi idi ve Alman yanlısı olduğu için 1917’de İtilaf Devletleri tarafından tahttan indirilmişti. İtilaf Devletleri Kral’ı resmen tanımadılar. Bu seçimden sonra, İngiltere ve Fransa Yunanistan’a verdikleri mali desteği kesip, yeni yardım taleplerini de geri çevirdiler. Artık İtilaf Devletleri’nin Türk-Yunan Savaşı’na yaklaşımları değişmeye başlamıştı. TBMM ile Sovyet Rusya arasında kurulan yakın ilişkilerin verdiği rahatsızlık, Yunan ordusunun Anadolu’da beklenen başarıyı elde edememesi de bu politika değişikliğini etkilemişti.

Bu gelişmeye ilaveten, İngiliz Ticaret Kurulu 24 Mart 1921 tarihinde savaş malzemelerinin İngiltere’den ihracına ilişkin yeni bir liste yayınlamış ve pek çok harp malzemesinin ihracını yasaklamıştı. Bu yasaktan en fazla Yunanistan’ın etkileneceği belliydi. Yunanistan, Kemalistlere Rusya’dan geniş çapta savaş malzemesi gönderildiğini, İtalyan ve Fransızların TBMM hükümetine askeri malzeme sattıklarını ileri sürerek İngiltere’nin kendilerine askeri malzeme satışına izin vermesini ısrarla talep ediyorlardı. Ancak, İngiltere bu taleplere olumlu cevap vermiyordu.

Savaş malzemesi ihracı yasağını, 13 Mayıs 1921 tarihinde, Müttefik Yüksek Komiserlerinin Türk-Yunan Savaşı’nda tarafsız olduklarını ilan etmeleri izledi. Müttefikler işgalleri altındaki bulundurdukları mahaller dışında bazı yerleri tarafsız bölge ilan ettiler. Aralarındaki uzlaşmaya göre, Müttefiklerin işgali altındaki bölgelerde, savaşan taraflar (Türk ve Yunan tarafı) asker toplayamayacak ve ordu teşkil edemeyeceklerdi. Yunanistan uyruğu şahıslar Yunanistan’a, Türk uyruğunda bulunanlar işgal bölgesi dışındaki Türk topraklarına rahatça gidebileceklerdi. Böylece Türklerin Anadolu’ya geçişi ile ilgili sınırlandırmalar kaldırılmıştı. Bu mutabakata göre, Yunanlıların İstanbul’u ordu ve donanma üssü olarak kullanmalarına da müsaade edilmeyecekti. Müttefikler, Yunan gemilerinin ve askerlerinin tarafsız bölgeden ayrılmasında ısrarcıydı. Ancak bunu başaramadılar, Yunanlılar eskiden olduğu gibi savaş malzemesi, kömür ve iaşe gibi ihtiyaçlarını İstanbul’dan karşılamaya devam ettiler. Bu durum, tarafsızlık anlaşması gereği, Ankara hükümetinin de Boğazlar bölgesinden savaş malzemesi, kömür ve iaşe gibi ihtiyaçlarını karşılamalarına mani olan hukuki ve askeri engelleri ortadan kaldırmasına sebep oldu.

Arkasından Ankara ile ilişkilerini düzeltmek isteyen İtalya 25 Mayıs’ta Marmaris’i, 1 Haziran’da Antalya’yı boşalttı. 9 Haziran’da Franklin Boullion başkanlığında bir Fransız heyeti Ankara’ya geldi ve bir barış andlaşması yapmak için görüşmeler başlattı. İtilaf devletleri artık Ankara’yı muhatap alıyorlardı. Bu sırada İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington, Binbaşı Douglas Henry ve Binbaşı Stourton’dan kurulu bir heyeti M.Kemal Paşa ile anlaşma zemini sağlamak üzere Anadolu’ya göndermişti. 13 Haziran 1921’de İnebolu’ya gelen İngiliz Binbaşıları Türkler için bir miktar cephane getirmiş ve bundan sonra cephane sevkine devam olunacağını söylemişlerdi(24).

10 Ağustos 1921 tarihinde Paris’te toplanan Yüksek Konsey, Türk-Yunan savaşı hakkında alınan tarafsızlık kararını katı bir şekilde uygulamaya karar verdi. Müttefikler taraflar arasındaki çatışmalara müdahalede bulunmayacaklar, asker, silah veya borç ne olursa olsun yardım etmeyeceklerdi. (Alınan mali kararlar, savaşı İngiltere’den yaptığı borçlanmalarla finanse eden Yunanistan’ı perişan edecek sonuçlar doğurmuştu.) Müttefik hükümetleri taraflara doğrudan savaş malzemesi satamasa da, özel şirketler her iki tarafa savaş malzemesi satma hakkına sahip olacaklardı. İngiliz hükûmeti, sadece Yunanlılara savaş malzemesi satmakta olan İngiliz şirketlerinin bundan böyle “Kemalistlere” de satış yapmasına izin verdi. Bu karar çerçevesinde Ankara, Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’i Fransa’ya göndererek silah ve cephane teminine memur etti. Yine, 14 Haziran 1921’de Ankara tarafından İstanbul’a resmi temsilci olarak tayin edilen Hilal-i Ahmer ikinci başkanı Hamid Bey’de resmi yollardan silah ve mühimmat temini için görüşmeler yürütüyordu.

 

Dipnotlar:

1 Himmetoğlu Hüsnü, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları Cilt-1, shf. 156-159

2 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 157-158

3 Koçer Kemal, Kurtuluş Savaşlarımızda İstanbul shf. 15

4 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 158-162

5 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 236

6 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 269

7 Koçer, age. shf. 15

8 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 269

9 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 257

10 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 274-280

11 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 302-303

12 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 155

13 Himmetoğlu, age. Cilt-2, shf. 77-78

14 Himmetoğlu, age. Cilt-1,shf. 268

15 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 406-407

16 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 407-408

17 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 409-410

18 Himmetoğlu, age. Cilt-2, shf. 88-90

19 Koçer age. shf. 29-32

20 Koçer age. shf. 37-39

21 Koçer age. shf., shf. 41

22 Himmetoğlu, age. Cilt-2, shf. 112

23 Himmetoğlu, age. Cilt-1, shf. 102-256

24 Tansel Selahattin, Mondoros’tan Mudanya’ya Kadar, IV.Cilt, shf.58.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Himmetoğlu Hüsnü, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları Cilt-1, İstanbul-1975.

Himmetoğlu Hüsnü, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları Cilt-2, İstanbul-1975.

Koçer Kemal (Emekli Korgeneral), Kurtuluş Savaşlarımızda İstanbul (İşgal Senelerinde M.M. Grubunun Gizli Faaliyetleri), İstanbul-1946.

Tansel Selahattin, Mondoros’tan Mudanya’ya Kadar IV.Cilt, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, Ankara-1973.

 

*Bu haber 30 Aralık 2011 tarihinde Haber10 sitesinde yayınlanmıştır.

Kategoriler: Yazılar